Korona virüsümü nasıl teşhis ettirdim?

Acil'in giriş kapısına gelmeden, sağda bir kulübe gördüm. Sağına soluna A4 kağıdı ile ilk başvuru yazılmıştı. Buraya girmeliydim tamam da etraf çok kalabalıktı. İnsanlar birbirinin yanında, arkasında, önünde çok yakın duruyorlardı. Sosyal mesafe sıfırdı. Ürktüm. Eğer şimdi hasta değilsem bu sürecin sonunda çok yüksek ihtimalle hasta olurum diye düşündüm.

Yusuf Kuzu

Hastaneye gitme kararını aniden verdim. Risk alamazdım. Evde 65 yaş üstü iki insan vardı. Ateş, eklem ağrısı, mide bulantısı vb. yoktu. Sadece bir gün önce başlayan gün içinde ara ara cılız öksürükler. Biraz farklıydı sanki bu cılız öksürükler. Emin olamıyordum. Grip başlangıcı da olabilirdi.

Nereye gitmeliydim? Hastaneler virüs kaynıyordur şimdi. Özel hastaneye gitmek? Asla. Parayla sağlık satın almam

112’yi aradım. ‘Böyle böyle’ dedim. “En yakında nereye gidebilirim?” diye sordum. Özel’e git tavsiyesinde bulundular. Abimi aradım. “En iyisi İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne (Samatya-Merkez) gidelim” dedi. Arabanın arka koltuğunda, atkıyla ağzımı kapattığım halde hastaneye ulaştık.  “Sen girme dedim” abime. Ne olur ne olmaz. Hastanenin dışında bıraktı beni. Haberleşiriz dedik, o işine döndü ben de hastaneye…

Acil’in giriş kapısına gelmeden, sağda bir kulübe gördüm. Sağına soluna A4 kağıdı ile ilk başvuru yazılmıştı. Buraya girmeliydim tamam da etraf çok kalabalıktı. İnsanlar birbirinin yanında, arkasında, önünde çok yakın duruyorlardı. Sosyal mesafe sıfırdı. Ürktüm. Eğer şimdi hasta değilsem bu sürecin sonunda çok yüksek ihtimalle hasta olurum diye düşündüm. Vaz mı geçsem? Evde risk grubunda insanlar var, olmaz. Bu seferlik özel hastaneye mi gideyim? Bilmiyorum. Uzaktan düzensiz kalabalığa bakıyorum…On dakika geçiyor böyle. Ya uzaklaşmalıyım ya da…

Kulübe küçük. İki görevli var içeride. Ateşimi ölçüyorlar. 37,1. Bir barkod veriyorlar, hemen karşı tarafı gösteriyorlar, oradaki sekreterliğe git diyorlar. O tarafa yöneliyorum. Burası daha önce bekleme salonuydu. İlk müdahale yeri olarak düzenlenmiş yeniden belli ki. Dört küçük oda var içeride. İki de sekreterlik. Ön taraf boydan boya cam. İçerisi olduğu gibi görünüyor. Kapıda özel güvenlik. Kapının önünde iç içe insanlar kalabalık oluşturmuş. Güvenlik görevlisi ile ağız dalaşında kimisi. “Sırayla alıyorum” diyor güvenlik görevlisi. Sağ tarafta dip dibe de olsa bir sıra var.

Sıraya giriyorum. Mesafemi koruyorum. Bozuluyor. Tekrar koruyorum yine bozuluyor. Tekrar… Yine. Elimdeki barkoda bakıyorum; 264 sıra no, tahmini süre 16:30-17:15 arası. Saat 14:30. Böyle olmayacak, sıradan çıkıyorum. Atıyorum kendimi öndeki kalabalığın içine. Güvenlik görevlisine “En son kaç numarayı içeri aldın?” diye soruyorum. 180 yanıtı geliyor. Bir saat sonra sorduğumda 200’e ulaşmamış olduğunu öğreniyorum. 16:30-17:15 yalan oluyor. Zaten en başta inanmamıştım.

VİRÜS PARTİSİ

Hava soğuyor. İçeri girsem mi diye düşünüyorum, bahçede turlarken. Virüs bulaşmamışsa bile bulaşmıştır artık. Üşümektense, içeri giriyorum. İyi de bulaşmışsa, ya içeride bulaşmamış birine bulaştırırsam. Az ihtimal. Ama olsun ben yapmayayım. Dışarı çıkıyorum tekrar. Dışarıda virüs bulaştırma partisi devam ediyor. Müzik yok sadece. Bende artık daha rahatım. Ama yine de mesafemi koruyorum.

Saat 20:00 gibi, güvenlik görevlisi benim numaramın da içinde yer aldığı bir grup numarayı bağırıyor. Cuma günü İstiklal Marşı bittikten sonra ortaokul öğrencileri nasıl dağılıyorlarsa bizde öyle giriyoruz bir metre genişliğindeki camekanlı koridora. Sekreterin bigisayarı başında balık istifi bekliyoruz barkodlarımızı vermek için. Ara sıra yanımızdan geçen hekimler mesafeyi hatırlatıyorlar, kaygılı, umutsuz gözleriyle.

Derken, sekreter kayıtların artık Acil’in içinde yapılacağını, burada yapılmayacağını söylüyor. Uğultu, itiraz… Bir koşu başlıyor karşı binaya. Yakıştıramıyorum kendime, koşmuyorum. Acil’in içindeki yeşil bölgeye, kayıtların yapılacağı yeni yere geliyorum. Arkadayım, öne doğru geçmeye çalışıyorum, biri beni tanıyor, “Siz benden önceydiniz” diyor, barkodumu veriyorum bu sayede sekretere. En öndeyim. Sekreter kayıt için barkodumu incelerken, bir hekim, “Acil’in içinde kayıt işlemleri yapılamaz” diyor. Tekrar gerisin geriye camekanlı dar koridora doğru bir koşu başlıyor. Yaşamda tutarlılık önemlidir. Ben yine koşmuyorum. Koridora vardığımda arkalardayım… Acaba kayıt yaptı mı sekreter az önce? Barkodumu almıştı. Yapmıştır, yapmıştır. Kan örneği vermek için koridorun sonunda sıraya giriyorum artık. Camekan, insanların yoğun itirazları sonucunda açılmıştı daha önce. Taze hava giriyordu artık koridora bolca. Artık kimse kapıyı kullanmıyordu. İşi biten sonuna kadar açılmış bu camekanlardan çıkıp gidiyor ya da içeri giriyordu.

‘SENİN BARKOD KAYDIN YOK’

Kan örneği alacak hekimin odasındaydım artık. Baktı, “Senin barkod kaydın yok, sekretere git yaptır” dedi.
Sekreterin sırasının sonundaydım tekrar… Nihayet kan örneğini veriyorum. Saat 21:30 civarı. 14.00’te gelmiştim. Sonra akciğer tomografisine yönlendirildim. Sıra bekle, çektir, sonucun hekimin ekranına düşmesini bekle. En az bir saat.

– Akciğerlerin temiz.
– Yapışkanlık hissi var ama.
– Burnundan ve boğazından örnek aldılar mı?
– Hayır, sadece kan tahlili ve tomografi.
– Burnundan ve boğazından mukus örneği alacaklar.
– Nerede?
– Şurada. Sonucunu e-Nabız’dan takip edebilirsin. Pozitif çıkarsa gel, sana yardımcı oluruz.
– Peki.

“Mukus örneği için gelenler şurada sıraya girsin.” Bu da bittiğine göre, kan örneğinin çıkmasını bekleyin diyorlar. Bir iki saate belli oluyormuş. Saat 23:00. Beklemiyorum. İşten sonra hastanenin önünde beni bekleyen abim ile eve dönüyoruz.

TEST SONUCU POZİTİF ÇIKIYOR

Ertesi gün e-Nabız’a kayıt oluyorum. Kan tahlilim ekranda. Test sonucu yok henüz. Hergün kontrol ediyorum. Dördüncü günün akşamı test sonucu ekrana düşüyor. Pozitif. 184’ü arayınca hastaneye götürüyorlarmış. Aradım. İki tur robotun 14 maddelik virüsten korunma nasihatlerini dinledim. Vazgeçtim. Apar topar, önceden yaptığımız gibi abimle aynı hastaneye gittik gittik.

Akşam saat 20.00 idi. Gündüz de böyle miydi acaba? Bu sefer çok sakin. Cam bölmedeki sekreterin bile önünde kimse yok. Ama içeri girmemle dehşete kapılmam bir oluyor. Tekerlekli sandalye üzerinde sanki nefes almak isterken donup kalmış bir adamın, tuhaf bir figür oluşturmuş kaskatı bedeniyle karşılaşıyorum. Kimse yaklaşmıyor. Bağırıyorum kimse yardım etmeyecek mi diye. Ben niye yardım etmiyorsam artık, ne de olsa virüslüyüm. İki kişi yardıma geliyor. Közdeki patatesi çıkarır gibi soktular sandalyesinin üzerinde donmuş kalmış adamı içeri.
“Pozitif çıktı test sonucum” dedim, danışmadaki görevliye. Üç saat sonra ilaçlarımı alarak hastaneden çıkmıştım. Bunun yaklaşık 1.5 saati sistemdeki hata nedeniyle ilaçları almak için beklemekle geçmişti. İlk geldiğim güne göre oldukça iyi sonuç.
İlaçları vermeden önce bir kağıt uzattılar. “Okudum, anladım, kabul ediyorum, bir nüshasını aldım” yaz dediler. Çıkmak istiyordum artık. Okumadım. Söyleneni yaptım, ilaçları aldım.
Bugün tam izolasyonun ikinci günü. İlaçlar bitince ne olacak bilmiyorum.
Büyük risk altında çalışan hastane personeline ne kadar teşekkür edilse azdır. Acil’in önünde, içinde görev yapan özel güvenlik görevlileri çok ama çok korunaksız göründüler bana. Acil’en önlem alınmalıdır.