GIDA ENFLASYONU ORTA VE DAR
GELİRLİNİN EN BÜYÜK SORUNU
Dünya genelinde gdıa enflasyonundan muzdarip birkaç ülke var. Bunların ikisi zaten ekonomisi batık sayılabilecek ülkeler olan Zimbabwe ve Venezüela... Bu ligde liderliğe oynamaya aday ülkelerden biri de Türkiye ne yazık ki! Dünya genelinde iki yıldır gıda fiyatları gerilerken, Türkiye’de artışını sürdürüyor. Ve bu artış resmi verilerin çok, ama çok üzerinde... TÜİK ve Türk-İş’in verileri gerçek gıda enflasyonunu yansıtmaktan oldukça uzak! Türk-İş Gıda Fiyat Endeksi’ne göre yıllık değişim yüzde 58, TÜİK Gıda Fiyat Endeksi’ne göre ise yüzde 58.9! Siz bunu en az 20 puan daha yukarıya taşıyın! Ve gıda enflasyonu tek başına enflasyonist süreçle ilgili bir sorun değil, tarım sektöründeki birikmiş yapısal sorunların bir sonucu, bu sebeple sadece ‘yapışkan’ bir enflasyondan değil, ‘yapısal’ bir enflasyondan söz etmek ve buna göre çok ciddi önlemler almak gerek. Son haftalarda gündeme gelen ekilmeyen arazilerin devlet eliyle üretim yapacak çiftçilere kiraya verilmesi ve çiftçiye destek sisteminde yapılan değişiklikler bu sorunu çözmeye yönelik adımlar. Ancak, çok daha fazlasının yapılması gerekiyor ki, bunun başında da tarımsal üretimde ciddi bir planlamanın uygulanması ilk sırada yer alıyor. Bu konuda girişimler oldu, ancak süreç çok yavaş ilerliyor. Zira Türkiye’nin elinde doğru düzgün bir tarımsal envanter bile yok! Hâl böyle olunca, gıda enflasyonu da düşmek nedir bilmiyor.
SLUMPFLASYON, STAGFLASYONUNUN
BİRAZ DAHA KİBARCASI DEĞİL Mİ?
Başta ekonomi yönetiminin, genel olarak ise iktidarın resmi açıklamaları toz pembe tablolar çiziyor, ancak bazı ekonomistler bunun tam tersini söylüyor. Söz gelimi ekonomist Mahfi Eğilmez... Eğilmez’in çizdiği tablo oldukça karamsar! Türkiye'nin faizde karşı karşıya kaldığı çelişkiye dair tabloyu ortaya koyuyor. Gerçek enflasyonun açıklanan enflasyonun bir kat üzerinde olduğunu belirterek, mevduat faizlerinin de enflasyonun 10-15 puan altında olduğunu vurguluyor. Bu durumda faiz artırmanın nasıl bir sonuç doğuracağını anlatan Eğilmez, 'slumpflasyon' tehlikesine dikkat çekiyor. Eğilmez, faiz indirimine yönelik kesin karar için eylül enflasyon rakamlarının ve ikinci çeyrek büyüme verisinin beklenmesi gerektiği görüşünde. Eğilmez, faizdeki çelişkiye ilişkin sosyal medya hesabından bir değerlendirme yaptı. Mevduat faizlerinin enflayonun 10-15 puan altında olduğunu belirten ekonomiste göre, dövizden TL mevduata dönenler üç ayda, yani vade sonunda tekrar döviz alınca yaklaşık yüzde 8-10 döviz faizi kazanmış oluyor. Eğilmez, bu durumda faizin artırılması halinde karşı karşıya kalınacak tabloyu ise şöyle anlatıyor: Dövizden dönenlere ek faiz geliri kazandırıyorsun, büyüme düşüyor, işsizlik artıyor. Faizi indirsen bunlar tekrar dövize dönüyor ve kur yukarı gidiyor, TCMB rezervleri düşüyor, enflasyon yükselişe geçiyor. Hiç kıpırdamadan dursan ekonomi durgunluğa gidiyor, enflasyon baz etkisi bitince düşmeye devam etse bile, ekonomi ‘slumpflasyon’a girebilir. Yani yüksek enflasyon sürecinde ekonominin küçülmesi sürecine... Aslına bakarsanız, son haftalarda milleti stagflasyon korkusunun sarmasının sebebi boşuna değil!
TÜRKİYE İÇİN YÜZDE 3.35 BÜYÜMEK
ADI KONMAMIŞ RESESYON DEMEK!
Türkiye ekonomisinin sıkı para ve mali politikayla yavaşlayan iç tüketimin etkisiyle ikinci çeyrekte yüzde 3.2 büyümesi, 2024'ün tamamında ise büyümenin yüzde 3.35 olarak gerçekleşmesi bekleniyor. Reuters'ın onbir kurumla yaptığı ankete göre, 2024 yılı ikinci çeyrek için büyüme beklentileri yüzde 1.6 ila yüzde 4.2 bandında yer alıyor. Ekonomi ilk çeyrekte yüzde 5.7 büyüme kaydetmişti. Türkiye ekonomisi veriye baz oluşturan dönem olan ikinci çeyrekte yüzde 3.9, geçen yılın tamamında ise yüzde 4.5 büyüdü. Geçen yıl yapılan genel seçimlerin ardından uygulamaya konan ekonomi programı çerçevesinde enflasyonu düşürmek ve artan iç talebi yavaşlatmak için önlemler alındı. 2023 Haziran ayından beri sıkılaştırmanın sonucu olarak TCMB, politika faizini sonuncusu mart ayında olmak üzere, kademeli olarak 4,150 baz puan yükseltti. İhracatı artırarak ve iç talebin körüklediği ithalatı azaltarak cari açığı daraltmayı ve büyümenin kompozisyonunda değişim yaratmayı hedefleyen ekonomi yönetimi, bu gelişmelerin enflasyonun düşüşüne de katkı sağlayacağı beklentisinde. TCMB Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısı özetlerinde, ikinci çeyreğe ilişkin mevcut verilerin, yıllık ve çeyreklik bazda gayri safi yurt içi hasıla (GSYİH) büyüme oranlarının ilk çeyreğe kıyasla gerileyeceğine işaret ettiğini belirtilmişti. Reuters’ın anketine katılan ekonomistlerin tahminlerinin medyanına göre, Türkiye ekonomisi yüzde 3.35 büyüyecek. Tahminler yüzde 3 ile yüzde 3.5 arasında değişiyor. Eylül ayında açıklanacak ve 2025-2027 dönemini kapsayacak Orta Vadeli Program'a (OVP) önümüzdeki yıllar için ekonomik büyüme tahminleri yer alacak. Ekonomi Koordinasyon Kurulu'nun geçen çarşamba günü yapılan son toplantısında büyüme kompozisyonunda dengelenmenin devam ettiği, ihracat ve turizm gelirinin artmakta olduğu, cari işlemler açığının ise öngörülenden çok daha hızlı düştüğüne dikkat çekilmişti. TÜİK ise ikinci çeyrek büyüme verilerini bugün açıklayacak. Sıkılaştırma politikalarının sonuçları tabii ki ekonomik daralmayı getirir, bunu herkes biliyor, ancak sorun gerçek enflasyonun yüzde 70’lerin üzerinde seyretmesine rağmen daralmanın yaşanıyor olması ki, işte bu hiç de hayra alamet değil!
İŞ DÜNYASINDA KONKORDATO PANDEMİSİ
Kapanan şirketlerin sayısı giderek artarken, ilk yedi ayda konkordatoya başvuran şirketlerin sayısı da geçen yılı geride bıraktı. Bu şirketlerin bir bölümünün konkordatoyu istismar ettiği ileri sürülse de sonuç ortada... Konkordato, iflas durumu olmazken, borçlu şirketlerin borçlarını ödemekte zorlandığını gösteren bir durum ve şirketlerin mali durumunu düzeltip iflastan kurtulmasını amaçlayan bir süreç. Ancak iflasla sonuçlanma olasılığı da var ve bu süreçte ödemelerde de aksamalar görülebiliyor. Bir şirket konkordatoya gitti mi, alacaklı şirketleri de zor durumda bırakıyor. Konkordato, borçlu şirketlerin mali durumunu düzeltip, iflastan kurtulmasına ve alacaklılarının da bir vadeyle alacaklarını almalarına yararken, konkordato başvurusu kabul edilen şirketlere haciz işlemi yapılamıyor, bankalar kredilerini geri çağıramıyor, ipotekler satışa çıkarılamıyor. Bir domino etkisi riski ortaya çıkıyor. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verilerine göre, temmuz ayında kapanan şirket sayısı geçen yıla kıyasla yüzde 39.8 oranında yükselirken, ilk yedi ayda kapanan şirket sayısı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 28.3 arttı. Kurulan şirket sayısındaki artış temmuzda yüzde 4.2 seviyesinde kalırken, ilk yedi ayda da geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 14.5 azaldı. Bu yılın ilk yedi ayında, en çok inşaat sektöründe olmak üzere, toplam bin 554 konkordato talebi oldu. Geçen yılın tamamında bu sayı bin 516 olmuştu. Bu yıl görülen artış, 2018-2019 yıllarındaki konkordato patlamasıyla aynı seviyede seyrediyor. Ocak ayından beri sürekli artan konkordato talebinin, yıl sonuna kadar 3 binin üzerine çıkması bekleniyor. Sektör temsilcileri, inşaat ve tekstil sektörünün konkordato konusunda önde geldiğini söylerken, artan işçilik maliyetleri ve azalan karlılığın bu süreci tetiklediğini belirtiyor