Göçebeler
(Anthony Sattin,280 syf.,Yapı Kredi Yayınları,2025)
“Göçebeler” yerleşik toplumlar ile gezgin toplumlar arasındaki dönüştürücü ve çoğu kez kanlı ilişkinin binlerce yıllık tarihini inceliyor. Anthony Sattin bu iki farklı yaşam tarzının sıklıkla göz ardı edilmiş ve birbirinden ayrılmaz bağlantılarını açıklarken, insanlığın uygarlık macerasına benzersiz bir bakış sunuyor.
Bizi insan kılan tedirginlik/yerinde duramama halinin evrimsel biyolojisi ve psikolojisini araştıran Sattin’in bu kapsamlı çalışması, Kitabı Mukaddes öncesi dönemden günümüzdeki gerileyiş sürecine dek, göçebeliğin uygarlığımızı besleyen etkileyici gücünü anlatıyor.
Göçebeler Neolitik Devrim’den Roma İmparatorluğu’nun çöküşüne, Arap, Moğol ve Babür imparatorluklarından İpek Yolu’na ve modern kültüre uzanan sıra dışı bir tarih yolculuğu.
Görünürün Kesişimi
(Jean Luc Marion,144 syf.,Ketebe Yayınları,2025)
Fransa’nın yaşayan en önemli filozoflarından biri olan ve akademik çalışmalarında Descartes, Martin Heidegger, Edmund Husserl ve Emmanuel Levinas gibi düşünürlerden etkilenen Jean-Luc Marion, Kartezyen sistem, fenomenoloji, Hıristiyan teolojisi ve sevgi felsefesi (philosophie de l'amour) alanlarında eserler vermiştir. O, Görünürün Kesişimi kitabında, imge konusunu fenomenolojik bağlamda ele alır. Resim, tele-görsel imgelem, idol-ikon meselesi gibi felsefi açıdan anlam ve önem yüklü birçok kavramı irdeler. Ona göre resim, genelde felsefenin, özelde fenomenolojinin odak noktasında yer alır. Zira resmin incelenmesi, görünürün ve görünmezin koşulları üzerine düşünmek açısından mühim bir temel sağlamaktadır.
“Görünür kendini görmeye sunar. Henüz bir açığa çıkma (révelation) söz konusu değildir, ama söz konusu olan zaten, muhtemelen, her daim mümkün olan bir açığa çıkma [zuhur etme] tarafından dayatılan şanın ağırlığına -belki daha sonra- dayanacak şeydir.”
Savaşın Yeni Biçimleri ve Kadınların Bedeni
(Rita Laura Segato,Otonom Yayıncılık,88 syf.,2025)
Dünyanın pek çok bölgesinde hem hükümetlerin giderek otoriterleştiğine hem de devletin geleneksel, egemen işlevlerinin çöktüğüne tanık oluyoruz. Bu da dünya çapında bir şiddet dalgasına ve kadın kırımına yol açıyor. Segato, ulusötesi bir çerçeveye oturttuğu ve savaşın yeni bir biçimi olarak tarif ettiği bu şiddette, kadın bedenine ölümcül bir saldırganlıkla el koyan iktidarların çeşitliliğini gösteriyor. Ona göre, kadın cinayetleri sadece özel ilişkiler alanından bakılarak veya münferit vakalar olarak anlaşılamaz. Dişil ve dişileştirilen her bedene yönelik şiddet biçimlerinde bir dönüşüm yaşandığını görmek gerek. Bu şiddet artık anonim ve sistematik bir iktidar suçu. Tam da bu yüzden eskiden olduğu gibi bir savaşın tali ve istenmeyen sonucu değil, aksine yeni savaş biçimlerinin stratejik hedefi.
Elinizdeki kitap, bu ölüm kalım meselesini ele almak, bu dizginlenemez şiddete dur demek, yaşamı seçmek ve savunmak adına mütevazı bir katkı. Latin Amerika’dan yükselen çığlığa bir riayet: Biz birbirimizi yaşarken seviyoruz!
Kayıp Yarım
(Brit Bennet,376 syf.,İthaki Yayınları,2025)
2020’de The New York Times, The Washington Post, NPR, People, Time, Vanity Fair, Glamour tarafından yılın kitapları arasında ilan edildi • Barack Obama’nın okuma listesindeydi • The New York Times okurları tarafından 21. yüzyılın en iyi kitapları arasında gösterildi • 2021’de Women’s Prize finalisti oldu • 2022’de Goodreads Okurları Ödülleri’nde En İyi Tarihi Roman seçildi.
İlk romanı Anneler ile dikkat çeken, Ulusal Kitap Vakfı tarafından 35 Yaş Altı 5 Yazar arasında gösterilen Brit Bennett’ın ikinci romanı Kayıp Yarım, gerçeklerden çok algıların etkili olduğu ırksal yaftalar üzerine çarpıcı bir yapıt. 1950’lerden 1990’lara Amerikan tarihindeki dönüşümleri de gösteren, Güney’in derinliklerinden California’ya ırk ve cinsiyet meselelerinin farklı boyutlarını yansıtan, eğlenceli ve kurnazca kurgulanmış bir anlatı.
Açık tenli ama siyahi Vignard ikizleri, 16 yaşına geldiklerinde beraber evden kaçıp birbirlerinden ayrıldıktan sonra her biri kendi yoluna gittiğinde, biri siyahların cemaati içinde kalırken ötekisi bir beyazla evlilik yaparak beyazların cemaatine karışır. Kendi ailelerini kuran bu ikizlerin kaderleri, yıllar sonra çocukları üzerinden yeniden kesiştiğinde, kimin aslında kim olduğunun anlaşılması gerçeklerle yüzleşmeyi gerektirecektir. Peki algılarla oynanabildiği kadar kaderle de oynanabilir mi?