Savaşın Yeni Biçimleri ve Kadınların Bedeni
(Rita Laura Segato,Otonom Yayıncılık,88 syf.,2025)
Dünyanın pek çok bölgesinde hem hükümetlerin giderek otoriterleştiğine hem de devletin geleneksel, egemen işlevlerinin çöktüğüne tanık oluyoruz. Bu da dünya çapında bir şiddet dalgasına ve kadın kırımına yol açıyor. Segato, ulusötesi bir çerçeveye oturttuğu ve savaşın yeni bir biçimi olarak tarif ettiği bu şiddette, kadın bedenine ölümcül bir saldırganlıkla el koyan iktidarların çeşitliliğini gösteriyor. Ona göre, kadın cinayetleri sadece özel ilişkiler alanından bakılarak veya münferit vakalar olarak anlaşılamaz. Dişil ve dişileştirilen her bedene yönelik şiddet biçimlerinde bir dönüşüm yaşandığını görmek gerek. Bu şiddet artık anonim ve sistematik bir iktidar suçu. Tam da bu yüzden eskiden olduğu gibi bir savaşın tali ve istenmeyen sonucu değil, aksine yeni savaş biçimlerinin stratejik hedefi.
Elinizdeki kitap, bu ölüm kalım meselesini ele almak, bu dizginlenemez şiddete dur demek, yaşamı seçmek ve savunmak adına mütevazı bir katkı. Latin Amerika’dan yükselen çığlığa bir riayet: Biz birbirimizi yaşarken seviyoruz!
Kayıp Yarım
(Brit Bennet,376 syf.,İthaki Yayınları,2025)
2020’de The New York Times, The Washington Post, NPR, People, Time, Vanity Fair, Glamour tarafından yılın kitapları arasında ilan edildi • Barack Obama’nın okuma listesindeydi • The New York Times okurları tarafından 21. yüzyılın en iyi kitapları arasında gösterildi • 2021’de Women’s Prize finalisti oldu • 2022’de Goodreads Okurları Ödülleri’nde En İyi Tarihi Roman seçildi.
İlk romanı Anneler ile dikkat çeken, Ulusal Kitap Vakfı tarafından 35 Yaş Altı 5 Yazar arasında gösterilen Brit Bennett’ın ikinci romanı Kayıp Yarım, gerçeklerden çok algıların etkili olduğu ırksal yaftalar üzerine çarpıcı bir yapıt. 1950’lerden 1990’lara Amerikan tarihindeki dönüşümleri de gösteren, Güney’in derinliklerinden California’ya ırk ve cinsiyet meselelerinin farklı boyutlarını yansıtan, eğlenceli ve kurnazca kurgulanmış bir anlatı.
Açık tenli ama siyahi Vignard ikizleri, 16 yaşına geldiklerinde beraber evden kaçıp birbirlerinden ayrıldıktan sonra her biri kendi yoluna gittiğinde, biri siyahların cemaati içinde kalırken ötekisi bir beyazla evlilik yaparak beyazların cemaatine karışır. Kendi ailelerini kuran bu ikizlerin kaderleri, yıllar sonra çocukları üzerinden yeniden kesiştiğinde, kimin aslında kim olduğunun anlaşılması gerçeklerle yüzleşmeyi gerektirecektir. Peki algılarla oynanabildiği kadar kaderle de oynanabilir mi?
Resmigeçit
(Rachel Cusk,120 syf.,Yapı Kredi Yayınları,2025)
Bir ressam, kariyerinin geç döneminde dünyayı baş aşağı gösterdiği resimler yapmaya başlar. Bu, karısıyla ilişkisinde yeni bir dönemin başlangıcı olur.
Bir kadın sokakta bir yabancının saldırısına uğrar ve kadınlığına dair gömülü kalmış bir bilgi gün yüzüne çıkar.
Bir kadın heykeltıraşın eserlerinin sergilendiği müzede bir adam intihar eder. Aynı akşam bir grup arkadaş intiharı ve heykeltıraşın yaşamını konuşurlar.
Bir anne ölür ve çocuklarına özgürlüğe benzeyen bir duyguyu miras bırakır.
Rachel Cusk son romanı Resmigeçit’te, hepsi aynı adı taşıyan birkaç farklı sanatçının sanat yaşamları ve aile ilişkileri üzerinden yaratıcılık, kimlik, kadınlık, annelik, beden ve ölüm gibi temaları kendisinden alıştığımız bir radikallikle irdeliyor. Zaman zaman bir felsefe metnini, zaman zaman uzun bir düzyazı şiiri andıran Resmigeçit edebiyatın ulaşabileceği uçları gösteren sarsıcı, görkemli bir roman.
Shōgun (I. Cilt)
(James Clavell,774 syf.,Holden Kitap,2025)
17. yüzyılda, dünyanın büyük keşiflere tanık olduğu bir dönemde, İngiliz kılavuz kaptan John Blackthorne, gemisi fırtınaya yakalanınca, çok az Avrupalının bildiği ve ziyaret edebildiği Japonya’nın gizemli sahillerinde bulur kendini. Blackthorne (veya Japonların ona verdiği isimle Anjin-san) samurayların onur, sadakat ve ölümle örülü dünyasında hem hayatta kalmak hem de kendine yeni bir hayat kurmak zorunda kalacaktır. Bir yandan Japonya’nın köklü geleneklerine alışmaya ve dil engelini aşmaya çalışan Blackthorne, bir yandan da hem kendi hem de bütün bir ulusun kaderini belirleyecek karmaşık bir iktidar savaşında Derebeyi Toranaga’nın himayesine girecek ve bu ölümcül satranç oyununda, Toranaga’nın piyonlarından biri haline gelecektir.