Genç Mungo
Douglas Stuart,480 syf.,Can Yayınları,2025
Mungo Hamilton ve James Jamieson, 1990’ların başında Glasgow’un iki ayrı mahallesinde, işçi sınıfı gençlerinin mezhepsel çizgilerle bölündüğü ve itibarlarını korumak için mücadeleler verdiği fazlasıyla maço bir dünyada yaşarlar. “Gerçek” birer erkek sayılabilmeleri için birbirlerinin ezelî düşmanı olmaları gereken bu iki genç, James’in inşa ettiği güvercinliğe sığındıklarında çok iyi arkadaş olur, şefkati keşfeder ve hiç de misafirperver olmayan bu kurşuni şehirden kaçmanın hayalini kurarlar. Mungo gerçek benliğini etrafındaki herkesten saklamak için büyük uğraş vermek zorunda kalacaktır.
Karakterlerinin gündelik hayatlarını lirizmle zenginleştiren Douglas Stuart, bu romanında dinsel ve cinsel tutuculuğun insanı nerelere sürükleyebileceğini insancıl bir bakış açısıyla yansıtıyor. Sınıfsal özelliklerin değer yargılarını nasıl etkilediğini, kişilerin yaşamını nasıl farklı uçlara götürdüğünü akıcı bir dille anlatıyor.
Genç Mungo erkekliğin anlamı ve birini sevmenin tehlikeleri hakkında, romantizm ve şiddet arasında gidip gelen etkileyici bir roman.
İşten Sonra
Helen Hester, Nick Srnicek,264 syf.,Otonom Yayıncılık,2025
Çalışma-sonrası fikirleri tartışan bu kitap, ücretli iş ve ücretsiz ev işi ayrımı temelinde cinsiyete dayalı işbölümü ve zaman düzeninin kapitalizmde nasıl yapılandırılıp sürdürüldüğünün kısa bir panoramasını sunuyor. Ama kitabın asıl can alıcı sorusu, kapitalizmin tüm o ilerleme, teknolojik gelişme vb. vaatlerine rağmen, ücretsiz işleri yapan kişilerin, özellikle de kadınların çalışma zamanının ve iş yükünün neden hiç azalmadığı, hatta arttığı sorusu.
Bunun bir nedeni, teknolojik ilerlemelerin emek zamanını ve miktarını azaltma vaadinin sadece fabrikalardaki, ofislerdeki vb. işlerde geçerli olması ve ücretsiz ev işlerini göz ardı etmesi, diğeri de ev işlerini kolektif olarak çözmek yerine bireyselleştirip çekirdek ailede özelleştirmesi. Bu anlamda yazarların önerdiği ve özgür zaman mücadelesini şekillendirip yeniden üretim alanına genişletebilecek üç mefhuma kulak vermek önemli: komünal bakım, kamusal lüks ve zamansal egemenlik.
Kibrit Kokusu
Özlem Göncü,224 syf.,Everest Yayınları,2025
“Ne gülün ne de kâfurun gücü yeter kan kokusunu bastırmaya.”
Her şey yanık kibrit kokusuyla başladı. Yunus’un görüleri, ne olduğunu anlayamadığı gücü. İçindeki bu şeyle, kudret mi yoksa lanet mi olduğunu anlayamadığı şeyle ne yapacağını anlamak için çeşit çeşit yola başvurdu. Bazı insanlar ondan etkilendi, bazıları korktu. Bazı insanlar onu sevdi, bazıları terk etti. Depremin hemen ardından yaşadıkları, insanlara yardım etmek isteyen ve bunu nasıl yapacağını bir türlü bilemeyen Yunus’u yepyeni bir maceraya sürükledi. Çok sevdiği Zühre’yi kaybetti ama Urfa’daki akrabalarıyla tanıştı. O bile kendisine inanmazken ona inanan insanlar buldu. Yine de yalnızlık, kalabalığın merkezindeyken bile yalnızlıktı.
Özlem Göncü, Kibrit Kokusu’nda kendiyle ve ölümün ağırlığıyla sınanan Yunus'un hikâyesini anlatıyor. Kalabalığın arasında yalnızdı. İnsan yüzlerine bakıyor ama görmüyordu. Sohbetlere katılmıyordu. Dışında kaldığı dünyayı ışığını yitirmiş bakışlarla seyretmekten yana kullanıyordu tercihini. Çağrışımlar denizinde batıp çıktığını herkesten gizliyordu.
Patronun Gözü
Matteo Pasquinelli,312 syf.,Metis Yayınları,2025
2024 Deutscher Memorial Ödülü
Yapay Zekâ nedir? Yüzyıllar boyu kölelerden, emekçilerden beklenen bezdirici işleri halledecek bir "bedelsiz işçi" mi? İnsan beynini taklit edip aşan "üstün zekâ"sıyla tüm dertlerimizi çözecek bir "dost yabancı" mı? Sonsuz gelişme potansiyeliyle sonunda insanlığı alt edecek bir gizemli güç mü? Yoksa insan uygarlıklarının kadim zamanlardan beri geliştirdiği temel soyutlama işlemlerinin devasa ölçeklere taşınmasından ibaret bir istatistik makinesi mi?
Sistemin işleyişinin her zamankinden çok gözlerden gizlendiği, masallarla mitlerle örtüldüğü günümüzde, her aşamasında dünya kaynaklarını acımasızca tüketen, insanlığın biriktirdiği kol ve zihin emeğine el koyarak çalıştırılan Yapay Zekâ olgusuna daha yakından bakmamız gerekiyor.
Patronun Gözü, Yapay Zekâ'nın biyolojik zekâyı değil emeğin ve toplumsal ilişkilerin zekâsını taklit ederek geliştirildiğini anlatıyor. Bu kitapla 2024 Deutscher Memorial ödülünü kazanan Pasquinelli, Yapay Zekâ'nın epistemolojisiyle ve bilgi hafriyatçılığı rejimiyle mücadele etmek için kolektif bir “karşı-zekâ”nın öğrenilmesi gerektiğini söylüyor ve okura tavır alma çağrısı yapıyor: "Bizim asıl ihtiyacımız, tüm sorunları teknolojiyle çözmeye kalkmak veya tersine teknolojiden tümden vazgeçmek değil, topluluklara ve kolektife ihtimam gösteren, failliği ve zekâyı asla tümüyle otomasyona terk etmeyen bir tasarım, planlama ve icat kültürü yaratmak."