Yapay Zekanın Kısa Tarihi
Michael Wildenhain,96 syf.,Ayrıntı Yayınları,2025
Uzun zamandır robotların, otomasyonun, yapay zekânın varlığından korkup kaçıp bir yandan da bu varlığın hayaline kapılıp büyüleniyoruz. Ödüllü yazar Michael Wildenhain da en başa gidiyor ve yapay zekânın gerçekten de kendi bilincini geliştirip geliştirmediğini sorguluyor.
Yazar, Kasım 2022’de ChatGPT’nin de sahneye çıkmasıyla birlikte kullanımına dair tartışmaların zirve yaptığı yapay zekânın gelişimini ve alımlanmasını birkaç merkezde incelemeye alıyor:
Mary Shelley, Johann Wolfgang von Goethe gibi yazarlardan Herbert A. Simon, Allen Newell ve Alan Turing gibi programlamanın öncülerine ve Gottlob Frege ve John Rogers Searle gibi filozoflara kadar giderek yapay zekânın gelişimini anlatıyor ve en önemlisi geleceğini tartışıyor.
Yapay Zekânın Kısa Tarihi,
ilk bilgisayarın ortaya çıkışından nörolojik ağlara kadar pek çok alanda kuş bakışı yolculuk yapabileceğimiz çokdisiplinli ve disiplinlerarası bilgilerle dolu, müthiş bir kılavuz.
Yazma Dersleri
Necip Tosun,592 syf.,Ketebe Yayınları,2025
Yazma Dersleri, Türk edebiyatında genel kabul görmüş otuz romancı, öykücü ve şairin kendi açıklamaları ve görüşlerinden yola çıkarak; onların yazma tutumlarını ve yaratıcı düşünce dünyalarının perde arkasını, yazarlık serüvenlerinde karşılaştıkları güçlükleri de ele alarak ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bu yazar ve şairlerin hangi duygularla ve nasıl yazdıkları, yaratma duygularını nelerin harekete geçirdiği, nasıl bir yazı evreni oluşturdukları, yazma sorunlarının neler olduğu ve neden bu yazma biçimlerini seçtikleri gibi soruların cevaplarını arayan bu çalışma, özellikle yazmanın doğasını merak eden okurlara kullanışlı bir rehber olmayı hedeflemektedir.
Bu kitap, bir “edebiyat dersleri” ve “yazma kılavuzu” olmasının yanı sıra, “hayat kılavuzu” olma özelliği de taşımaktadır. Kitaba bir bütün olarak bakıldığında, yazarlığa başlangıç adımlarından veda dönemlerine kadar bir yazarın “yazarlık biyografisi”nin de ortaya konduğu görülür. Kuşkusuz, yazarın hayatı ve yazarlığı ayrılmaz bir bütündür. Bu bağlamda yazarlar, yazarlık süreçlerinden damıttıkları hayat görüşlerini de bu yazılara yansıtırlar. Bir hayat nasıl yaşanmış, bu hayatın içindeki yazma hikâyeleri nasıl oluşmuş, bir yazar imgesi nasıl yaratılmış ve ondan bize ne kalmış... Bu kitapta ele alınmaktadır. Böylece okur, Ahmet Mithat’tan Tomris Uyar’a, Orhan Pamuk’a kadar uzanan yaklaşık yüz elli yıllık bir yazma serüvenini panoramik olarak görecek; bu yazarlar üzerinden değişen yazma anlayışlarını karşılaştırarak kendine bir yol haritası çizebilecektir.
YerKuşağı
Deniz Gezgin,80 syf.,Yapı Kredi Yayınları,2025
YerKuşAğı’nda dört farklı canlı bir araya geliyor: Çocuk Moy, karabatak Şuri, hayvan mı bitki mi belli olmayan Hagrin ve munçak Cice. Her birini bütünden ayıran bir yan var: Moy sesler duyduğu için hasta sayılmış, ilaçlara bağlı büyümüş bir çocuk; Şuri yaşam alanı işgal edilmiş yorgun yaralı bir kuş; Hagrin “yarı sarmaşık yarı toynaklı, yuvarlanıp kıvrılan bir ses” ve Cice ise bir görünüp bir kaybolan havlayan bir munçak. Rastlantı eseri birbirlerini bulan bu canlılar yaraları ve ayrıksı oluşlarıyla birbirlerine çekilirler. Ancak bir topluluk kurmak, bambaşka bir dünyanın parçası olmak için önce beşeri dilden arınmaları gerekir. Böylece seslerle çevrili, sonu belirsiz bir yolculuğa koyulurlar.
İlk romanı Ahraz’la okurların sevgisini kazanan Deniz Gezgin ikinci romanı YerKuşAğı’nda geleneksel anlatımı bir yana bırakarak, “zamanı çıkarınca geriye kalan” şeyleri söze döküyor. Yerkürede yaşanan yıkımla dünyaları parçalanan başka başka canlıların yeni bir varlık alanında buluşup dönüşmelerinin ve birbirlerinin yaralarını sarıp eksiklerini tamamlayarak anlama erişmelerinin öyküsünü anlatıyor.
Çakır Zamanlar
Nilüfer Açıkalın,112 syf.,İthaki Yayınları,2025
Kırıkları yamayan, sabrı göğüsleyen, kendiyle bir barışık bir küskün, hep ayakta – her an tetikte… Açıkalın; hem özgür ve yıkılmaz hem de kırılgan ve kurtuluşu arayan çoksesli öykülerini bir araya getiriyor Çakır Zamanlar’da. Kaleminin durduğu en kaba uçları yontarak aşınmaz düş surlarına gedikler açıyor. Kanatlı atlara, bildiğimiz masalların ardına, zamanın karanlık odasında asılı kalanlara, tanıdıklara-yabancılara, tertemiz gecelere ortak ediyor okuru. Farkında bir avarelikle, gölgelerin peşinde…
“Buzun bardaktaki rakıya düşme sesi, martının denizden balığı kapma sesiyle aynı.
Nerede kalmıştık, daha doğrusu nereden geldik buraya?
Aynadan kaçıyordum, izmaritte uzayan kül gibiydim evde, köprü altına düşürdüm yolumu, İstanbul’u da kül tablası yaptım kendime.”