YAZARLAR

Salgın ve enerji adaleti

Pandemiyle beraber durumu daha kötüye giden, enerji akışına sahip olamayanlar var. “Kim bunlar?” dediğimizde; BM Kalkınma Projesi (UNDP) 2019 verilerine göre çoğunluğu Sahra altı Afrika’dan olan 950 milyon insan. Yani neredeyse bir milyar insan. Yani bu insanlar elini düğmeye uzatıp açma konumuna getirdiğinde yanan bir ampul göremiyor.

Korona virüsü, bireysel ve toplumsal olarak alışkanlıkların yeniden şekillendiği bir dönemin kapısını araladı. Ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşam için hayati olan bir diğer başlık enerji. Kriz dönemlerinde enerjiye erişim önem arz eder. Sağlık tesislerinin, araçlarının kullanımının sürmesi, örneğin yoğun bakım ünitelerindeki elektrik akış vb...

Enerji, kapsamı geniş bir kavram. İhracatçılar, tüketiciler, şirketler salgından doğrudan etkilenenler. Devasa şirketlerin, devletlerin evdeki hesabı salgına uyarlama çabaları bu çerçevede ele alınması gereken ana hatlardan biri. Diğer bir başlık tüketim cephesi. Tüketicilerin salgındaki eğilimleri yine değerlendirme dışı tutulamayacak kadar önemli. Son olarak, genellikle ilk iki başlık uyarınca daha az dikkat çeken bir diğer konu enerjiye erişim. Bu hafta, bu üç ana hat üzerinden küresel olarak Mart 2020’den günümüze değin süren ve sürecek gibi de görünen salgının enerjiye etkisine mercek tutacağız.

ÜRETİCİLER KARAMSAR:BELİRSİZLİK, KÜÇÜLME, İŞTEN ÇIKARMA

Enerji arzında hayati bir rol üstlenen enerji ihracatçıları, aynı zamanda küresel ekonominin seyri açısından da önemli. 1980’lerde petrolden elde edilen gelirlerin ABD bankalarına yatırılması ve bunun kredi olarak neoliberal dönüşüm için kullanımı buna örnek verilebilir. Dolayısıyla OPEC başta olmak üzere üreticilerin ekonomilerini olumsuz etkileyecek gelişme, tasarruflarına dönük projeksiyonları da etkiliyor. Buysa küresel olarak dolaşımdaki kredi ya da yatırım miktarına etki ediyor. Katar Yatırım Otoritesi’nin küresel düzeyde 320 milyar doları bulan yatırımlarıyla Katar enerji tedariki arasındaki ilişki buna örnek verilebilir.

Korona salgınının Çin’de baş göstermesi, Çin’e petrol temin eden ilk iki ihracatçı Rusya ve Suudi Arabistan ekonomisini Ocak 2020’den itibaren etkilemeye başlamıştı. Salgının kısa sürede küresel bir olgu haline gelmesi, talepte düşüş, değişen piyasa koşulları karşısında alınacak tutum OPEC ile Rusya arasında Mart 2020’de sert gerilimlerin yaşanmasına neden oldu. Nitekim petrol fiyatları taraflar arasında yeni bir kesinti kararı alınana kadar 20 dolar seviyesine geldi. Beklenen anlaşmasının sağlanması, kesintiye başlanması, ABD’nin bu konuda ilk defa adım atmasıyla fiyatlar 40-44 dolar seviyesine çıktı. Salgının üretici ülkelere etkisini iki örnekle inceleyelim.

En büyük petrol ihracatçısı Suudi Arabistan ekonomisi 800 milyar dolarlık bir GSYH’ye sahip. Riyad'ın ihracat gelirlerinin yüzde 80’i petrol ve petrol ürünlerinden geliyor. Salgının krallık ekonomisine maliyetine bakıldığında, ülke ilk çeyrekte yüzde 5.3 ikinci çeyrekte yüzde 7 küçüldü. İşsizlik rekor düzeye ulaşarak yüzde 15’e çıktı. IMF Suudi Arabistan’ın 2020’de ortalama yüzde 6.8 küçüleceğini, 2021’deyse yüzde 3.1 büyüyeceğini öngörüyor.

Diğer bir önemli ihracatçı Rusya’nın da durumu parlak değil. Federal bütçesinde enerji gelirlerinin yüzde 35’ten fazla yer tuttuğu Rusya, ilk çeyrekte yüzde 1.6 büyümesine karşın ikinci çeyrekte yüzde 8.5 küçüldü. Rusya istatistik kurumu Rosstat, nisan-temmuz arasında Rusya içi ulaşımın yüzde 79 azaldığını, hizmetler sektörünün yüzde 37.2 küçüldüğünü belirtiyor. Kurum, tarım hariç her sektörde ibrenin daralmayı işaret ettiğinin altı çiziyor. Dünya Bankası Rusya’nın 2020’de ortalama yüzde 6 küçüleceğini öngörüyor. Banka, Moskova’nın ekonomik olarak pandemi öncesi duruma ancak 2022’de ulaşabileceğini düşünüyor.

OECD’nin ekonomik tahminlerinde küresel beklentilerinin bir kısmı olumlu yönde güncellenirken Rusya ve Suudi Arabistan’a dönük öngörülerin karamsarlığı sürüyor. Bunun en önemli nedeniyse piyasalardan doğrudan etkilenen petrolün her iki ekonomide de hayati konumda yer alması.

Enerji sektörünün başat aktörlerinden bir diğer grup enerji şirketleri. Yatırımcılarını ikna etmek için dil döken şirketler büyük oranda başarısız oluyor. Örneğin BP’nin hisseleri salgından bu yana yüzde 20-30 arasında değer yitirdi. Finansal piyasadan darbe alan şirket, küçülmeye gideceğini ifade etti. BP’nin yıl sonuna kadar 10 bin kişiyi işten çıkarması bekleniyor. Benzer biçimde Shell de 2020’de 9 bin kişi için işten çıkarmaya gidecek. Total, küresel olarak bazı sahalardaki faaliyetlerini askıya aldı. ABD’de kaya petrolü üreticilerinin borçlarında ciddi bir artış söz konusu.

SALGIN ENDİŞEYE, ENDİŞE TÜKETİMDE DÜŞÜŞE NEDEN OLUYOR

Enerji sektöründe hayati olan diğer başlık tüketim. Küresel ölçekte bunu anlaşılır kılan ve duymaya yatkın olduğumuz ise talep. 60 decibels‘in Afrika, Güney Asya ve Latin Amerika’da 19 ülkeden 21 bin kişiyle yaptığı ankette “COVID 19 konusunda endişeli misiniz?” sorusuna nisanda yüzde 98 oranında “Evet” yanıtı verilmiş, bu oran eylülde yüzde 64’e inmiş. Endişe alanları sorulduğundaysa “ailemin ve benim sağlığım” cevabı yüzde 50’ye yakın bir kümelenmeye neden olmuş. İkinci sırada ekonomik kaygılar var. İş bulma, temel gıdaya erişim, gelirini koruma gibi başlıkların hayatlarda neden olduğu kaygı yüzde 45’e yakın.

Bu ankete verilen yanıtlar, uzmanlara göre tasarruf, harcama kısıtlama ve daha kötüsüne hazır olma durumuna neden oluyor. Bir başka anlatımla savaş döneminde bireylerde etkili olan psikolojinin, salgında etkili olduğu söylenebilir. İşte bu durum enerji tüketimine de etki ediyor.

Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Haziran 2020 raporuna göre, tamamen kapanma önlemleri uyguladığında tüketici ülkelerin ortalama enerji talebinde 1/4 oranında düşüş meydana geliyor. Kapanma önlemlerinin kısmi uygulanması durumunda tüketim yüzde 18 düzeyinde düşüş gösteriyor. Ancak önlemlerin esnetilmesi, hatta bazı ülkelerde vaka sayıları yerine hasta sayılarının paylaşılması, toplumların alışkanlıklarına ve gelecek projeksiyonlarına etki ediyor. Ancak Türkiye gibi ülkelerde yapılan bu kamuflaj devlete güveni azaltıp, en kötüsüne hazırlanmak için tasarrufların (tabii mümkünse) artmasına neden oluyor.

ENERJİ GÜVENLİĞİNİN LÜKS OLDUĞU MEMLEKETLER

Yukarıda enerjiye erişimde bir sıkıntının yaşanmadığı tedarikçi, tüketici ve şirket tarafını ele aldık. Ancak pandemiyle beraber durumu daha kötüye giden, enerji akışına sahip olamayanlar var. “Kim bunlar?” dediğimizde; BM Kalkınma Projesi (UNDP) 2019 verilerine göre çoğunluğu Sahra altı Afrika’dan olan 950 milyon insan. Yani neredeyse bir milyar insan. Yani bu insanlar elini düğmeye uzatıp açma konumuna getirdiğinde yanan bir ampul göremiyor. Yine aynı kuruma göre bu coğrafyalardan insanların, varsa, buzdolabı bir gün çalışabiliyorsa bazen 1 hafta bazen bir ay çalışmıyor, çünkü elektriğe erişim istikrarlı değil, yani bir var bir yok. Bu konuda net sayı verilmiyor. Tahmini olarak 500 milyon, yani bir Avrupa kıtası kadar insandan bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Dünya Bankası 2019 verilerine göre dünya nüfusunun yüzde 40'ı, yani 3 milyar insan, yemek pişirmek için temiz ve güvenilir enerjiye erişemiyor. Hem elektrik erişimi hem de yemek pişirmek için gerekli olan enerji kişilerin gelirleriyle doğrudan alakalı. Geçtiğimiz hafta salgınla beraber en iyi ihtimalle 80-100 milyon insanın daha yoksullar grubuna ekleneceğinin altını çizmiştik. Mercek uzaklaştırıldığında bunun 200 milyon insana çıkabileceğini söylemek güç değil. İşte bu yoksulluğa sürüklenmenin enerji alanında karşılığı: Elektriksizlik, susuzluk, kıtlık, sağlık hizmetlerine erişememe. Yani sistem birilerine karşı adaletsizliğini enerji cephesinde de pekiştirmiş durumda.

Özetlemek gerekirse, enerji hayatımızda çok önemli bir yere sahip. Bu konum ulusal ve  küresel ekonomiye etki etmesine, ve ondan etkilenmesine neden oluyor. Enerji zengini ülkelerin ekonomilerinde sancılı sarsıntılar yaşanırken, enerji şirketleri, ilk elden işten çıkarmalara gidiyor. Ancak dünyada bazı adresler var ki, bu salgın hayatlarını iyi yönde etkilemek şöyle dursun daha da zorlaştırdı. Enerjiye erişim bazı coğrafyalar için hâlâ kör talih, makus kaderle özetleniyor. Üstelik yoksullar arasında yerlerini alan en az 200 milyon insanın kaçının enerjiye erişimi devam edebilecek bilinmiyor. Yani her yanından adaletsizlik akan bu sistem, enerjiye erişimde de yoksulların hakkını elinden almayı ihmal etmiyor.


Mühdan Sağlam Kimdir?

Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı’nda doktora yapmaktadır. Enerji politikaları, ekonomi-politik, devlet-enerji şirketleri ilişkileri, Rusya’da devletin dönüşümü ve enerji politikaları, Avrasya temel ilgi alanlarıdır. Gazprom’un Rusyası (2014, Siyasal Kitabevi) isimli kitabın yazarı olup, enerji ve ekonomi-politik eksenli yazıları mevcuttur. 7 Şubat 2017'de çıkan 686 sayılı KHK ile üniversiteden ihraç edilmiştir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR