Rusya-Ukrayna savaşındaki çirkin gerçekler

Putin’in Ukrayna’da yürüttüğü savaşın Batı medyasındaki ele alınma biçimi, mide bulandıran bir ikiyüzlülük seviyesini ortaya çıkardı.

Google Haberlere Abone ol

Andrew Mitrovica

Avrupa’yı yeni bir savaş sararken, birkaç garip gerçeği dünyaya hatırlatma işi bir squash (duvar tenisi) oyuncusuna kaldı. Mısırlı squash şampiyonu Ali Farag, geçen hafta sonunda İngiltere’de bir turnuva kazanmasının ardından dikkat çekici biçimde, Putin’in Ukrayna’yı işgal etmesinden beridir -menajerleri tarafından sansür ya da para yitirme kaygısıyla susmaları salık verilen sporcular da dahil olmak üzere- genellikle aklıselim olan insanların konforlu sessizliklerini bozarak, Ukraynalıların daha büyük ve amansız bir işgal gücü tarafından maruz kaldığı “baskıyı” kınadığını dile getirdi.

Gerçekten de, bu birden bire ortaya çıkan ve sınır tanımayan sesler, genel bir editoryal kural olarak sporcuların sessiz kalmaları ve aptal oyunlarını oynamaları gerektiğine inanan ve daha donanımlı olan gazetecilerin savaş ve barış gibi ciddi meselelerde geri kalanımıza ders vermeye devam etmeleri gerektiğini düşünen birçok Batılı medya kuruluşu tarafından büyük destek gördü.

ÖRTBAS ETMEK YETERLİ Mİ?

Farag, diğerlerini hor gören Batılı yazarların gözü dönmüş öfkesini üzerine çekmeden konuşma yetkisine sahip olduğunu ortaya koyarak, Ukrayna’daki masum insanların öldürülmesinin kabul edilemez olduğunu, Filistinli masumları hedef alan 74 yıllık “baskının” da affedilemez olduğunu dile getirdi. Bu gerçeği dile getirmek, Batı’nın ne tür “ezilen” insanların övgü, sempati ve ilgiye layık olduğu -ve aynı zamanda devasa ve acımasız bir işgal gücünün insanlık dışı saldırılarına maruz kalan başka tür insanların buna layık olmadığı- hususundaki “anlatısıyla” uyuşmadığını da sözlerine ekledi.

Farag, “Lütfen bunu aklınızda tutun” dedi. Kendisi çok doğru şeyler söylüyor.

Bu apaçık ikiyüzlülüğün ötesinde, Putin’in Ukrayna’da yürüttüğü savaşın Batı medyasındaki aktarılma biçimi, sadece mide bulandırıcı bir ikiyüzlülük seviyesini açığa çıkarmakla kalmadı, aynı zamanda, adeta kurulmuşçasına gazeteciler ve politikacılar tarafından kolayca galeyana getirilen kasıntı bir kabilenin histerik öfke patlamalarına yol açan çetrefilli meselelere gelince, büyük kör noktalarını da ortaya çıkardı.

Örnek A:

Son günlerde Batılı köşe yazarları ve editoryal yazarlar Winston Churchill’in uğursuz hayaletini diriltme hususunda birbirleriyle yarışarak, Putin’in akıl almaz düzeyde zengin arkadaşlarından ve hali vakti yerinde olmayan Ruslardan, Ukrayna’yı işgal etmesi nedeniyle ülkeyi zayıflatacak bir bedel ödemesini talep etmekle meşguldü.

Bu günlerde, intikama susamış klavye kahramanlarının tercihen savunduğu ekonomik silahlar, üzerinde Rus malı olduğunu gösteren bir etiket taşıyan herhangi bir ürünü ya da herhangi bir Rus vatandaşını boykot etmeyi, bunları elden çıkarmayı ve yaptırım uygulamayı içeriyor. Belki de, benim gibi klavye kahramanlarının ve İsrail’de süren ırk ayrımcılığı sistemine karşı direnmek için aynı ekonomik silahları kullanmayı öneren herkesin, herhangi bir anda bu küçük ülkeyi yok etmeye niyetlenen bir “Yahudi düşmanı” diye yaftalandığını hatırlıyorsunuzdur.

İrlandalı yazar Sally Rooney, işgal altındaki Filistinlilerle küçük bir dayanışma jesti olarak İsrailli bir yayıncının yeni romanını İbranice’ye çevirmemeyi tercih etmek gibi “Yahudi aleyhtarı” bir günah işledikten sonra, geçtiğimiz yılın sonlarında bu kıdemli ikiyüzlülerin klişe sopasını tattı.

O zamanlar 'BDS' (boykot, elden çıkarma ve yaptırım girişimleri) işe yaramayan, Yahudi aleyhtarı bir hakaretti. Bugün ise, bir zamanlar bu görüşü gözü dönmüş sırtlanlar gibi kınayan gazeteciler ve politikacılar arasında büyük bir öfke hâkim.

Örnek B:

Kanada Başbakanı Justin Trudeau’nun Putin’in mermi ve bombalarından zarar gören Ukraynalı grubu selamlamak için -tereddütsüz ve bürokratik engeller olmaksızın-Kanada’nın kapısını açtığını görmek, övgüye değer ve biraz baş döndürücü bir davranış. Trudeau’nun alaycı planınca, bu zorunlu insani tavır politik bir getiriye de ilham verebilir.

Kanada, büyük bir Ukraynalı göçmen nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Son nüfus sayımı, 1.3 milyondan fazla Ukrayna kökenli Kanadalının Kanada’yı kendi evi olarak gördüğünü ortaya koydu.

Kaba politik terimlerle, bu büyük sayı büyük bir etki yaratır. Öte yandan, aynı nüfus sayımı, 44 binden fazla Kanadalının Filistin kökenli olduğunu ifade ettiğini ortaya koyuyor. Kaba politik terimlerle, bu küçük sayı küçük bir etki yaratır.

İkinci rakam, sanırım, İsrail mermileri ve bombaları tarafından yaralanan binlerce Filistinli çocuktan sadece 100’ünün tıbbi yardım için Kanada’ya gitmesine yardımcı olmak noktasında -henüz muhalefet lideriyken- Trudeau’nun desteğini geri çekişini utanç verici bir şekilde açıklamanın bir yolu.

Başbakan olarak Trudeau, Nobel Barış Ödülü adayı ve Filistin kökenli Kanadalı doktor Dr. İzzeldin Abuelaish’in verdiği sözü tutması için kamuoyuna açık ve özel olarak yaptığı yinelenen çağrıları en nihayetinde yanıtsız bıraktı.

BATI’NIN İNSANİYETTEN ARINMIŞ ALGISI

Ahlak ve insanlık, Filistinli çocuklara ve çaresiz durumdaki ailelerine güvenli bir sığınak sunulmasını gerektiriyor. Açıkçası, Trudeau açısından zarar görmüş Filistinli çocuklar barınak sunamaya değmezken, zarar görmüş Ukraynalı çocuklar buna değer.

Örnek C:

Trudeau’nun 100 Filistinli çocuğa yardım etmeyi reddetmesine sebep olan çirkin gizli eğilim, ana akım basın tarafından bu şekilsiz çocukları “canlı kalkan” olarak kullanan Filistinli “teröristlere” yardım sağlamakla suçlanmak istememesi olduğundan şüpheleniyorum.

Trudeau gibi Batılı medya ve hayal gücünden yoksun politikacıların büyük kısmı şu değişmez ve basit denkleme ayak uyduruyor: Filistinliler + Hamas = teröristler. Fiili olarak: “Bütün Filistinliler İsrail’in şiddetle yok edilmesi eğilimi taşıyan Yahudi düşmanlarıdır.”

Şüphesiz ki bu kaba olsa da kendi kendine hizmet eden bir çarpıtma. Korkarım ki, son dönemde hafızasını yitirmiş gazeteciler ve politikacıların yapmaya eğilimli oldukları üzere, Ukraynalıların tamamını demokrasi sever çoğulcular olarak tanımlamaya benziyor. Bu sert noktayı dile getiren herkes, kesinlikle bir Putin Savunucusu ya da yardakçısı olarak yaftalanmaya mahkûm.

Ne var ki, sefalet ve ölüm dolu bu ürkütücü zamanlarda bile, Ukrayna’nın, ülkenin gazeteciler ve politikacılar tarafından elden geçirilen daha karanlık tarihinin görmezden gelinmesini gerektiren hoş bir demokratik vaha olduğu yönündeki egemen görüşe karşı çıkmak mümkün olmalıdır.

Kuşatılmış haldeki Ukraynalılar ile sarsılmaz bir dayanışma gösterme telaşında, 2018 yılında Reuters ve 2019 yılında The Nation tarafından yayınlanan ve ülkedeki orduya, polise, hükümete ve bürokrasiye “sızan” apaçık faşist gruplar ve kişilerden oluşan ağı ayrıntılandıran ve “Ukrayna’yı ulus ötesi üstünlük için bir merkeze dönüştürmek amacıyla yürütülen kampanyalar” büyük ölçüde göz önünden kaldırıldı.

ANLATILMAYAN GERÇEKLER

Hâlbuki, Ukrayna’nın İkinci Dünya Savaşı boyunca Yahudilere uyguladığı iğrenç katliamlar ve meşaleli yürüyüşler ile “Yahudiler defolun” sloganları, Nazi selamları ve tarihten habersiz biçimde Holokost inkârlarını içeren çok daha yeni ve rahatsız edici Yahudi düşmanı ifadeleriyle ilgili hikayeler mevcut.

2014 yılında Putin’in Kırım’ı ele geçirişi Ukrayna ordusunun güçten düşmüş durumunu ortaya çıkardığında, Azov Taburu gibi ölümcül aşırı sağcı milisler “Ukrayna’nın düzenli ordusu yeniden toplanırken Rus destekli ayrılıkçıları savuşturarak bir ihlal gerçekleştirdi”. Bu gruplar, Rusya’nın desteklediği ayrılıkçıları Mariupol gibi stratejik şehirlerden geri püskürtmeyi başardıklarında, yalnızca genel bir meşruiyet elde etmekle kalmadı, aynı zamanda Ukrayna hükümetinden de hararetli övgüler aldı. Dönemin devlet başkanı Petro Poroşenko’nun bir ödül töreni sırasında “Bunlar bizim en iyi savaşçılarımız, en iyi gönüllülerimiz” dediği bildirildi.

Bu milislerin bir kısmı en nihayetinde Ukrayna ordusuna dahil edildi. Aynı esnada, diğer aşırı milliyetçi gruplar bağımsız biçimde davranmayı tercih seçip cezasız kalmaya devam ederek belediye meclisi toplantılarına, Roman kökenlilere, LGBT etkinliklerine, ırkçılık karşıtlarına, çevre aktivistlerine ve feministlere saldırırken, yazları gençlik kampları aracılığıyla benzer düşünen faşistleri kendilerine çekmeyi tercih ettiler. Kimi yorumcular, zaman içinde Ukrayna’daki neo-Nazi milislerin bir “azınlık” haline getirildiğini öne sürdü.

Diğerleri, çok sayıda Ukraynalının “milisleri şükran ve hayranlıkla karşılamaya devam ettiği” ve “hoşgörüsüz ve liberal olmayan ideolojileri” paylaştığı iddiasını kabul etmeyerek farklı bir görüş savunuyorlar. Aşırı sağcı Svoboda partisi iki milyon oy ya da oyların yüzde 10’undan biraz daha fazlasını kazandıktan sonra, 2012 yılında düzenlenen bölgesel seçimlerde gösterdiği sıçramayı Ukrayna Federal Parlamentosu’nda kazandığı 38 sandalyeye dönüştürdü.

O zamandan beridir geçen yıllarda, partinin cazibesini yitirdiği doğru. Buna karşın, bir gözlemci şunları dile getiriyor: “Bu argüman biraz tartışmalı. Ukrayna’nın dostlarını ilgilendirmesi gereken şey aşırılık yanlılarının seçim beklentileri değil, devletin şiddet içeren gruplarla yüzleşme ve cezasızlık haline son verme konusundaki isteksizliği veya yetersizliği.”

2014 yılında Rus saldırısının karşısında Ukrayna devleti acilen neo-Naziler de dahil olmak üzere savaşmaya istekli herkese açık biçimde kucak açtı. Bugünse, Putin’in sömürgeci planlarını önlemek için bir kez daha 'herkes göreve başına' çağrıldı. Bunlardan bazıları ziyadesiyle itici görünüyor.


Yazının orijinali Al-Jazeera sitesinden alınmıştır. (Çeviren: Tarkan Tufan)