Biyopolitikanın Ötesi
François Debrix , Alexander D. Barder,272 syf.,Fol Kitap
11 Eylül saldırıları çağdaş dünyanın tarihinde bir kırılma noktası oldu ve uluslararası siyasetin çehresini tanınmayacak ölçüde değiştirdi.
Bu kitapta François Debrix ve Alexander Barder, 11 Eylül’den sonra Teröre Karşı Küresel Savaş ekseninde şekillenen yeni uluslararası düzende yaşamı, ölümü, savaşı, dehşeti, korkuyu, şiddeti ve terörü ele alan eleştirel biyopolitik yaklaşımların ve temsil çerçevelerinin kavramsal sınırlarını açığa çıkarıyor. Şiddet tekelini elinde bulunduran modern devletlerin insanı yaşatma, bedenleri yönetme ve yönlendirme tertibatlarının neredeyse iflas ettiği, korku ve dehşetin birer araç olmaktan çıkıp kendi başına amaç hâline geldiği, geleneksel biyopolitikanın ötesine geçen yeni ve grotesk bir dünya siyaseti tablosu sunuyor. Vietnam Savaşı’nın acımasızlığından Ebu Gureyb hapishanesinin işkencelerine, Meksika’daki uyuşturucu kartellerinin narko-şiddetinden El Kaide’nin korkutucu taktiklerine kadar, devlet dışı aktörlerin de şiddetin başlıca failleri hâline geldikleri bir dünyada bedenlerin parçalandığı, insanın insanlığının silindiği, korku ve dehşetin mekâna ve zamana hâkim olmaya başladığı yeni bir düzenin mekanizmalarını betimliyor ve bu mekanizmaları anlamamıza yardımcı olacak yeni kavramsal araçlar sunuyor. Şiddetin yeni yüzyılda nasıl düzenlendiğini ve meşrulaştırıldığını sorgulayarak, okuru küresel iktidarın karanlık boyutlarıyla yüzleşmeye, “dehşet çağında” direniş ve dönüşüm olanaklarını keşfetmeye davet ediyor.
Adam Smith'in Yemeğini Pişirien Kimdi?
Katrine Marçal,179 syf.,Koç Üniversitesi Yayınları,2025
Akşam yemeğiniz sofranıza nasıl geliyor? Basit gibi görünse de çetrefil bir soru. Üstelik iktisadın temelini oluşturuyor.
Görünmez el, iktisatta en çok bilinen ifade; temel iktisat anlatısına göre her şeye dokunur, her şeyi yönetir, her şeye karar verir ama ne görünür ne de hissedilir. Yukarıdan, dışarıdan müdahale etmez, şeyleri kurcalayıp yerlerini değiştirmez; bireylerin eylem ve seçimlerinin içinde ve arasında ortaya çıkar. Sistemi çekip çevirir.
Katrine Marçal, var olmak için bağımlı olduğu kadını 'öteki' olarak tanımlayan erkek üzerine kurgulanan standart iktisat anlatılarını sorgulayarak, bir de görünmez cins olduğunu hatırlatıyor bize. Tıpkı 'ikinci cins' gibi bir 'ikinci iktisat' da olduğunu gözler önüne sererek, hesaba katılmayan 'kadın'ı denkleme dâhil ediyor.
Dijital Toplumun Sosyolojik Teorisi
Ori Schwarz,272 syf.,Ayrıntı Yayınları,2025
Ori Schwarz, kendisinden evvelki sosyoloji teorilerini ve tartışmalarını bir ders kitabının basite indirgenmiş kabalaştırmalarından sıyrılarak, konuları derinlemesine ele alırken, titizlikle ördüğü teorisini son derece sarih bir şekilde ortaya koyuyor. Toplum, iktidar, benlik, kapitalist çalışma ve iş gibi sosyolojinin kadim kavramlarını sorunsallaştıran Schwarz, kapitalizmin 70’lerde emekle mücadelesinde girdiği krize yanıt olarak şirketlerin ve devletlerin yön verdiği dijitalleşme sürecinin sosyolojinin temel taşlarında zorunlu olarak kavramsal değişikliklere kapı araladığına işaret ediyor.
Hastane
Ahmed Bouanani,120 syf.,Holden Kitap,2025
“Tek bir gerçek cehennem var, işte burada, her gün içinde yaşadığımız cehennem! Burası, burası!”
Faslı yönetmen, şair ve yazar Ahmed Bouanani’nin ilk düzyazı eseri Hastane 1990’da Fas’ta basıldı. Yazar, 1967’de yakalandığı tüberküloz sonucu hastanede geçirdiği altı ay, bu süreç boyunca eşi Naima’ya yazdığı mektuplar ve Fas’ın kolektif hafızasından aklında kalan parçaları bu romanda bir araya getirdi.
Belirsiz bir zamanda, belirsiz bir coğrafyada geçen hikâye, hastanenin giderek bir hapishaneye dönüşmesini anlatıyor. Kapılar kayboluyor, yaşayanlar ölüleri andırıyor. Kan, gözyaşı ve pislik hastaların etrafını sararken ölüm de aralarında dolaşıyor, dost oluyor onlarla. Doktorlar ve hemşireler ortadan kayboluyor, cesetler hastalar tarafından taşınıyor. Bouanani, tıpkı Sâdık Hidâyet, Franz Kafka ve Thomas Mann gibi yaşamın dayanılmaz ağırlığından kurtulmak için metaforlara sığınıyor. Bu yolculukta hiçbir yere gidilmediği halde tuhaf yerlere varılıyor.