İmamoğlu'ndan Cübbeli Ahmet yorumu: Hangi sıfatla bu hakkını kullanmış

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen Ekrem İmamoğlu, belediye çalışanları arasında "parti militanı" gibi davrananlar olduğunu söyledi. İmamoğlu, "Trol belediye çalışanları istemiyoruz. Bazı ihbarlar neticesinde arkadaşlarıma gelen dosyalar var. İş hukukuna, ahlakına aykırı davranan varsa gereği yapılır" dedi.

DUVAR – İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini kazanan Ekrem İmamoğlu, seçim sonucunu tahmin için “altın sandıklar” belirlediklerini söyledi. İmamoğlu, “Bizim altın sandık dediğimiz sandıklar vardı. O sandıkların ortalaması bir nevi seçim sonuçlarını veriyordu. İstanbul’un 39 ilçesinde vardı bu sandıklar” diye konuştu.

“Cübbeli Ahmet Hoca” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün “Burada İmamoğlu meselesi yoktur. Çok büyük oyun vardır. ‘Binali Bey’e ben kaybettirdim’ diyen, kimi kazandırdığını söylemiş oluyor ve haram işliyor. Fıkıhla fetva veriyorum” açıklamasını değerlendiren İmamoğlu, “Bahsettiğiniz beyefendi hangi sıfatla bu hakkını kullanmış, haram ya da helal bunu bilemiyorum. Harama, helale karar verecek bir titri olduğunu düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçilen CHP’li Ekrem İmamoğlu, Habertürk TV’de Didem Arslan Yılmaz’ın sunduğu “Türkiye’nin Nabzı” programına katıldı.

23 Haziran’da yeniden yapılan seçimi, “31 Mart’la kıyaslanacak bir gün değildi” diye değerlendiren Ekrem İmamoğlu, “Çünkü bir tarafta kaygılar, tereddütler, beklentilerinizi karşılamayan kurumlar… Bu sefer daha tedbirliydik. Kendi bilgi ağımızın yanı sıra başka bağımsız ajansların bilgi sunması, kamuoyunu aydınlatma konusunda hazırlıklıydı” dedi.

“Bu sadece İstanbul seçimi olmaktan çıkmıştı, Türkiye’nin demokrasisi için çok önemli adımdı, gündü” diyen İmamoğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

ALTIN SANDIKLARIN ORTALAMASI SONUÇLARI VERİYORDU: Bir nevi o gün yaptıklarımızın, anlattıklarımızın karşılığını alma günüydü. Topluluktan motivasyonu en üst düzeyde görünce, oy kullandığım sandık, karşılaştığım insanların muazzam ilgisi, elbette sandık açılmasıyla beraber vücut bulmaya başladı. Bizim altın sandık dediğimiz sandıklar vardı. O sandıkların ortalaması bir nevi seçim sonuçlarını veriyordu. İstanbul’un 39 ilçesinde vardı bu sandıklar.

 SEÇİMİ ÜÇ SİSTEMLE İZLEDİK: İlçe başkanlığı döneminden beri gururla kullandığımız sistemimiz, partimizin genel merkezinde kurgulanmış sistem vardı. Tamamıyla sandık ve okullarda gönüllüler üzerinden, partimizin dediğim sisteme gönderildiği bilgilerin kıyaslandığı bir başka sistem. Bunları da eşleştirerek kontrol eden üçüncü bir sistem. Birincisi zaten vardı. Öbürü 31 Mart’ta hazırladığımız sistem. Üçüncüsü iki sistemi kontrol ederek yürüyen bir yazılım.

HÜKÜMET VE DEVLET YETKİLİLERİ DE AA’YA GÜVENMESİN: Biraz istatistiğe dair göndermeler ve oradan aldığımız veriler, geri dönüşlerle sonucu tahmin edebiliyorduk. Onun için AA’nın 31 Mart gecesi tutumu, keza 23 Haziran’da bile tutarlı değildi, bir türlü sonuçlandıramadı seçimi. Biz sonucu netleştirdiğimizde ki, ANKA ajansta verileri netleştirmişti. Benim güvenimi sarsmıştır. Oradaki yöneticiler orada durduğu sürece güvenmeyeceğim. Bence hükümetin ve devletin yetkilileri de güvenmesin. Bugün bize yarın bu yanlışı bir başkasına yapar.

BU İŞİN BİRÇOK KAHRAMANI VAR: Bazı sandıklar Türkiye sonuçları veren karakteri de oluşturuyor. Bu işin birçok kahramanı var. Canan Hanım ve diğer kişiler olsun, hep birlikte kafa yorduk. İYİ Parti İl Başkanı da var. Yüzde 15 verileri girilmişti. Biz yaklaşık hissetmiştik. Altın sandıklardan yüzde 50-55’i girmiştik. Az çok hissetmiştik sonucu.

TOPLUM SİYASETÇİNİN ÜZERİNDE OLMALI: Keşke bugünleri yaşamasaydık. Evet demokrasi adına sınav verildi. İlk seçim kazandığımıza yüzde 100 inanıyoruz. Hiçbir kaygı duymuyorum. İnanın o kadar emin konuşuyorum ki, o sürecin buraya gelmesi elbette ki sonuçları çok sevindirici. ‘Farkı daha büyük istiyorum’ diyordum. Bunu şahsım adına değil demokrasi adına istiyordum. Toplum siyasetçinin, siyasi iradenin üzerinde olmalı.

KEŞKE 31 MART’TA BU İŞİ BİTİRSEYDİK: Millet istediği zaman değiştirebilir, bir siyasinin kararına boyun eğmemelidir. Ama keşke biz 31 Mart gecesi işi bitirseydik, bu kadar iftira, bu kadar seçim kazanmak için her yolun mübah olduğu, gün geldiğinde bütün savunulan işlerin yok sayıldığı, her konunun sürece dahil edildiği. Bütün bunların yaşanmamasını isterdim.

RAKİBİMİN YÜZÜNE SÖYLEDİM AMA CEVAP ALAMADIM: Soyuma, sopuma, dedemin mezarına kadar gitmeye varan işler, diplomam, ama her şeyden önemlisi ‘çaldılar’ diyorsunuz ve muhatabı yok. Benim en çok canımı yakan ve üzen şey bu. Çaldılar demek birilerinin hırsız olması demektir. Rakibimin yüzüne söyledim ama cevabını alamadım. Benim asla kabul edemeyeceğim bir iftarıydı. Milletim adına da kabul edemeyeceğim iftira.

MİLLET MESELESİNDE NİYE KARŞITLIK OLSUN?: Yazmadım, zihnimdekileri söyledim. Biriktiriyorsunuz, o bir duygu anı. 6 Mayıs YSK’nın aldığı karar gecesi de öyle. Benim hafızamla, bütün günlerle, topladığım duygularla biriktirdiğim kavramın dile geliş anı. Tamamen doğaçlama ama dediğim gibi altyapısı var. Her gün danışmanlarımla sohbet ediyorum, insanlarla diyaloğum var. Sıklıkla bazı mesajları, mailleri okumaya çalışıyorum. Hissettiklerimi topluma geçirme çabası içerisindeyim. Bazen diyorlar ki, ‘bu kurduğunuz felsefe, yaptığınız dil yürümez siyasette’. İlla bir karşıtlık oluşması lazım. Bunun benim ruh halimle ilgisi yok. Millet meselesinde karşıtlık niye olsun ki?

HİÇBİR SEÇİMİ ZAFER OLARAK GÖRMÜYORUM: Mevzu Türkiye, İstanbul, İstanbul’da yaşayan insanlar ise ortak akıl üretemez miyiz? Ben orada kurduğum her kelime toplumda hissettiklerim. Mesela barışmak, uzlaşmak. İnsanlar birbirine selam vermiyor, siyasi hasımlık var. Ben hiçbir seçimi zafer olarak görmüyorum. Zafer iki futbol takımının maçından çıkabilir. Milli maçtan çıkabilir. İstanbul yerel seçiminde zafer kime karşı? Sadece şu denebilir, demokrasiye zarar vermek isteyen bir avuç isteyen kişilere karşı zafer denebilir ama millete asla değil.

BELEDİYE ÇALIŞANLARIYLA İLGİLİ GELEN İHBARLAR VAR: Sayın valimizle bir iki görüşme yaptık. Devir teslimi kendisiyle yapacağız. İster istemez insanlar katılım gösterecek. Mesai saatinin üstüne koyduk. Belediye çalışanlarıyla ilgili de belediyenin yönetimi anlamında da bir zihniyet devrimi yapacağız. Belediyenin çalışanı birisine laf yetiştiriyor. Bir partinin militanı gibi görevini yaparken birine hakaret ediyor, ben ya da başkası. Bütün çalışanlara şunu hatırlatacağız: Sizin maaşını ne bir partinin lideri ne ben vereceğim. Bu şehrin 16 milyon insanı veriyor. Trol belediye çalışanları istemiyoruz. Bazı ihbarlar neticesinde arkadaşlarıma gelen dosyalar var.

İŞ HUKUKUNA UYGUN DAVRANAN BAŞIM ÜSTÜNE: İşletme fakültesi mezunuyum, iş hukukunu bolca okudum, insan kaynakları mastırı yaptım. İş gücünü, motivasyonu ne etkiler iyi biliyorum. Çalışanların kuruma aidiyet duygusunun ne anlama geldiğini iyi biliyorum. İş hukukuna uygun davranan, iş ahlakına uygun davranan herkesin yeri başım üstüne. İş hukukuna, ahlakına aykırı davranan, disiplini bozan, çalışmadan alın teri dökmeden maaşını alıyorsa, umarım hiç yoktur, varsa gereği yapılır.

MAKUL BİR FARKLA KAZANDIĞIMIZI DÜŞÜNÜYORUM: Ben yüzde 51’le Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğimde kimse hayal etmiyordu. Ben daha fazlasını bekliyordum. İnsanlarla bağ kuruyorsunuz ya, sokakta pazarda. Birçok ilçeye üç dört kez turladım. İnsanların bana verdiği enerjiden daha fazla beklentim vardı. Belki yüzde 11-12. Bu bir realist ölçüm olmayabilir, bir beklenti. İnsanlarımız siyasi reflekslerini kolay kolay değiştirmiyor. Sizi çok seviyor ama oyunu değiştirmesi için yeterli olmuyor. Makul seviyede bir farkla seçimi kazandığımızı düşünüyorum. Demokrasi korumak adına oy verenler oldu. Dolayısıyla Ekrem İmamoğlu’nu korumaktı bu.

SIFIR NEGATİF BİR KAMPANYA YÜRÜTTÜK: 17 yıldır bir iktidar anlayışı var. Birinci dönemini yok sayarsak birçok yerel seçimde ve genel seçimde alışık olduğumuz tavır şu değil midir: Muhalefet eleştirerek, iktidar kendini anlatarak, savunarak kazanmak ister. İktidar en az muhalefet kadar saldırarak, muhalefete belki de hakaret ederek seçimleri kazandı. Ben tam tersine iktidara saldırmadan seçim kampanyası geliştirmemiz gerektiğini danışmanlarımla konuştuk. Sıfır negatif bir kampanya. Bence bu çok geçerli oldu.

ERDOĞAN’LA GÖRÜŞMEYLE CENTİLMENLİK YAPMAK İSTEDİM: Şu sıkıntımız vardı, evet tanınmayla ilgili problemimizi aşmaya çalışsak da, medya bu konuda objektif davranmadığını herkes biliyor, elbette birkaç kanalı tenzih ediyorum. 31 Mart’a kadar olan kısımda bütün bu eksikliklere rağmen resmi Türkiye’nin devlet kanalı 6-7 defa rakibimizi çıkartıyor. Sayın Erdoğan’la yaptığımız görüşmeyle centilmenlik yapmak istedim. Benim ağzımdan tek bir kelime, iftira, kirli, insanları lekeleyen tek bir kelime duyulmamıştır.

GÖNLÜYLE OY VEREN AK PARTİLİ DOSTLARIM VAR: CHP-İYİ Parti ittifakının adayı oldum. Bu resmi anlamda iki ittifak. Sonra süreç işlerken, lansman gününden bir gün önce danışmanlarıma, ‘Ben bu tanıma Millet İttifakı demek istemiyorum, bunun adı İstanbul ittifakı olmalı’ dedim. İstanbul ittifakı benim ruhumda olan bir şey. İstanbul ittifakında MHP’liler var, AK Partili dostlarım var. Eliyle vermedi ama gönlüyle oy veren çok AK Partili dostlarım var.

CUMHURBAŞKANIMIZLA GÖRÜŞMEMİZE KİM ENGEL OLABİLİR?: Devlet, millet adına kime sınır koyabilirsiniz. Bana kimse sınır koyamaz. Ben bir talep ederim, bir daha ederim. Ekrem İmamoğlu’nun şahsıyla ilgili değil ki bu. Sayın Cumhurbaşkanı ile İstanbul meselesini konuşmaya kim engel olabilir? Ben Sayın Cumhurbaşkanına ‘Sizin bağımsız olmanızı, sizden oy istemek isterim’ dedim. ‘Ben AK Parti’nin genel başkanıyım’ dedi. ‘Tamam olabilir, ben sizin Cumhurbaşkanı tarafınızdan oy istiyorum’ dedim. Bazı makamları ortada görmek isterim. Herkese eşit mesafede. Cumhurbaşkanlığı, valilik, kaymakamlık, muhtarlık böyle bir şey.

BÜTÜN PARTİLERİN İL BAŞKANLARINI ZİYARET EDECEĞİM: Benim işim İstanbul’u yönetmek, İstanbul’daki demokrasiyi yönetmek. Ben bütün siyasi il başkanlarını ziyaret edeceğim. Önce onlar gelsin demek hayır! Israrla kendilerini arayıp randevu talep edeceğim. Vermezlerse kendileri bilir. Elbette valimizi, garnizon komutanı işin geleneği ama diğeri gelenek değil. Bunu daha önce yaptım. Siyasi partilerin ilçe başkanlarını oturttum, sizin gibi moderatörlük yaptım. ‘Bana sorun, eleştirin’ dedim. Göreceksiniz bunu da yapacağız. Demokrasiyi tabanda var ettiğiniz zaman Ankara istediği kadar kaçsın, kaçamaz.

BELEDİYE ÇALIŞANLARI ZORLA MİTİNGE GÖTÜRÜLMEYECEK: İstanbul’un istediği huzur, barış, güven ortamı, kavgasız ortam, sorunlarına çözüm bulan belediyecilik, partizanlığın olmadığı, liyakatin olduğu belediyecilik. Partizanlık damarına kadar işlemiş bu belediyenin. Mitinge götürülen personel var, yok bitti artık. Benim çalışanlarım mitinge gitmeyecek. Davet ederiz, ama bir Allah’ın kulu bile zorla götürülmeyecek. İstanbul Büyükşehir Belediye çalışanları, o kurum içine partizanlığı soktuğu an benim arkadaşım değildir. İsterse CHP adına bunu yapsın. Şehirde aidiyet duygusunu kuracağız.

HANGİ SIFATLA FETVA VERMİŞ?: (“Cübbeli Ahmet Hoca” olarak tanınan Ahmet Mahmut Ünlü’nün “Burada İmamoğlu meselesi yoktur. Bir figür vardır, arka plan vardır. Çok büyük oyun vardır. ‘Binali Bey’e ben kaybettirdim’ diyen, kimi kazandırdığını söylemiş oluyor ve haram işliyor. Fıkıhla fetva veriyorum” açıklaması) Bahsettiğiniz beyefendi hangi sıfatla bu hakkını kullanmış, haram ya da helal bunu bilemiyorum. Harama, helale karar verecek bir titri olduğunu düşünmüyorum. Onu Yaradan takdir eder. Bu tür insanların toplumun refleksini değiştireceğini düşünmüyorum.

DİNDAR İNSAN BİZİMLE RAHAT EDER: Bu benim özelim ama ben de dindar insanım. Yaşama bakışımda herkesin inancına saygı duyan, giyimine, kuşamına bakmayan bir felsefem var. Yaşamım da siyasete bakışım da böyle. Dindar insan bana niçin oy vermesin? Dindar insan bizimle rahat eder. Ben belediye başkanlığı yaptığım dönemde o insanın mutlaka ve mutlaka inanılmaz derecede inanç değerlerine saygı gösteren, inanç değerleri üzerinden ona yardımcı olan, inancını en özgür bir şekilde yapmasına katkı sunan bir anlayışı göstereceğim. Sadece Müslüman vatandaşlarımız değil. İstanbul’da Hıristiyanı var, Musevisi var. Onlara saygı gösteren bir belediye başkanı.

VAKFA DERNEĞE DEĞİL TORPİLE KARŞIYIM: Seçilmiş cemaat, vakıf, dernek, organik ilişkisi olan yapılar. Cemaatlerin faaliyetleri var. Bu ülkenin temel duruşlarına aykırı davranmayan faaliyetleri varsa İçişleri Bakanlığı vesaire iznini almış, ki yüzlerce yıllık tarikatlar var İstanbul’da, çok derin felsefesi olan. Görüştüğüm insanlar, yetkilileri oldu. İsimlerini vermem. Üç tane vakfı, beş tane vakfı çek al olmaz. Büyükşehir belediyesinin kaynaklarını birkaç vakfa niye aktaralım? Her vakfın, derneğin, kamu yaranına kurumun geniş, faydalı çalışmaları var. Vakfa, derneğe değil sadece torpile karşıyım. (HABER MERKEZİ)