Tayip Temel: Bize yapılan AKP’ye yapılsa darmadağın olurdu

HDP ülkenin gidişatı ve partilerine yönelik uygulamalar nedeniyle bir dizi eylem kararının ilk ayağını “Edirne'de darbeye, Hakkari'de çözüme işaret edeceğiz” adı altında gerçekleştiriyor. HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel şunları söylüyor: “İddia ediyorum. Teşbihte hata olmaz. Bu baskıların birazı AKP’ye başka bir iktidar tarafından uygulansaydı ne olurdu? AKP diye bir parti kalmazdı."

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Halkların Demokratik Partisi (HDP) “Edirne'de darbeye, Hakkari'de çözüme işaret edeceğiz” adı altında bir yürüyüş yapıyor. Türkiye’nin bir ucundan diğer ucuna Hakkari ve Edirne’den başlatılan yürüyüş bugün Ankara’da sona erecek. Yürüyüşün uzun süreceği ve engellemelerle de karşılaşma ihtimali dikkate alınarak yürüyüş güzergahındaki illerde eş başkanların açıklama yapmasına karar verilmişti. Kaldı ki partinin eylem çağrısından kısa bir süre sonra çok sayıda ile giriş-çıkışlar ve eylemler yasaklandı.

HDP'nin bir dizi eylem planı parti eş genel başkanları Pervin Buldan ve Mithat Sancar'ın 1 Haziran'da "Hep Birlikte Demokratik Bir Geleceğe" başlığıyla hazırlanan yeni dönem siyaset tutum belgesine dayanıyor. 9 maddelik tutum belgesinde çocuk hakları, kadın hakları, işçi hakları, mülteci hakları, ekolojik haklar gibi pek çok başlık altında yeni dönemde uygulanması planlanan strateji hattı yer alıyor.

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tayip Temel’le partideki bu değişimin gerekçelerini, bundan sonrasını, HDP’ye 'ana akım' medyada yer verilmemesini konuştuk.

Edirne'de darbeye, Hakkari'de çözüme işaret edeceğiz" söylemiyle başlatılan yürüyüş bugün Ankara’da tamamlanıyor. Buna benzer eylemler devam edecek mi?

1 Haziran-1 Eylül’ü hedefleyerek demokratik mücadele programını oluşturduk. Amacımız 1 Haziran’da açıkladığımız tutum belgesiyle aslında Türkiye’de bu karanlık gidişata bir şekilde dur demek. Aslında Türkiye’deki birçok sorun muhatapların devreye girmesi ve demokratik iklimde tartışılması durumunda çok kısa bir sürede çözüme kavuşturulabilir. Önerdiğimiz 9 madde Türkiye’deki iklimi değiştirebilecek güçte ve nitelikte. Türkiye’deki siyasetin en büyük çıkmazı şu: Herkes fikir belirtiyor, doğru ya da yanlış. Siyaset söz kurma ve düşünce belirtmek olarak ele alınıyor. Dolayısıyla işin eylem kısmı, demokratik mücadele kısmı, toplumsallaşma kısmı hep öteleniyor. Zaten iktidarın da istediği bu. Tüm enerjisi toplumsal muhalefetin gelişmemesine yönelik. Basın tekelleşmiş, devletin zor aygıtları topluma karşı kullanılıyor.

‘HALK BİZİ KESKİN NİŞANCILARIN ARASINDA KARŞILAMA CESARETİ GÖSTERDİ’

Toplumsal mücadele, eylem kısmı öteleniyor dediniz. Bu eleştiri HDP için de geçerli mi?

Türkiye’deki siyasi gelenekler şüphesiz birbirinden etkilenir ama HDP kurulduğu günden beri bir mücadele partisi. Dikkat ederseniz hiçbir zaman sadece temsil siyaseti ya da meclis siyaseti yapmadı. Temsilen söz söylemeyi kabul etmedi. Gerek baskılardan gerekse de dönemsel olarak kararlılık düzeyinden kaynaklanan durağanlaşma süreçleri olmadı mı? Oldu. HDP’nin sürekli yol aramaya çalışan bir karakteri var. Yer yer mesela bizim toplumsal kesimimizden de yükselen eleştiri var. Daha fazla aktif bir parti, sokakta, meydanda olmamız isteniyor.

Şöyle bir şey var: Türkiye’nin rejim karakteri şu an itibariyle toplumu nefessiz bırakacak şiddette. Dolayısıyla bir şey yapamamak, bir mücadele yöntemi bulamamak bir süre sonra tartışmayı içe yöneltiyor. Nasıl ki bir ırmak akamayınca birikir ve kirlenmeye açık hale gelir. Siyaset de öyledir. Diğer taraftan Kürt halkı düşman ilan edilmiş, saldırı altında. Toplumsal kesimlerin neredeyse hepsi yaprak kıpırdamayacak düzeyde bastırılmış. İnsanlar tabi ki de partisinden, seçilmişinden harekete geçmesini ister. Yer yer ağır kalan karar mekanizmaları yok mu? Zaman zaman HDP’de de anında durumu değerlendirip, harekete geçmek yerine bekleyen dolayısıyla tartışmaları, öfkeyi, rahatsızlığı, faşizme yöneltmek yerine aslında içe doğru çeviren bir durma hali var ama hakkını vermek gerekir. Şu an sözünü eyleme dönüştürüp, toplumsal direnmeyi canlı tutan, umut yaratan, tüm zorluklara rağmen halkın boyun eğmediğini gösteren tek parti HDP. Ben size bu yürüyüş boyunca bir örnek vereyim. Hakkari’de yan yana dizilmiş keskin nişancıların arasında insanlar parti bayraklarını, flamalarını göstererek bu heyeti karşılama cesaretini gösterdiler. Zafer işaretleriyle, sloganlarla desteklediler.

"Bizi yanlış tanımış, bilinci çarpıtılmış kesimlere kendimizi anlatma şansımız elimizden alınıyor. Bu mekanizmalara sahip değiliz ama yine de sorgulama gücü olan her toplumsal kesim bu propaganda tarzından rahatsız ve gerçeği görebilecek durumdadır."

‘BU BASKILARIN BİRAZINA AKP MARUZ KALSAYDI DARMADAĞIN OLURDU’

Bu verdiğiniz örneğe dayanarak parlamenter siyaset eleştirileri bir yana HDP devralmış olduğu gelenekle diğer partilerden ayrılıyor denilebilir mi?

Evet ayrılıyor eğer ayrılmasaydı her gün vekilleri, eş başkanları, belediye başkanları içeride olmazdı. İddia ediyorum. Teşbihte hata olmaz. Bu baskıların birazı AKP’ye başka bir iktidar tarafından uygulansaydı ne olurdu? AKP Türkiye’nin birinci partisi ve hatta tek başına iktidar olduğu süreçte bile bu baskıların birazına maruz kalsaydı 1 ay dayanabilirdi. AKP diye bir parti kalmazdı. Darmadağın olurdu. Eğer bürokrasiden yana, temsil siyaseti ile sınırlı kalan sadece koltuk kapma hevesinde olan bir parti profili olsaydı niye bu kadar zulme uğrar ya da iktidar neden bu kadar bu partiden korkardı?

‘HDP’NİN BİR YÖNETİCİSİ OLARAK BU PROPAGANDANIN SÜRDÜRÜLMESİNDEN MEMNUNİYET DUYARIM’

HDP uzun süredir medya ayağını kullanamıyor. KJ’de (televizyonlarda altbant) “HDP’nin yürüyüşü ne amaçlıyor?” diye yazıyor ama üste bakıyorsunuz hiç HDP’li yok. Ana akım medya dediğimiz şey milyonlara ulaştığı için önemli. Kitleleri şekillendiren bir tarafı da var iletişim araçlarının. Bu imkan yokken nasıl olacak?

Biz çok yönlü bir baskı mekanizmasıyla karşı karşıyayız. Medya ayağı, bazı etkinliklerin yasaklanması, ambargo, sansür ve benzeri şeyleri tek tek ele aldığınızda belki her birine bir çözüm, alternatif yol bulunur diye düşünülür ama işin özü şudur: Rejimin komple çok yönlü bir şekilde HDP’nin üzerine çökme hali var. Baskıyı bu kadar artırmalarının nedeni HDP’nin diktatörlüğe, faşizme, iktidarın akıl almaz karakterine karşı direnen tek kale ve belkide son kale olmasıyla ilgili.

Gazetecilikten gelen biri olarak söylüyorum. Medyadaki ahlaki çökme hali, HDP’nin HDP’siz tartışılma hali bu oyunun en trajikomik kısmıdır. Nasıl? Şimdi düşünün. İnsanlar ekrandan itiraf etmek zorunda kalıyor çünkü dayanılmaz bir şey. Her gün bir partiyi, kocaman bir siyasi hareketi değerlendiriyorsunuz. Koca koca aktörleri, bilinen, tanınan temsilcileri olmasına rağmen çağırmıyorsunuz ama saçma sapan, dünü ile bugünü uyuşmayan, köksüzlük sorunu yaşayan aktörleri HDP’yi değerlendirmek üzere, HDP uzmanı olarak ekrana çıkarıyorsunuz. Artık toplum bunun ne kadar niyetli, organize, bilinçli bir oyun olduğunu farkında. Dolayısıyla ben HDP’nin bir yöneticisi olarak bu propagandanın sürdürülmesinden bu dakikadan sonra memnuniyet duyarım. Toplum nezdinde de dönüşleri alıyoruz. O yüzden iktidarın, iktidara yalakalık yapan yayınların mantığı, aklı varsa bu oyunu bırakmaları gerekir.

‘KENDİ DOĞASINDA YAŞAYAN BİR İNSANIN DİĞERİNE DÜŞMAN OLACAĞINA İNANMIYORUM’

Toplum derken biraz iyimser bakıyorsunuz gibi hissettim. Anadolu’da birçok il sıralayabilirim…

Anladım anladım sorunuzu. Türkiye’nin büyük bir kısmı HDP’yi böyle tanıyor diyorsunuz. Elbette bu doğru. Ancak toplum üzerindeki kirli propagandanın etki düzeyi bir süre sonra kötü organize edildiği için ters teper. Propagandanın karakteri bu. Habertürk ekranından yapılan itiraflar vesairelerin tümü asında toplumsal, siyasal sorgulama kabiliyeti olan bütün izleyici kesim tarafından çok açık ve aleni bir şekilde bunun bir kurgu olduğunun farkına vardırır.

Evet, bizi yanlış tanımış, bilinci çarpıtılmış kesimlere kendimizi anlatma şansımız elimizden alınıyor. Bu mekanizmalara sahip değiliz ama yine de sorgulama gücü olan her toplumsal kesim bu propaganda tarzından rahatsız ve gerçeği görebilecek durumdadır.

Aklıma gelen sayısız örnek var. Aysel Tuğluk'un annesinin cenazesine saldırılması… Toplum yekpare bir şey değil.

Ona benzer onlarca örnek var ama şunu söylemek istiyorum. Kendi doğasında yaşayan bir vatandaşın bu kadar diğerine düşman olacağına asla inanmıyorum. Bunlar kışkırtılmış, örgütlendirilmiş, bilinci çarpıtılmış kişilerdir ve bu medyada bunu maalesef besleyen yerden olayı eline alıyor.

Devletin devlet olabilmesi için öteki hatta birden fazla öteki yaratması gerekiyor.

Aynen. Düşman yaratıyorlar. Dikkat ederseniz her sıkıştığında ya Kürde saldırıyor ya diğer inançlara. Mesela Ayasofya meselesi… Her sıkıştıklarında gündeme getiriyorlar ya da homofobik bir şekilde diğer cinsel kimliklere karşı nefret örgütlendiriliyor. Böyle bir ülkede yaşıyoruz. Her anlamda utanç verici.

‘DEVLETİN YARATTIĞI DÜŞMANA KARŞI KULLANILAN BİR ARGÜMANDIR O SORU’

Neye neden olursa olsun sorulmaktan vazgeçilmeyen bir soru: “PKK’yi terör örgütü görüyor musunuz?” sorusu. Gazeteci olarak bu sorunun muhatabı bence bir parti değil. O halde bu soru niçin soruluyor? Ne zaman vazgeçilecek?

Tahir Elçi’nin katili bu sorudur. O üzücü olaydan sonra hâlâ bu sorunun soruluyor olması, hâlâ iş görüyor olması korkunç bir şey. Keşke 2013’te başlatılan demokratik çözüm süreci, PKK’yle devlet arasındaki görüşmeler nihai sonuca ulaşmış olabilseydi de bu sorunun zeminindeki kin ve nefret ortadan kalkmış olsaydı. Bu soru karşı tarafın düşüncesine ipotek koyma amacı taşıyor. Devletin yarattığı düşmana karşı kullanılan bir argümandır bu soru. Yani siz şuna şöyle derseniz benim nazarımda meşrusunuz. Aslında diğerinin nasıl düşünmesi gerektiğini, nasıl tanımlaması gerektiğini belirleyen ve dolayısıyla düşünceye, vicdana ve bir şekilde kendini ifade etmeye ket vurma sorusudur bu.

Savaş politikalarının sona ermesi, şiddetin bitmesi ve nihai olarak sorunların diyalogla çözülmesinin zeminini yaratmak için HDP ortaya çıktı. Düşünün… Dünyada bu kadar saçma bir değerlendirme olabilir mi? Biri çıkıyor diyor ki "eğer PKK silah bırakmazsa HDP’yle ittifak yapacak tek bir parti çıkmaz Türkiye’de". Mesela şu soruyu sorası var insanın. Bu ittifakı kiminle yapıyor bu partiler? HDP’yi nasıl görüyor? Bir güce ön koşul koymanın yolu o güçle temas, plan geliştirmektir. Devlet PKK’yle görüştü. Hangi adımlar atılacağı konusunda karşılıklı istekler ortaya koyuldu. HDP neydi orada? Bu sorunun nihai sonuca ulaşması için çaba gösteren müzakere partisiydi. Her iki tarafla görüşen, heyet oluşturan bir partiydi. Bir güce koşulan şart HDP’yle yan yana ya da karşı karşıya durmanın şartı oluyor. Bunlar Türkiye’de klasikleşmiş, çürümüş, iş göremez hale gelmiş sorulardır. Bu ve benzer soruların kökünü kurutmanın yolu sonuçları itibariyle bu savaşın bitmesidir.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR