Kavuşmak Hayal Oldu
(Nedim Gürsel,512 syf.,Doğan Kitap,2025)
Darbeler, sürgünler, ölen arkadaşlar, gurbetteki oğlu için her Allah’ın günü Babıâli Yokuşu’nu tırmanan bir anne, yazar olma serüveninin her anını annesiyle paylaşan oğul, ikisini birleştiren ve ayıran şehirler, yün örgüsü kazaklarla paketlenen dergiler, kitaplar, Babıâli dedikoduları, Paris’in sökülen kaldırımları, grevler, sıkılan yumruklar ve aşklar…
Nedim Gürsel’in annesine yazdığı mektuplarda, yalnızca bir yazarın yetişme sürecine değil, 1960’lardan 80’lerin ortalarına kadar Türkiye’nin toplumsal tarihine de tanıklık edeceksiniz.
Şehir ve Belirsiz Duvarları
(Haruki Murakami,552 syf.,Doğan Kitap,2025)
Yaz çimlerinin üzerine oturuverdin, hiçbir şey demeden göğü seyrediyordun. Keskin bir ötüşle gökyüzünde iki kuş hızla birbirinin yanından geçti. Sessizliğin içinde, alacakaranlık bizi sarmaya başladı. Yanına oturunca tuhaf bir hisse kapıldım. Sanki görülmeyen binlerce ip, senin bedeninle benim yüreğimi birbirine bağlıyordu…
Yaşayan en önemli edebiyatçılardan biri olarak kabul edilen, eserleri 50’den fazla dile çevrilen Haruki Murakami uzun bir aradan sonra yeni romanıyla okurlarıyla buluşuyor. New York Times “21. yüzyıl edebiyatını icat eden yazar” olarak tanımlıyor Murakami’yi… Belki de onun için yüreklerimizde bizim bile varlığından haberdar olmadığımız yerlerin haritasını çıkaran bir kâşif de denebilir. Şehir ve Belirsiz Duvarları kayıp bir aşka, yalnızlığa yazılmış bir ağıt…
Uçarak Yok Olmak İsteyen Nergis
(Bihter Dinçel, 376 syf.,Müptela Yayınları,2025)
“Annemin sakladığı kibrit kutularından birini boşaltıp o minicik kutunun içine girmek istedim. Kendimi o kadar küçük hissediyordum ki... Dünyanın orta yerinde, bir kibrit kutusuna sığacak kadar küçük bir zerreydim sanki. Dışarıdan dev bir el gelip boşalttığım kutudaki kibritlerden birini, hücrem yaptığım kutunun kenarındaki siyah şeride sürtmek marifeti ile ateşlesin, beni oracıkta yakıversin istedim. Kül olmak istedim. Hiçbiri olmadı.”
Nergis, yaşam heveslisi bir genç kadındır. Mümkün hayatların en güzelini, sevdiği kitapların en sevdiği kısımlarından arakladığı parçalarla kurduğu hayal odalarında, aklının radyosunda çalan şarkılar eşliğinde tesis etmeye çalışırken, bir gece ansızın annesi ortadan kaybolur. Gerçek hayatın odalarına sert bir geçiş yapmak zorunda kalan Nergis, annesini ararken her gün yeni bir sırla karşılaşır. Çözmeye çalıştığı sırlar onu yeni sorularla, bulduğu cevaplar ise onu bugüne kadar tanışmadığı yeni duygularla çarpıştırır.
Bihter Dinçel’in kaleminden, henüz telefonların dostumuz olmadığı, insanların insanlarla “gerçekten” dost olduğu yakın geçmişe, 90’lı yıllardan 2000’lerin başlarına, İzmir’in eski sokaklarına, sevdanın en karasına, hasretin en harlısına götüren; kaybolanları inatla unutturmamaya yemin eden kalplere adanmış; iç anlatımının çoksesli temposunda, merak dolu, sürükleyici, bazen romantik ama en çok da hüznü neşesinde saklı bir roman.
Maymundan İnsana - (İnsanlık Tarihi)
(Bengt-Erik Engholm,176 syf.,Ayrıntı Yayınları,2025)
Nasıl bu hale geldik sence? Şimdiki görüntüne nasıl kavuştun? Ağaçlara tırmanan ve dört ayak üzerinde koşturan canlılarken, bizim için çalışacak ilk robotu icat eden canlılara giden uzun bir yolculuk bu. Peki toplum bugünkü haline nasıl kavuştu dersin? Günümüze
kadar ulaşan ve hayatımızı şekillendiren bazı önemli keşifleri ve icatları yapacak kadar zeki miydik? Olabilir, çünkü ilk deneyimlerimizi çok uzun zaman önce ilk insanken ateşte kendimizi yakarak ve ilk bıçakla parmağımızı keserek edindik.
Bu, insanoğlunun hikâyesi… Çok uzaklardan bize göz kırpıyor… Ya da belki de o kadar uzak değildir