Evimde
(Mark Janssen,32 syf.,Can Çocuk,2025)
Ava, Dünya’yı ziyarete gelen Ay adlı sevimli bir yaratığa rehberlik eder ve büyüleyici gezegenimizi ona tanıtır. Siz de bu iki yeni arkadaşın neşeli dünyalarına dalın ve gezegenimize bir de onların gözünden bakın.
Mark Janssen’in rengârenk, sihirli dünyasına bir kez adım attınız mı oradan ayrılmayı hiç ama hiç istemeyeceksiniz!
Bir Dünya Harikası- Elhamra
(Robert Irwin,204 syf.,Ketebe Yayınları,2025)
İspanya’nın Endülüs bölgesinin başlıca şehirlerinden biri olan Granada’ya tepeden bakan Elhamra Sarayı, Orta Çağ’dan günümüze ulaşan tek Müslüman sarayıdır. Yalnızca birkaç sarayı değil kışla, cami, medrese, mesire alanı, hamam ve su arkları gibi farklı mekânları da ihtiva eden bir saray-şehir niteliğindeki bu görkemli yapı; tarih boyunca çeşitli tahribatlara maruz kalmasına rağmen, İslam eserleri arasındaki imtiyazlı yerini hâlâ korumakta ve bu güneşli coğrafyanın ortasında tüm ihtişamıyla varlığını sürdürmektedir.
Bugün tarihe tanıklığına devam eden Elhamra’nın kendi gerçek tarihi ise gizemlerle doludur. Robert Irwin Bir Dünya Harikası Elhamra’da, bu gizemin peşine düşerek Elhamra’nın inşasının ardındaki sosyal, siyasi arka planı ele alıp tarihî şahsiyetlerin ve sanatçıların bu inşaya katkıları ve Elhamra’nın edebiyat, mimari, resim, müzik gibi alanlarda Batı ve Arap sanatlarına etkisini gözler önüne serer. Elhamra’yı perilerin, masalların ve çeşitli fantezilerin diyarı olarak gören Oryantalist bakış açısını eleştirerek onu gerçekçi bir biçimde ele almaya çalışan Robert Irwin, öte yandan Elhamra’nın tüm bu hikâyelerden azade olamayacağının da altını çizer.
Çizginin Boşluğu
(Zeynep Sayın, 191 syf.,Norgunk Yayınları,2025)
Zeynep Sayın, düşünce dünyamıza kazandırdığı eserlerine bir yenisini daha ekliyor: Çizginin Boşluğu. Çizgi ve boşluk! İlk bakışta birbirine zıt gibi görünen bu iki kavram, aslında yaşamın dokusunu oluşturan, birbiriyle örülmüş yapılar. Kendilerine benzemeyen, başlangıçlarını ve sonlarını yalnızca kendilerinde değil, yayıldıkları her şeyde, derinlere işlemiş biçimde taşıyan çizgi ve boşluk, insanı ve toplumu yeniden, farklı bir gözle okumaya davet ediyor bizi.
Bu iki kavramı metnin odağına yerleştiren Zeynep Sayın, imgelere, kavramlara, nesnelere, kimi olay ve olgulara uğrayarak sanatın, yazının, yazın’ın, şiirin ve aktüalitenin sınırlarına dek genişleyen bir dizi çözümlemeye girişiyor. Yazar, çizgi ve boşluk arasındaki gerilimle oynayarak, bizi yalnızca gördüğümüzü değil, görmediğimizi, boşlukta yaratılan ince-kalın çizgileri, eksik bırakılanı düşünmeye çağırıyor. Bir akış hâlinde ilerleyen metin, diller arasında özgürce dolaşırken kışkırtıcı keşiflerle dolu, çok boyutlu bir anlatı inşa ediyor. Zeynep Sayın, bunu yaparken sözünü felsefenin, sanatın ve edebiyatın yaratıcılığıyla harmanlamaktan çekinmiyor, hatta bu harmanı metnin özüne dönüştürüyor.
Peki, çizgi nasıl bir norm haline gelebilir? Düzlük, doğruluk gibi kavramlar, içeriğini bir hizada ölçüp biçerken neyi dışlar, neden dışarıda bırakır? Haritalar, mülkler, hudutlar, yasalar ve toplumların sınırlarını belirleyen çizgiler, gerçekten de sadece çizgi midir? Yakından bakıldığında, boşluklardan oluştuğu görülen bu çizgiler, aslında nasıl bir terbiye aracı olarak kullanılır? Cetvel, sadece düz bir araç mı, yoksa aynı zamanda toplumsal ve bireysel düzlemleri eğip büken bir metafor mu?
Sayın, bu soruları ele alırken çizgiyi bir sınır, bir norm, bir düzen işareti olarak düşünmekle yetinmiyor; onu boşlukla birlikte düşündüğünde ortaya çıkan gizil anlamları da açığa çıkarıyor. Çizgi, başlangıcı ve sonuyla nihai bir hüküm değil, aksine bir yol, bir akış. Boşluk ise yalnızca eksiklik ya da yokluk değil; hareketin, değişimin, hatta varoluşun kendisi.
Çizginin Boşluğu, yalnızca bir metin değil, bitmeyen bir sorgulama ve düşünme alanı. Kendisini, tıpkı uzay düzlemine çekilmiş bir çizgi gibi uzatıyor, derinleştiriyor ve her okunuşta yeniden yazılıyor. Çizginin Boşluğu’nun ardından elinizde oylumlu bir çizginin yarattığı çarpıcı bir boşluk kalıyor.
Encam
(İbrahim Yıldız,116 syf.,Dipnot Yayınları,2025)
“Kütüphanenin kapanış saati yaklaşıyor. Romanı masada bırakıp çıktım. Hava kararmış. Soğuk. Gece ayaza çekecek, belli. Bacalar göğe öğürürcesine duman salıyor; dumanların içindeki siyah zerreler bir an asılı kalıyor yukarıda, sonra sokak lambalarının sarı ışığında nazlana nazlana yere iniyor: kurumdur yağan üstümüze geceden. Yolun karşısına geçip Foto Şahin’in objektife gülerek poz vermiş gelinlerle damatların çerçeveli büyük boy fotoğraflarının bulunduğu ışıklı vitrinine sırtımı dönüp bekledim. Çok geçmedi, kütüphane görevlileri birer ikişer binadan çıkmaya başladı. Yolun karşısına gözlerimi bir an bile kırpmadan bakıyorum, caddede gelip geçen zifoslu arabaların, dolmuşların, belediye otobüslerinin arasından. Ve nihayet, o!”
Yaşadığımız zamanın puslu havasında kaybolmuş insanların hikayeleri. “Büyük insanlık” sınıfına ait olanların... Bu dünyaya sessiz sedasız gelip bir yere ilişivermiş insanların. Özcesi hayatı ölümün önsözü gibi yaşayanların...