'Eski paşa'ların sonuncusu: Pamukoğlu giderken...

Emekli generallerin politik arenaya büyük şevkle çıktıkları 90'ların sonundaki 'geleneğin' en önemli temsilcilerinden Osman Pamukoğlu’nun partisi HEPAR siyasi hayatına son verdi. İşte Pamukoğlu ve partisinin kısa tarihi...

Sadık Güleç  sgulec@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – Uzun zamandır varlığını unuttuğumuz ve isminden pek söz edilmeyen partilerinden biriydi Hak ve Eşitlik Partisi/HEPAR. Önceki gün bir basın açıklamasıyla ‘siyasi faaliyetlerine son verdiğini’ açıkladı.

HEPAR aslında 2015 yılında kurucusu ve genel başkanı emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu’nun “partisini gençlere bıraktığını” söyleyerek istifa etmesi ile birlikte fiilen kapanmıştı. Çizgisi ve programı çok da bilinmeyen/önemsenmeyen, sadece kurucusunun ismi ile tanınan, onun estirdiği ‘rüzgar’ın bütün sorunlara çözüm olacağını sanan lider partilerinden biri olarak geçti siyasi tarihe. Bu yanlarıyla geçmişte bir çok örneği vardı. Ancak HEPAR’ın kapatılması ile birlikte bir dönem medyada sürekli yer alan, tartışma programlarında bulunmaları ‘elzem’ olan ’emekli paşa’lar döneminde de sona gelindi.

’90’LAR’IN ÜRÜNÜ…

Her savaşın ardından eski askerlerin kamuoyunun gündemine girmeleri, siyasi yaşamda etkin olmaya çalışmaları olağan bir durumdur. Türkiye’de özellikle Kürt savaşında yer almış komutanların medyada görünmeleri doksanlı yılların ortalarından sonra başlar. Sonuçta 1984 yılında başlayan ama özellikle 1987’den sonra yoğunlaşıp 1990’ların ortalarında zirve noktasına ulaşan çatışmalarda yer alan bu ‘ilk’ asker kuşağı o yıllardan sonra emekli olmaya başlamıştır. Bundan öncesinde medya konuşacak asker bulmakta zorlanmıştır!

90’lı yıllar, başlangıçta “üç beş çapulcu” denen PKK’nin kırsalda geniş alanları kontrol ettiği, şehirlerde büyük bir kitlesel güce ulaştığı yıllardır. Devlet ise yeni karşılaştığı böylesi bir hareket karşısında askeri tedbirlerin ötesinde çözüm üretememektedir. Bu dönem bir yanıyla Kürt sorunu konusunda ordu içinde de görüş ayrılıklarının derinleştiği bir dönemdir. Uçağı düşerek hayatını kaybettiği açıklanan Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in bir suikast sonucu öldürüldüğü iddiası dillendirilmektedir. Binbaşı Cem Ersever gibi bölgede uzun yıllar görev yapmış ve adı bir çok faili meçhul cinayete karışmış subaylar ordudan ayrılıp konuşmaya başlamışlardır. Ordunun bu kanadı her türlü siyasi çözüme karşı çıkarken paramiliter grupların kurulmasını istemektedir. Köy boşaltmaların yoğunlaştığı, Güneydoğu’da görev yapan gazetecilerin öldürüldüğü, Hizbullah’ın şehirlerde satırlı ve -artık imzası sayılan- Takarof marka silahla cinayetler işlediği bir dönemdir.

HAKKARİ’DE İKİ YIL

Osman Pamukoğlu işte böyle bir dönemde Hakkari Dağ Komando Tugay Komutanı olarak 1993 yılı sonlarına doğru göreve başladı. 1995 yılına kadar bölgede görev yaptı. Ve böyle bir atmosferde bölgede görev yaptığı dönem aslında iki yılı bulmuyordu. Sonraki yıllarda, politik faaliyetinin bütün temelini de bu iki yıl oluşturdu. Evet bu iki yıl sıkıştırılmış savaşın yoğun yaşandığı bir dönemdi ancak Pamukoğlu’ndan çok daha uzun yıllar bölgede bulunan komutanlar yaşadıklarını ve kendilerini bu kadar çok gündeme getirmediler ya da getiremediler.

Aslında ordu içinde kendisine yönelen eleştirilerin ve tepkilerin bir nedeni de buydu. Olayları ‘biraz büyüttüğü’nü o dönemi yaşayan emekli askerlerden çok sık işittik. Fakat 2002 yılında emekli olduktan sonra bu dönemi anlatan kitaplar hatta romanlar yazmaktan geri kalmadı. İçerikleri tartışmalı olsa da kitap yazma konusunda çok üretici olduğunu kabul etmek gerekiyor. “Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok”, “Cehennemdere Kanyonu”, “Angut”, “Akıllı Ol”, “Ey Vatan” gibi isimler taşıyan kitaplar yayınladı.

‘MEDYATİK’ EMEKLİ PAŞALAR DÖNEMİ

Yalnızca televizyon programlarının fikirleri sorulan paşalarından biri değildi. Sert üslubu, kesin çözümler öneren yaklaşımı ile diğer paşalardan biraz daha fazla öne çıkmıştı. Medyayla ilişkilere her zaman önem verdi. Gazeteci Serdar Akinan, “Kan Uykusu” belgeselinde tamamen Pamukoğlu’nun görev yaptığı dönemde yaşadıklarına yer verdi.

Elbette başarısızlıkların sebebi olarak eski askerlerin sık kullandığı bir argümana hep başvurdu: “Eğer Doğan Güreş Paşa müdahale etmese Irak’taki PKK varlığını bitirebilirdi” ya da “İran sınırındaki PKK kamplarını tam yok edecekken Süleyman Demirel aramış harekata engel olmuştu”… Sivillerin ve ‘üsttekilerin’ suçlandığı, Kürt sorununa tamamen bir güvenlik ve askeri çatışma süreci olarak bakan askeri düşünce yapısının tipik temsilcisiydi. Üniversitede katıldığı bir panelde hukuktan söz eden bir öğrenciye, “Ne hukuku kardeşim. Karşımdaki hukuk mu uyguluyor da ben uygulayacağım” demişti.

Pamukoğlu ‘operasyonda ele geçirdiği Sevr haritası’nı televizyoncuya anlatırken…

 

‘BİRER TÜFEK VERİR GİRİN DERİM…’

Onun temsil ettiği askeri gelenek için çözüm yolu basitti: Girersin yok edersin! Artık yalnızca medyanın değil, ulusalcı kuruluşların, üniversitelerin düzenlediği panellerin de değişmez katılımcısıydı. AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki politik atmosferde yıldızını parlattı. Cumhuriyet Mitingleri’ne yüz binler katılıyor, eski askerler artık yalnızca Kürt meselesi için değil, “laiklik” için de ön plana çıkmaya başlıyordu. Bir panelde, “güvenlik kuvvetlerimiz hâlâ bu ülkenin bazı topraklarına rahatlıkla girememektedir” diyen bir öğrenciye, “buradaki herkese birer tüfek veririm girin bölgeye derim hepiniz girersiniz” demesi sorunlara bakış açısının özeti gibidir.

İKTİDAR MİLLİYETÇİLİĞE SARILINCA

Politikaya ulusalcı partilerden birine katılarak da atılabilirdi. Ancak o, AK Parti iktidarının ilk yıllarındaki ulusalcı havaya bakarak daha ‘iddialı’ girmeyi yeğledi. Hak ve Özgürlükler Partisi’ni kurup başına geçti. Partinin amblemi kartal, o da artık bir siyasi parti lideriydi. Belki de bu yüzden medya, “terör uzmanlığından” genel başkanlığa geçen Pamukoğlu’na daha az yer vermeye başladı. Beklentisinin aksine yıldızı sönmeye başlamıştı! Partisine, “yüz binlerce kişinin üye olmak için sıraya girdiğini” söylemesine karşın düzenlediği etkinliklere katılım hiçbir zaman birkaç yüz kişiyi geçmedi.

Kullandığı milliyetçi/ulusalcı cephaneliğin kısırlığı politikada belirli bir noktadan sonra kendini tekrar eden bir hamasetten öteye gitmemeye başlamıştı. Kürt sorunundan başlayarak siyasal iktidarın da milliyetçi argümanlara tekrar sarıldığı bir ortamda belli ki ‘harekat alanı’ daha da daralmıştı. Bilinen, 2015 yılında ‘liderliği gençlere bırakmak istediğini’ söyleyerek politikaya veda ettiğidir. Son yıllarda katılmadıkları seçimlerde liderliğini Doğu Perinçek’in yaptığı Vatan Partisi’ni destekledikleri açıklamaları dışında siyasi faaliyetine rastlanmıyordu. HEPAR’ın “onursal başkanlığı” ünvanını sürdürse de onun başkanlığı bırakması ile birlikte partisinin faaliyeti de pratikte bitmişti. ‘Kapanış’ açıklamaları sadece bunun kendileri tarafından da ilan edilmesi oldu…