Akşener: 2002’deki şartları mumla arıyoruz

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Türkiye'deki faiz oranlarına dikkat çekerek Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Albayrak'a tasarruf çağrısı yaptı. Akşener, AK Parti öncesi dönemin ekonomik şartlarının daha iyi olduğunu söyledi.

DUVAR – İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Türkiye’nin AK Parti öncesi döneme göre daha yüksek faiz oranıyla borçlandığını söyledi. Türkiye’nin yatırım olarak en riskli 4’üncü ülke olduğuna değinen Akşener, “AK Parti’nin sözüm ona uçuran ekonomi günlerinde Türkiye en iyi ihtimalle bunun iki katı faizle borçlanabiliyor. 2002’deki şartları mumla arıyoruz” dedi.

Ekonomideki gerilemelerin sorumlusu olarak Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı gösteren Akşener, Merkez Bankası’nın yedek akçeleriyle ilgili getirilen düzenlemeye değindi. Akşener, “Sen millette tasarruf yapacak derman bırakmadığına göre o zaman devlette tasarrufa gideceksin. Gidiyor musun? Hayır gitmiyorsun. Çünkü en son gözünü MB’nın yedek akçesine diktin oradan biliyorum” dedi.

Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle;

TÜRKİYE DAHA İYİ BORÇLANABİLİYORDU: Biz damadı al dedik, Sayın Erdoğan gitti damadın etrafında güven veren kim kaldıysa onları temizledi. TÜİK’i değiştirdi, şimdi de Merkez Bankası başkanını görevden aldı. Dövizi ve faizi düşüreceğiz diyorlar, ama düşmesin diye her şeyi yapıyorlar. Biraz düşecek gibi oluyor damat bir sunum yapıyor göstergeler füze gibi çıkıyor. Bu iş bilmezliğin sonucunda Türkiye 400 puanlık risk birimiyle yatırım olarak en riskli dördüncü ülke oldu. Dünya kayınpeder-damat ekonomisini işte böyle görüyor. Yurt dışından aldığımız kredilerde en az yüzde 4 daha fazla faiz ödeyeceğiz demek. Sözüm ona faize karşı ama faiz lobisine bayram ettiriyor. Yüzde 8 faiz ödeyerek borçlanacağız demek. Gençlerimizin geleceğini faize teslim edeceğiz demek. 10 yıldır IMF’ye olan borcumuzu ödedik deyip duruyorlar 2001 krizi sonrasında Türkiye’nin IMF’den aldığı faizin oranı kaçtı hatırlıyor musunuz? AK Parti’nin sözüm ona uçuran ekonomi günlerinde Türkiye en iyi ihtimalle bunun iki katı faizle borçlanabiliyor. 2002’deki şartları mumla arıyoruz.

FAİZ NASIL İNER?: Merkez Bankası’na yalnızca sizin ve damadınızın inandığı düşünceyle emir vermeye devam ederseniz bu iş daha iyiye gitmez. Peki faizler nasıl iner? Öncelikle kamu kesiminde çalışanın hakkına dokunmadan tasarrufa gitmeniz gerek. Neden? Çünkü faiz dediğin şey aslında bir tasarruf yatırım dengesidir. Tasarrufu arttırırsanız dışarıya ihtiyaç duymadan içinize kaynak aktarabilirsiniz. Sen millette tasarruf yapacak derman bırakmadığına göre o zaman devlette tasarrufa gideceksin. Gidiyor musun? Hayır gitmiyorsun. Çünkü en son gözünü MB’nın yedek akçesine diktin oradan biliyorum.

TASARRUF ETSENİZ ÖLÜR MÜSÜNÜZ?: Milletimiz aç aç, harman savurmayı bırakın, lüks harcamaları kısın, birkaç uçak satın bakanlarınızı bir zahmet tarifeli uçakla uçurun, ballı ihalelere son verin. Geçen yıl 300 bin liralık arabalara binmeyin diyorduk bugün o arabaların yerine 1 milyon liralık arabalar alıyor. Ölür müsünüz kardeşim biraz tasarruf etseniz? Ama çalıştılar. Sadece kendileri de değil eşleri, dostları, hepsi lükse alıştılar. Ne verirsen ver doymuyorlar. Benim vatandaşım marketten et alamıyor bunların umurunda değil. Milletimiz umut bekliyor. Milletimiz çözüm bekliyor. Kurulduğumuz günden bu yana milletimizle aramıza engel koydular. Suni gündemlerle milletimizi ayırmaya çalıştılar ama buraya kadar. Türkiye için tüm hayallerimizi bir bir anlatacağız. Birinci vazifemiz ne kadar kötü yönetsem de bana oy verirler diyen şımarık iktidarın kulağını çekmekti. Allah’ıma binlerce şükür, bu vazifemizi layıkıyla yerine getirdik. İYİ Parti sonrası oluşan yeni siyasi denklemde artık rahatlar bozuldu. Artık her siyasi parti kendine çeki düzen vermek zorunda. Artık her siyasi parti öncelikli olarak milletin sorunlarını konuşmak zorunda. Bundan sonraki vazifemiz ise çok net, Türkiye’yi şahlandıran çözümlerimizi ortaya koymak. Türk milletinin siyasetten beklediği budur.

MASLOW’UN ÖĞRENİLMİŞ ÇARESİZLİK DENEYİ VARDIR: Ya milletin beklediğini yapacaklar ya da tarihin sayfalarında kaybolup gidecekler. Benim gözümden, benim kalbimden kendinizi görün. İçinizde Abraham Maslow’un adını duyan vardır. Öğrenilmiş çaresizlik diye bir deneyi vardır. En beğendiğimi anlatayım size. Büyük balıklarla küçük balıkları bir akvaryuma koymuşlar yem vermemişler bir süre sonra büyükler küçükleri yemişler. Daha sonra araya cam koymuşlar yine yem vermemişler. Büyükler küçükleri yemek için o cama hareket etmişler kendilerini o cama vura vura ölmüşler. Sonra o camı çıkarmışlar ve bakmışlar ki büyük balıklar küçükleri yemiyorlar. Siz onların huzurunu bozdunuz. Siz o şeffaf camı kırdınız parçaladınız. Ben çatlasa yeter diyordum ama siz o camı parçaladınız. Bugün eğer bu ülkede farklı şeyler konuşulabiliyorsa, sebebi sizsiniz.

SONDAJ ÇALIŞMALARI TÜRKİYE’NİN HAKKI: Değerli milletvekilleri ekonomideki acı tablonun yanında ülkemiz devasa diplomatik sorunlarla da karşı karşıya. Doğu Akdeniz üzerinden yaşananlara bakın. İlan ediyorum ki Akdeniz’deki sondaj çalışmaları Türkiye’nin hakkıdır. Ancak dün yapılan hataları görmezden gelemeyiz. 2000 yılında Türkiye’ye AB’ye girerken veto hakkınızı kullanmadınız. Denktaş’a yaptıklarını unutmadık. Şimdi karşınızda dikiliyor. Ege’de taviz vermeyin dedik. Adalarımızın işgaline sessiz kalırsanız Ege’yi Akdeniz’i toptan kaybederiz dedik. Burnumuzun dibindeki Yunan askerlerini mangal yellerken seyrettiniz. Adasından vazgeçenin denizine sahip olması mümkün mü? Yaptırım kararı alan Avrupa’ya da bir çift sözümüz var. Kendinizi hakkın hukukun beşiği ilan ederken Türkiye’nin hakkına hukukuna tecavüz şımarıklığına dur demek yerine Türkiye’yi cezalandırmaya utanmıyor musunuz?  (HABER MERKEZİ)