Şehirde sağlıklı gıdaya ulaşmak ne kadar mümkün

Kentleşmeyle beraber hızla değişen beslenme alışkanlıkları sağlıklı gıdaya erişimi zorlaştırıyor. Bugün pek çok insan tükettiği gıdaların hangi çevre koşullarında yetiştirildiğine, tohumdan sofraya nasıl bir süreç geçirdiğine dair bilgilere erişemiyor.

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Küreselleşme, kentleşme ve gelir artışı nedeniyle beslenme düzenimiz son yıllarda çarpıcı bir şekilde değişti. Gıda üretiminde endüstriyel yöntemlerin kullanıldığı bir dünyada sürdürülebilir gıdaya ulaşmak ise her geçen gün daha zor bir hâl alıyor. Verimi artırarak dünyadaki açlığı sona erdirme iddiasıyla gıda üretiminde kullanılmaya başlayan bu yöntemler, bugün hem insanların hem gezegenin sağlığını tehdit ediyor.

Bireylerde ve toplumda ekolojik yaşam bilinci ve duyarlılığı oluşturmak için çalışmalar yapan Buğday Derneği’nin iletişim Koordinatörü Turgay Özçelik, güvenilir gıdaya ulaşmak için ilk olarak pestisit (tarım zehri) kullanımından vazgeçmek gerektiğini belirtiyor:

“Dünya Gıda Günü için bu senenin teması sıfır açlık, eğer bu iddiadaysak ve sürdürülebilir bir şekilde herkesi sağlıklı gıdaya ulaştırmak istiyorsak öncelikle endüstriyel yöntemlerden, özellikle pestisitlerden vazgeçmemiz gerekiyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 1999 yılında yayımladığı raporda çok tehlikeli olarak nitelendirdiği 14 tarım zehri bugün hala Türkiye’de yasal olarak ruhsatlı bir şekilde kullanılıyor. Bunların hem insanların hem de ekosistemin sağlığı için bir an önce ve ilk elden yasaklanması gerekiyor.”

Kentlerde sağlıklı gıdaya ulaşmanın önemli bir sorun olduğu aşikâr. Pek çok insan tükettiği gıdaların hangi çevre koşullarında yetiştirildiğine, tohumdan sofraya nasıl bir süreç geçirdiğine dair bilgilere erişemiyor. Özçelik, kentte sağlıklı gıdaya ulaşmanın sanıldığı kadar kolay olmadığını belirtiyor ve “Bunun için biraz çaba sarf etmemiz ve sorumluluk almamız gerekiyor” diyor ve neler yapılabileceğini şöyle anlatıyor:

“Öncelikle en güvenilir yol herkesin kendi gıdasını yetiştirmesi. Şehirlerin imkânları sebebiyle bu çok olanaklı olmayabiliyor. Ama balkonda ya da bahçede bir kısmını üretmek mümkün. Bu aynı zamanda tohumdan soframıza kadar o gıdanın yolculuğunu anlamamıza yardımcı olacak. Bunu yapamayanlar içinse kendi memleketlerinden ya da pazardan üreticilerle tanışmak ve ilişki kurmak şeklinde olabilir. Bunu yapamıyorsak bunu bizim adımıza yapan kurumlar, oluşumlar, gıda toplulukları var, sayıları her geçen gün artıyor ve İstanbul’da çok fazla var. Onların tedarik zincirine katılabiliriz. Bunu da yapamıyorsak organik sertifikalı ürünlere yönelebiliriz.”

İSTANBULLULAR NE DİYOR?

Yeterli ve güvenli gıdaya ulaşmak sosyal hakların başında geliyor. Peki, bu büyük şehirlerde ne kadar mümkün? Gazete Duvar’a konuşan Ayten Kıran, “4 yaşında çocuğum var ve ona ne yedireceğimi şaşırıyorum. GDO büyük bir problem ayrıca bir de ilaçlama yapıyorlar. Bu ilaçlamadan dolayı da sağlıklı besleyemiyorum çocuğumu” diyor.

Kıran, kendi memleketinden bir üreticiyle ilişki kurduğunu ve en azından yaz aylarında daha güvenilir gıdalara ulaşabildiğini söylüyor: “Uygun fiyatlı bulduğumda pazardan da alıyorum. Gıdalar ilaçlandığı için çocuğuma meyveleri soyarak veriyorum ve tabii vitamin kaybı oluyor.”

Ayten Kıran, İstanbul’u artık sağlıksız bir şehir olarak görüyor ve başka bir şehre taşınmayı planlıyor: İnsanların artık İstanbul’da birikmemesi gerekiyor. Çocuğumun okulunun bitmesini bekliyorum. 5 sene sonra kendi memleketimde kendime ait bir araziyi ekeceğim. Eskiye dönmeyi düşünüyorum. İstanbul’dan kaçış artık mecburiyet olarak görünüyor.”

‘EVE ŞEFTALİ ALMAYA UTANIYORUM’

Yedi yıl önce Kars’tan İstanbul’a göçen Zeki Bayrambey, İstanbul’da yediği hiçbir şeyden tat almadığını ifade ediyor: “Şeftali, kiraz hep değişmiş. Bir tane meyvenin bile tadı yok. Yazın eve şeftali almaya utanıyorum. Evdekiler de yemiyor” diyor.

Bayrambey, süper marketlerin kampanyalarını takip ettiğini ve buraların alım gücüne daha uygun olduğunu söylüyor. Memleketinden ya da herhangi bir üreticiden gıda almıyor, bunu araştıracak bir zamanı olmadığını belirtiyor.

Bayrambey, Kars’taki hayatından memnun olmasına rağmen çocukları için İstanbul’a göçenlerden. “Oğullarım buraya gelince 300 dönümlük tarlada yalnız kaldım, kendi başıma ne yapabilirim? O çaresizlikten biz de göçtük, buraya geldik” diye anlatıyor.