Cinsiyetçilik, erkekleri hasta ediyor

Bloomington’daki Indiana Üniversitesi ve Singapur'daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı bir araya geldi ve cinsiyetçiliğin akıl sağlığı üzerindeki etkisini inceledi. Araştırmacılar, 19 bin 453 kişiyi kapsayan 78 araştırmanın sonuçlarını karşılaştırdı ve şu bilgiye ulaştı: Cinsiyetçilik erkeklerin akıl sağlığını olumsuz etkiliyor.

Aynur Tekin  atekin@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Yapılan araştırmalara göre; cinsiyetçilik erkeklerin akıl sağlığını olumsuz etkiliyor. Cinsiyetçi erkeklerin pek çoğu kendine aşırı güven sebebiyle, işbirliği yapmaktan ve bir uzmandan yardım almaktan kaçınıyor. Bu durum depresyon riskini arttırıyor. Uzmanlar, akıl sağlığını olumsuz etkileyen cinsiyetçi sosyal normların başında şunları sıralıyor: Kazanma arzusu, risk alma, şiddet eğilimi, egemen olma, homofobi ve statü peşinde koşma.

ABD merkezli bilim ve teknoloji dergisi Popular Science için Peter Hess tarafından kaleme alınan makaleye göre; eril normlara bağlı cinsiyetçi erkekler pek çok psikolojik problemle karşı karşıya kalabiliyor. Ayrıca, cinsiyetçiliğin doğurduğu pek çok eşitsizliğin kendi türünün evrimsel başarısı için kritik olduğuna inanıyor. Bu sebeple, yardım almak ve işbirliği yapmaktan kaçınıyor ve tüm zorlukları tek başına aşabileceği inancına kapılıyor. Kendine aşırı güvenme hali, bir erkeğin kriz veya zorluk dönemlerinde yardıma başvurmasını zorlaştırıp akıl sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Böyle bir senaryoda kabul edilebilir tek seçenek var: Sessizce acı çekmek…

WONG: SONUÇLAR ŞAŞIRTICI DEĞİL

Indiana Üniversitesi Psikoloji bölümünden Dr. Y. Joel Wong, sonuçlara şaşırmadığını belirtiyor ve son 30 yılda buna benzer birçok bulguya ulaşıldığına dikkat çekiyor. Wong araştırmayı şöyle yorumluyor: “Erkekler eril davranış modelinden kurtulmaları halinde, hor görüleceklerini varsayabiliyorlar. Cinsiyet normlarına uymayan bir erkeğin, daha az maskülen görüneceği gibi bir algı var. Bu nedenle erkekler, bu normlardan kurtulmaktan ve onları sona erdirmekten korkuyor.”

Wong, erkek olma kavramının tarih boyunca değiştiğini belirtiyor ve cinsiyetçilik sebebiyle kendi hayatını sıkıntıya sokan erkeklere şöyle diyor: “Sırf belirli bir şekilde davranmış olmanız, başka bir seçeneğe sahip olmadığınız anlamına gelmiyor.”

KENDİ YETERSİZLİĞİNİ GİZLEMEK İÇİN…

Peki, cinsiyetçilikle mücadelesi hayatın her alanına yayılan Türkiye’de durum nedir? Cinsellik, cinsel kimlikler ve travma alanlarında çeşitli araştırmalara imza atan Uzman Klinik Psikolog İzlem Aybastı, araştırmada öne çıkan bulgularla toplum olarak sıkça karşılaştığımızı belirtiyor ve şöyle diyor:

“Cinsiyetçiliği, kadınlık deneyimine karşı düşmanca hisler besleme ve bunları hayata geçirme olarak özetleyebiliriz. Bu tür yaklaşımlarla toplumumuzda sıkça karşılaşıyoruz. Mesela; kadının cinselliğini ‘namusunu koruma’ kisvesi altında kontrol etme ama bir yandan da canı istediğinde kadınların beden bütünlüğüne, cinselliğine saygı duymama durumu söz konusu. Yani; kadınları ya kontrol edilip üstünlük kurulacak ya da zevki için beraber olunacak kendi uzantılarıymış gibi görme eğilimine rastlıyoruz. Bazı erkekler kadınlara dönük olumsuz tutumlarını, kendilerini daha çok ‘erkek’ hissetmek ya da toplumun beklentilerini karşılayıp yine erkeklikleri üzerinden onay görüp kendilerini güçlü hissetmek için sergileyebiliyorlar. Yani aslında, oldukça kırılgan bir durum söz konusu, kendinde aciz ve yetersiz gördüğü taraflarını gizlemek için, kadınlara hükmetme ihtiyacı içine giriyor. Kendisini ancak bir öteki yaratıp -buradaki öteki kadın- her anlamda onun canını yakarak iyi hissedebiliyor. Ama aslında alttan alta yaşadığı yetersizlik ve özgüvensizliğin yarattığı acıyı gizlemeye ve görünmez kılmaya çalışıyor. Kendisine ya da bir başkasına sürekli ispat savaşı içinde olan erkek, depresyon olarak ifade edebileceğimiz duygusal çökkünlükleri sıklıkla yaşayabiliyor. Kendisini daha çok aciz hissettikçe, sergilediği şiddetin dozu artıyor.”

PSİKOTERAPİ YARDIMCI OLABİLİR

Bu döngüyü kırmak için neler yapılabileceğini şöyle anlatıyor, Aybastı: “Çözüm, kişinin bir başkasına yaşattıklarının; aslında kendi iç dünyasında yaşadıklarından kaynaklı olduğunu fark edebilmekle başlıyor. Bu farkındalığa ilk adımınızı kendinize şu soruyu sorarak atabilirsiniz: ‘Ben ne kadar acı çekiyor olmalıyım ki, bir başkasına bilerek ya da bilmeyerek bu kadar acı veriyorum?’ Bu noktada, psikoterapi kendini anlamanın en iyi anahtarlarından biri…”

İDEALİZE ERKEKLİKTEN BİR ADIM ÖTEYE

Toplumsal Dayanışma için Psikologlar Derneği (TODAP) üyelerinden akademisyen Umut Şah, temel problemin iki kutuplu cinsiyet algısı olduğunu belirtiyor ve şunları ifade ediyor: “Birçok toplumda hâkim olan iki kutuplu cinsiyet ideolojisi, kadın ve erkekleri birbirlerinden tümüyle ayrıştırıp neredeyse farklı türler gibi görüyor. Kadın ve erkeğe birbirlerinden tümüyle farklı nitelikler ve roller atfediliyor ve hatta dayatılıyor. Böylece ‘ideal’ bir kadın ve ‘ideal’ bir erkek imgesi ortaya çıkıyor. İşte sorun tam da burada başlıyor. Çünkü bu ‘ideal’ erkeklik ve kadınlık, esasında imkânsız olan bir şeydir. Yani hiçbirimiz bu ideal erkeklik veya kadınlığa tam olarak ulaşamayız, çünkü adı üzerinde ‘ideal’ olan şey esasında ulaşılamayacak olan şeydir.”

PSİKOLOJİK ZORLANMA YAŞAYABİLİYORLAR

Toplumsal cinsiyet normlarının ideale ulaşmak için baskı uyguladığını söyleyen Şah, bu süreçte bireylerin kendisini çok zorladığına dikkat çekiyor ve “Çeşitli düzeyde içsel ve dışsal zorlanmalarla, baskılarla ve hatta ölümcül olabilen problemlerle karşı karşıya kalırız. İşte araştırma sonuçları da tam olarak bunu gösteriyor. Tipik erkeklik normlarını sıkı sıkıya benimseyen erkekler, bu normlara uygun davranma ve ‘ideal’ bir erkek olabilme baskısı altında ciddi düzeyde psikolojik zorlanma yaşayabiliyorlar. Erkekliği tipik olarak ‘güç, sağlamlık, iktidar, başarı’ gibi niteliklerle kodlayan geleneksel normlar, erkeğin ruhsal tahribat yaşayabilir olmasına da izin vermiyor. Ruhsal/psikolojik zorlanma bir tür güçsüzlük gibi görülüyor” diyor.

Şah, idealize kadın ve erkek kavramından kurtulmak gerektiğini ifade ediyor ve ekliyor: “Hem erkeklerin ruhsal sağlığı için hem de kadınların yaşadığı baskı ve şiddeti ortadan kaldırabilmek için, cinsiyete yönelik geleneksel bakış açısından kurtulmamız gerekiyor. Son dönemdeki çalışmalar cinsiyeti iki ayrı kategori gibi değil de yelpaze (spektrum) gibi görmemiz gerektiğini gösteriyor. Böyle bir bakış açısı, idealize edilmiş bir erkek veya kadın olmaya çalışmaktansa, kendimizi nasıl hissediyorsak veya nasıl arzuluyorsak öyle erkekler ve kadınlar olmamıza imkân verecektir.”