Yoksulluğa son vererek kanseri durdurabilir miyiz?

Son yıllarda kalp ve damar hastalıkları üzerine yapılan araştırmalar, yoksulluk ile sağlık sorunları arasındaki karmaşık ilişkiye ışık tutuyor. İş ortamında memurlar, müdürlerden önce ölüyor. 

John McNeil*

Yoksulluk, sağlık sorunları ve daha kısa yaşam beklentisi arasındaki bağ açığa çıktı. Her ne kadar bu, dünya genelinde araştırma yürüten bir derneğin yaygın bir sorunun ciddiyetini anlatmak için yaptığı çok küçük bir araştırma olsa bile, kronik hastalıkların fakir insanlarda görülme olasılığının diğerlerinden daha yüksek olduğu ortaya koydu.

Söz konusu dernek, gelir durumuna bakılmaksızın en iyi sağlık hizmetinin sağlanması amacıyla Avustralya gibi ülkelerde çalışmalar yürütüyor. Avustralya’da, özellikle erkek nüfusun yaşam beklentisinin ulusal ortalamadan 17 yıl daha az olduğu yerli nüfus genelinde, sağlık sorunları oldukça ciddi bir mesele. Yerlilerin sağlık sistemindeki kimi öznel zorluklar bir yana, temelde yatan nedenler, genel anlamda yoksul kesiminkilerle ortaklıklar içeriyor.

EN UZUN SÜRELİ ARAŞTIRMA İNGİLTERE’DE

Batılı toplumlardaki ekonomik durum ve sosyal statüye bağlı sağlık farklılıklarına ilişkin en kapsamlı araştırmalardan biri, 1967 yılında başlayan Whitehall Çalışması’dır. Bu araştırma, çalışma sahası, gelirleri ve konumları ile sosyo-ekonomik bağlamda yakından ilişkili olan binlerce İngiliz kamu çalışanından oluşan bir skalanın durumunu incelemektedir. Yöneticilerin emrindeki memurlar ve korumalar gibi hiyerarşinin en altında bulunan çalışanların ölüm oranı, üst düzey yöneticilere göre üç kat daha yüksekti. Aradaki mevcut farkın yarıya yakını, tedavi edilmemiş yüksek tansiyon, yüksek kolestrol sorunlarıyla veya (daha da önemlisi) sigara içme sıklığı gibi hastalıkların en önemli ve bilindik nedenleriyle ilişkilendiriliyor.

İngilizlerin araştırmasına benzer araştırmalar, bir bütün olarak sağlığın, gelirin yüksek olduğu ve sosyo-ekonomik statünün en düşük olduğu kesimlerde, (dünyanın herhangi bir yerinde fakir sayılmayacakları bir pozisyonda bile) sosyal durum ve gelir bazında farklılıklar gösteriyor. Bu durum, göreli yoksulluk ve düşük sosyal statülerin hastalıklara yol açan sebeplerine daha fazla odaklanılmasına neden oldu. Stres, kötü muamele, depresyon, sorunlarla baş etme becerilerinin düşüklüğü ve daha düşük sağlık bilinci gibi faktörlerden oluşan karmaşık bir ağ, diyet, sigara içme eğilimi ve koruyucu sağlık konusunda bilinçsizlik gibi etkenler, sağlık sorunlarına yol açan davranışları gün yüzüne çıkarıyor. Elbette, bunlar dışında henüz bilmediğimiz etkenler de söz konusu.

Stresin rolü, İngiliz bulgularının sonuçları bağlamında daha fazla dikkatimizi çekiyor. Düşük seviyede istihdam durumu, ev içi stres ve düşük öz-saygı arasında güçlü bir bağıntı var; iş stresinin yalnızca tek bir bileşen olabileceği ve diğer yaşamsal kaygılara kıyasla daha önemli olmasa bile, eşit seviyede önemli olduğu düşünülüyor. Ekonomik güvencesizlik, hane içindeki stresin çok önemli bir sebebidir; bundan etkilenenler, en düşük başa çıkma becerilerine sahip olma eğilimindeler. Yoğun stres yaşayan veya depresyondaki bireyler açısından, hayatlarının diğer önceliklerine kıyasla, önleyici sağlığın bir anlamı ve değeri söz konusu bile değil.

İYİLEŞME BEKLENEN DÜZEYDE DEĞİL

Sağlığa ilişkin davranışları etkileyen sosyo-ekonomik faktörlerin rolüne dair çoğalan araştırmalar yoluyla, bu farklılıkların azaltılmasında bir ilerleme yaşanması beklenebilirdi. Bu bağlamda, ABD’de kardiyovasküler hastalık risk etkenlerini araştıran oldukça yeni bir çalışma, bir hayal kırıklığına yol açtı. 1999 ve 2014 yılları arasında saptanan kolesterol düzeyleri sosyo-ekonomik yelpaze genelinde düşerken, tansiyon kontrolü ve sigara tüketimi fakir kesimlerde düzelmedi. Araştırmacılar, bulguların daha kapsamlı bir sağlık sistemine sahip ülkelerle olan ilişkisi belirsiz olsa da en yoksul kesimin sağlığının iyileştirilmesi meselesinin pek de kolay bir iş olmadığını ifade ediyorlar.

Yakın zamana kadar, sosyo-ekonomik sağlık farklılıklarının çoğu, kalp hastalığı oranları üzerinde görülmekteydi. Toplum genelinde görülen kalp hastalıklarının yaygınlığı, kansere ve dış ölüm nedenlerine (başta intihar ve travmalar olmak üzere) kıyaslandığında sert bir düşüş yaşanıyor. Sigara tüketimiyle bağlantılı sağlık sorunları dışında, kanser yaygınlığı genel olarak sosyo-ekonomik etkenlerden daha az etkilenir ve bazı kanser türleri yüksek sosyo-ekonomik kesimler arasında daha yaygın görülür.

Tabi ki bu değişebilir. Kanseri kontrol altına almak, tedavi süreçlerinin bir parçası olarak pahalı ilaçların kullanımı, erken tanı ve sağlık kontrolü amaçlı taramaların yoğunlaşmasını da beraberinde getirecektir. Kanser oranlarında rastlanan sosyo-ekonomik farklılıkların yok edilmesi için, sağlık taramalarının artmasını tam olarak merkeze koymak ve adil bir biçimde etkili tedavilere erişilmesini sağlamak gerekiyor.

Son olarak, hastalıkların ve ölümlerin hızla değişebileceğini ve kimi zaman sağlık sorunlarının sosyo-ekonomik durumdan doğrudan etkileniyor olduğunu bilmek gerekiyor. Bu gerçek, sosyo-ekonomik açıdan daha düşük seviyede bulunan erkekler arasında uyuşturucu kullanımı ve intihara bağlı ölümlerin hızlı bir biçimde yükseldiği ABD’de tespit edilmiştir. Bu ise, sosyo-ekonomik duruma bağlı sağlık sorunlarını azaltma zorunluluğunu ve büyük oranda toplum ve halk sağlığı etkenlerine dikkat edilmesi gerektiğini gösteren bir başka kanıtı gözler önüne seriyor.

 

*John McNeil, Avustralya-Melbourne’de bulunan Monash Üniversitesi’nde Halk Sağlığı ve Koruyucu Tıp Okulu’nun yöneticisidir.

Makalenin aslı Cosmos Magazine‘de yayınlanmıştır (Çeviren: Tarkan Tufan)