Eren Erdem: Demokratik bir ülkede, kendi köyümde muhtar olmak istiyorum

CHP Parti Meclisi Üyesi Eren Erdem, 490 gün tutuklu kaldığı cezaevinde 350 kitap okuyup, yaklaşık 200 şiir yazdığını anlattı. 2 film senaryosu kaleme alan Erdem, aralarında Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin ilköğretim çocuklarında önyargıları kırmayı hedefleyen bir projenin de olduğu 4 proje hazırladı. Türkiye’yi gezme planı yapan Erdem, “Diyarbakır’dan başlayıp Edirne’ye gideceğim. Bu bir teşekkür, bir kucaklaşma ziyareti olacak. Mebusluğu da gördüm, mahpusluğu da. Tek isteğim Türkiye’nin demokratikleşmesi. En yüce siyasi beklentim; demokratik bir ülkede kendi köyüm olan Karaterzi köyünün muhtarı olmak” dedi.

Müzeyyen Yüce  myuce@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Parti Meclisi Üyesi ve eski İstanbul Milletvekili Eren Erdem, 490 gündür tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nden geçtiğimiz hafta tahliye edildi. Erdem tahliyesinin ardından ilk kez dün CHP Parti Meclisi’ne katıldı. Uzun tutukluluğun ardından kapalı alanlarda kalmaktan imtina eden Erdem ile Meclis bahçesinde konuştuk. Erdem, 24 Haziran’da milletvekili adayı gösterilmemesiyle başlayıp tutuklanmasına, cezaevi sürecinden tahliyesine kadar birçok konuda Gazete Duvar’ın sorularını yanıtladı.

490 gün sonra Meclis’e geldiniz, partinizin grup toplantısına katıldınız. Uzun bir aradan sonra Meclis’te olmak size ne hissettirdi?

490 gün sonra Meclis’e geldik. Partili arkadaşlarımızın sevgileri ile karşılandım, hasret giderdik. Özlemişim.

‘CEZAEVİ YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİL’

Cezaevinde tek başınıza kaldığınızı biliyoruz. Tutuklandıktan sonra bir süre açlık grevi de yaptınız. Neden yaşandı bunlar?

Anayasal hukuka aykırı olmasına karşın tek başıma 490 gün 8 metrekarelik bir hücrede kaldım. Sizi izole etmek, yıldırmak istiyorlar. Politik duruşu zayıf olanlar belki yılardı ama beni baskı ile yıldıramazlar. İlk 6 ay ciddi baskı gördük; açlık grevi ile başlayan ve kısa süre sonra sonlandırdığım bir süreç yaşandı. Ama sonrasında bu baskıları kırdık ve mücadeleye başladım. Çünkü cezaevi yan gelip yatma yeri değildi.

‘490 GÜNDE 350 KİTAP OKUDUM, 200 ŞİİR YAZDIM’

Cezaevinde günleriniz nasıl geçti?

Tutuklanmamdan tahliye olduğum güne kadar günde 7 saat uyudum. 24 saatin 17 saatinde cezaevini yaşamaya çalıştım. 490 günde 350 kitap okudum mesela. Okuduğum kitaplardan 6 bin sayfa kitap özeti çıkardım. 200’e yakın şiir yazdım. Hz. Epikür diye bir kitaba başladım, bitmek üzere. 2 uzun metrajlı film senaryosu yazdım. 4 tane sosyal proje hazırladım. Birisi uyuşturucu ile mücadele üzerine. Bir diğeri Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin rehabilitasyon süreci ile ilgili.

‘KÜRT SORUNUNA İLKÖĞRETİMDE ÇÖZÜM’

Cezaevi sizin için çok verimli geçmiş görünüyor! Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin rehabilitasyon sürecini biraz açar mısınız, nasıl bir süreçten bahsediyorsunuz?

Türkiye’de 27 Mayıs’tan bu yana vesayet, sadece askerlik çağına gelenleri askere almadı, toplumun tamamını askere alma noktasına geldi. Bugün de buna benzer bir süreç yaşıyoruz. Toplumun üzerinde konumlanması gereken sivil hassasiyetlerinin yitimi ile karşı karşıyayız. Kürt fobisi toplum tabanına sirayet etmeye başladı. Türkiye’de kalıcı bir barışın oluşması için Kürtler ve Türkler arasında önyargıları yıkacak yeni bir iletişime ihtiyaç var. Bunu başarabilmek için ilköğretim çağındaki çocuklar üzerinden önyargıları, koşullanmaları kırabilmek adına bir düşüncem var. Amacım birlikte yaşam iradesini güçlendirmek.

 

‘CEZAEVİNDE İKİ UZUN METRAJ FİLM SENARYOSU YAZDI’

2 uzun metrajlı film senaryosundan bahsettiniz. Konularını paylaşır mısınız?

Filmin birinin adı ‘Sokak Sanatçısı.’ Diyarbakır’da sokak sanatçısı olmak isteyen Hasan isimli bir genç ile Oslo’da sokak sanatçısı olan bir kızın İstanbul’da tanışıp Anadolu’yu dolaşarak sokak müziği yapmalarını anlatan bir hikaye. Doğu-batı kültürel çatışmasını da irdeleyen, ortak bir hikaye oluşturmayı hedefleyen bir senaryo. Bir diğer senaryo cezaevinde geçen bir kara mizah aslında. Altan isimli ana karakterimiz ziraat odası seçimleri ile ilgili oda başkanı hakkında sosyal medyada paylaşım yapıyor. Altan, ‘başkan’ diye söze başlayınca o paylaşımın başka bir başkana yapıldığı zannedilerek devasa bir operasyonla gözaltına alınarak dev bir terör örgütünün lideri yapılıyor Altan. Ama hikaye güzel bitiyor.

‘CEZAEVLERİNDE DAKTİLO SERBEST OLACAK’

İronik bir hikaye. Cezaevinde kaldığınız süreçte yaşadığınız hak ihlalleri oldu mu? Bu alanda nasıl bir mücadele ortaya koydunuz?

Cezaevi bir mücadele alanı. İçeri girer girmez eksiklikleri not alarak o alanlarda mücadele başlattım. Bu süreçte kendime sağladığım katkıların yanında bulunduğum ortamın da demokratikleşmesi için mücadele ettim. Yazmaktan yorulup, elimi kullanamaz hale geldiğimde daktilo istedim. Daktilo vermediler; ben de hukuk mücadelesi başlattım. İşi Anayasa Mahkemesi’ne kadar sirayet ettirdik. Büyük bir ihtimalle o hakkı kazanacağız. Yakın bir tarihte cezaevlerinde daktilo serbest olacak. Cezaevinde din ve vicdan hürriyeti kapsamında her tutuklu ve hükümlünün mensup olduğu dinin temsilcileri ile görüşme hakkı vardır. Ben de Alevi Dedesi ile görüşme talep ettim. Bana “Devlet Alevi Dedesi adı altında bir din görevlisi tanımlamadığı için yasa kapsamına girmez. Aile ile yaptığınız görüş saatinde bir dede çağırın, aile görüşünden feragat edin onunla görüşün” dediler. Bir hukuk mücadelesi daha başlattık. Süreç şu an Anayasa Mahkemesi’nde.

‘ALEVİ İNANCINA DAYALI KAYNAKLARIN GETİRİLMESİNİ SAĞLADIK’

Sadece dışarı da değil, içeride de mücadeleye devam yani…

Kesinlikle. Bunun dışında Silivri 9 nolu cezaevinde sohbet hakkı verilmiyor. Her tutuklunun 10 tutuklu ile haftada 10 saat görüşme hakkı var ama verilmiyor. Bununla ilgili de hukuk mücadelesi başlattık. Bunlar birkaç yıl sürecek ama kazanılacak mücadeleler. Bunlar da hukuk literatürüne ‘Eren Erdem Kararları’ olacak geçecek. Cezaevinde tüm dinleri içeren dinsel metinler vardı ama Alevi inancına dayalı kaynaklar yoktu. Bununla ilgili giriştiğimiz mücadele sonrası Alevi inancına ilişkin kaynakları kütüphaneye koydular. Bir süre sonra cezaevindeki mahkûmlar, avukatları aracılığıyla yaşadıkları hak ihlallerini bana gönderiyordu, ben de müzakerelerini yapıyordum. Cezaevine girdiğim ilk 6 ay sorun yaşadım ama biz mücadelemiz ile yaşanacak hal ihlallerini önledik.

‘DOSYAMDA ŞAHSIMA YÖNELİK İSNAT YOK’

Cezaevi sürecinden siyasi sürece girecek olursak, tutukluluğunuzun siyasi olduğunu söylüyorsunuz. Böyle bakacak olursak siz mi cezalandırıldınız, partiniz mi?

Benim dosyamda şahsıma yönelik isnat yok. 5 yıl boyunca telefonlarım dinlenmiş, bir şey çıkmamış. 5 yıl boyunca HTS baz analizlerimi incelemişler, bir şey çıkmamış. Fiziki takip yapmışlar, dijital materyallerimi incelemişler, bir şey yok. Bunun üzerine gizli tanık çıktı ortaya. Gizli tanığın tutanaklara geçen ifadesine göre; ona iplik fabrikası vaat etmişler.

‘CHP DAVANIN İÇİNE ÇEKİLMEYE ÇALIŞILDI’

Gizli tanığa bu vaatte kim bulunmuş?

Aleyhime ifade vermesi istenilen kişiler. Zaten ilk celse de ifadesini telkin altında verdiğini belirtti. O saatten sonra mahkemenin şahsıma yönelttiği hiçbir isnat yoktu. Sonrasında Kanal Türk’ün önüne neden gittiğime dair sorular soruldu. CHP sürekli davanın içine çekilmeye çalışıldı. Burada biz bu hülyalarını kestirip attık. Basın özgürlüğü için Sözcü’nün, Cumhuriyet’in önüne de ilk ben gittim. Buradan bir hikaye yazmaya çalıştılar ama biz engelledik.

 

‘PARTİM İLE ÇIKANA KADAR İRTİBAT HALİNDEYDİM’

Bu süreçte başta Kemal Kılıçdaroğlu olmak üzere partiniz tarafından yalnız bırakıldığınızı düşündünüz mü? Bu konuda bir kırgınlığınız var mı?

“CHP, Eren Erdem’e sahip çıkmadı, yalnız bıraktı” şeklinde konuşmalar çok yapıldı. Silivri’de yapılan ilk duruşmaya katılımın olmamasını ben istedim. Bunun sebebi de yoğun bir katılım olursa bu durumun hakimin kararını yönlendirebileceğini düşünmemdi. Partim ile ilk günden çıkana kadar irtibat halindeydim. Kemal Bey’in avukatları ve partimin avukatları ile düzenli bir şekilde görüştüm. Cezaevindeki bir CHP’li hele hele CHP için bedel ödüyorken hiçbir partilinin kasıtlı ve bilinçli olarak onu yalnız bırakması söz konusu olamaz.

‘CEZAEVİNE CHP LİSTE DIŞI BIRAKTIĞI İÇİN GİRMEDİM’

24 Haziran seçimlerinde milletvekili olarak partiniz tarafından aday gösterilmediniz. 5 gün sonra da tutuklandınız. Milletvekili yapılmadığınız için cezaevine girdiğinizi düşünüyor musunuz?

.

Hiçbir siyasi partinin kendi mensuplarının siyasi yargılamaları nedeniyle onları milletvekili yapma gibi bir zorunluluğu yoktur. Benim 37 tane devam eden kovuşturmam, 67 tane de toplam soruşturma ve kovuşturmam var. Mesela ÖSO’yu eleştirdiğim için Türkiye Cumhuriyeti devletini aşağılamaktan yargılanıyorum. Ben ÖSO’nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti olduğunu cezaevinde öğrendim. Ben CHP beni milletvekilliği listesine koymadığı için değil, Türkiye’de adalet olmadığı için cezaevine girdim. Kurumsal kırgınlık diye bir şey olmaz. Bir bedel ödedim, bu bedelden kimseyi sorumlu tutmuyorum. Bunun sorumlusu Türkiye’de adaleti yok eden siyasi anlayıştır. Benim kimseye dargınlığım, kırgınlığım yok. Ben halkla beraber siyaset yapmaya devam edeceğim.

‘MEBUSLUĞU DA GÖRDÜM, MAHPUSLUĞU DA’

CHP’de Parti Meclisi üyesisiniz. Önümüzdeki günler için planlarınız nedir?

Edirne’den Hakkâri’ye kadar Türkiye’yi gezeceğim. Diyarbakır’dan başlayıp Edirne’ye gideceğim. Bu bir teşekkür, bir kucaklaşma ziyareti olacak. Ondan önce HDP’den başlayarak partileri ziyaret edeceğim. Bu süreçten sonra siyasette ağızlarda demlenmiş çay tadı bırakmak istiyorum. Şu olmak, bu olmak gibi bir derdim yok. Mebusluğu da gördüm, mahpusluğu da gördüm. Tek bir isteğim var; Türkiye’nin demokratikleşmesi. En yüce siyasi beklentim; demokratik bir ülkede kendi köyüm olan Karaterzi köyünün muhtarı olmak.

‘BERABERLİK YARATMANIN YOLU ORTADA BULUŞMAK’

Cezaevinde yazdığınız kara mizah senaryonun sonu güzel bitiyordu. Türkiye için bundan sonraki süreç için ne düşünüyorsunuz?

Hali hazırda Parti Meclisi üyesiyim. Beni içeri atanlar benden siyaseti bırakmamı istedi. Bu yüzden siyasette varlığımı sürdüreceğim. Ben Selam-Tevhid kumpasında FETÖ mahkemelerinde yargılandım. Elbette Türkiye’nin bir terör sorunu vardır. FETÖ bir terör örgütüdür. Ama Türkiye’de terör topbaşı içinde öğütülmüş masumiyet vardır. Siz eğer konuşanı, şiir yazanı, siyaset yapanı terör torbasına atarsanız, o torba yani terör konuşan, şiir yazan ve siyaset yapan bir şeye dönüşür. Ama hükümet Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Selçuk Kozağaçlı, Sırrı Süreyya Önder, Eren Erdem ile bir terör hikayesi yaratmaya çalışıyor. Mahalleler, apartmanlar hatta cezaevleri bile ikiye bölünmüş durumda. Bu bölünmüşlükten bir beraberlik çıkmaz. Beraberlik yaratmanın yolu ortada buluşmak. Mücadelemizi bir örnekle sonlandırmak istiyorum.

‘ÇOCUĞUM BU ÜLKEYE DÜŞMAN OLSUN İSTEMEDİM’

Benim yan koğuşumda Vanlı bir tutuklu vardı; 3 buçuk yıldır casusluktan yatıyor. Cep telefonu aksesuarları satarken ondan telefon alan bir kişinin casus olduğu zannediliyor, bunu da alıyorlar. İçeride benden kitap listesi istedi. Önce klasikleri okudu. İlkokulu bitirememiş olan arkadaşımız, şu anda Benedictus Spinoza’nın Etika’sını okuyor. Bir insana casus demek çok kolay. İddianamesi olmadan 3 yılda yatırabilirsiniz. Kamuoyunda ismi yoktur, dikkat çekmez 10 yıl da yatırabilirsiniz. Ama onların çocukları var. O çocuklar bütün ortak değerlere düşman oluyorlar. Ben, benim çocuğum bu değerlere düşman olmasın diye cezaevine gelmemesini talep ettim. Benim çocuğum sadece bir kez cezaevine geldi. Bu iklimi yaşamasın, bu ülkeye düşman olmasın istedim. Şanzelize’nin süslü kaldırımları ile ülkemin cezaevini kıyaslarsam elbette kendi topraklarımda cezaevinde kalmayı tercih ederim. Çünkü biz bu toprakların çocuklarıyız. Bu ülkenin kucaklaşmaya, yeniden bir bütün olmaya ihtiyacı var. Bu alanda mücadeleye devam.