Resmigeçit
(Rachel Cusk,120 syf.,Yapı Kredi Yayınları,2025)
Bir ressam, kariyerinin geç döneminde dünyayı baş aşağı gösterdiği resimler yapmaya başlar. Bu, karısıyla ilişkisinde yeni bir dönemin başlangıcı olur.
Bir kadın sokakta bir yabancının saldırısına uğrar ve kadınlığına dair gömülü kalmış bir bilgi gün yüzüne çıkar.
Bir kadın heykeltıraşın eserlerinin sergilendiği müzede bir adam intihar eder. Aynı akşam bir grup arkadaş intiharı ve heykeltıraşın yaşamını konuşurlar.
Bir anne ölür ve çocuklarına özgürlüğe benzeyen bir duyguyu miras bırakır.
Rachel Cusk son romanı Resmigeçit’te, hepsi aynı adı taşıyan birkaç farklı sanatçının sanat yaşamları ve aile ilişkileri üzerinden yaratıcılık, kimlik, kadınlık, annelik, beden ve ölüm gibi temaları kendisinden alıştığımız bir radikallikle irdeliyor. Zaman zaman bir felsefe metnini, zaman zaman uzun bir düzyazı şiiri andıran Resmigeçit edebiyatın ulaşabileceği uçları gösteren sarsıcı, görkemli bir roman.
Shōgun (I. Cilt)
(James Clavell,774 syf.,Holden Kitap,2025)
17. yüzyılda, dünyanın büyük keşiflere tanık olduğu bir dönemde, İngiliz kılavuz kaptan John Blackthorne, gemisi fırtınaya yakalanınca, çok az Avrupalının bildiği ve ziyaret edebildiği Japonya’nın gizemli sahillerinde bulur kendini. Blackthorne (veya Japonların ona verdiği isimle Anjin-san) samurayların onur, sadakat ve ölümle örülü dünyasında hem hayatta kalmak hem de kendine yeni bir hayat kurmak zorunda kalacaktır. Bir yandan Japonya’nın köklü geleneklerine alışmaya ve dil engelini aşmaya çalışan Blackthorne, bir yandan da hem kendi hem de bütün bir ulusun kaderini belirleyecek karmaşık bir iktidar savaşında Derebeyi Toranaga’nın himayesine girecek ve bu ölümcül satranç oyununda, Toranaga’nın piyonlarından biri haline gelecektir.
Kavuşmak Hayal Oldu
(Nedim Gürsel,512 syf.,Doğan Kitap,2025)
Darbeler, sürgünler, ölen arkadaşlar, gurbetteki oğlu için her Allah’ın günü Babıâli Yokuşu’nu tırmanan bir anne, yazar olma serüveninin her anını annesiyle paylaşan oğul, ikisini birleştiren ve ayıran şehirler, yün örgüsü kazaklarla paketlenen dergiler, kitaplar, Babıâli dedikoduları, Paris’in sökülen kaldırımları, grevler, sıkılan yumruklar ve aşklar…
Nedim Gürsel’in annesine yazdığı mektuplarda, yalnızca bir yazarın yetişme sürecine değil, 1960’lardan 80’lerin ortalarına kadar Türkiye’nin toplumsal tarihine de tanıklık edeceksiniz.
Şehir ve Belirsiz Duvarları
(Haruki Murakami,552 syf.,Doğan Kitap,2025)
Yaz çimlerinin üzerine oturuverdin, hiçbir şey demeden göğü seyrediyordun. Keskin bir ötüşle gökyüzünde iki kuş hızla birbirinin yanından geçti. Sessizliğin içinde, alacakaranlık bizi sarmaya başladı. Yanına oturunca tuhaf bir hisse kapıldım. Sanki görülmeyen binlerce ip, senin bedeninle benim yüreğimi birbirine bağlıyordu…
Yaşayan en önemli edebiyatçılardan biri olarak kabul edilen, eserleri 50’den fazla dile çevrilen Haruki Murakami uzun bir aradan sonra yeni romanıyla okurlarıyla buluşuyor. New York Times “21. yüzyıl edebiyatını icat eden yazar” olarak tanımlıyor Murakami’yi… Belki de onun için yüreklerimizde bizim bile varlığından haberdar olmadığımız yerlerin haritasını çıkaran bir kâşif de denebilir. Şehir ve Belirsiz Duvarları kayıp bir aşka, yalnızlığa yazılmış bir ağıt…