HDP adayı Türkmen: Beka sorununun baş nedeni demokrasi korkusu

HDP'nin Ankara 2'nci bölge birinci sıra adayı Nuray Türkmen oldu. "Barış Bildirisi" imzacısı olan ve KHK ile Ankara Üniversitesi'ndeki görevinden ihraç edilen Türkmen neden aday olduğu sorusuna, "Şimdi değilse ne zaman" yanıtını verdi.
Nuray Türkmen, Ankara'da seçim çalışmalarını geç saatlere kadar yürütüyor.

Serkan Alan  salan@gazeteduvar.com.tr

 

ANKARA – HDP’nin Ankara 2’nci bölgede birinci sıra milletvekili adayı Nuray Türkmen oldu. 1982 yılında dünyaya gelen Türkmen üniversite eğitimini Çanakkale’de tamamladı. Sivas’ta 21 yaşında öğretmenliğe başlayan Türkmen 4 yılın ardından Ankara’ya gelerek burada öğretmenliğe devam etti. 2009 yılında Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nde akademisyen olarak çalışmaya başladı. 14 yıl eğitim alanında çalışan Türkmen, 7 Şubat’ta yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edildi. İhraç edilen akademisyenlerle birlikte “Başka bir akademi mümkün” sloganıyla Ankara Dayanışma Akademisi’nin kurucuları arasında yer aldı. AVM işçilerine dair doktora tezi hazırlayan ve eğitimine devam eden Türkmen’in ‘Eylemden Ögrenmek: Tekel Direnişi ve Sınıf Bilinci’ adlı bir kitabı bulunuyor.

 

HDP’nin Ankara 2’nci bölgeden ilk sıra adayı “Barış Bildirisi” imzacısı Nuray Türkmen’in Gazete Duvar’daki “Milletvekili Adaylarıyla 5 Soru- 5 Cevap”a yanıtları şu şekilde:

‘ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?’

Neden adaysınız?

Bazen süreç “şimdi değilse ne zaman” dedirtecek bir yere gelir. Şimdi değilse ne zaman konuşulur, şimdi değilse ne zaman yürünür, şimdi değilse ne zaman adım atılır, bir şey yapılır. Dünyanın ve ülkemizin geldiği nokta, halklarımızın sürüklendiği açmazlar, önümüzde uzanan ufkun giderek kararması ve gelinen aşamada faşizmin kurumsallaşmak için son bir hamleye yönelmesi gibi pek çok olumsuz gelişme, sürece duyarlı herkes gibi benim de içinde olduğum Toplumsal Dayanışma topluluğunun da sürece yaklaşımında belirleyici oldu. Seçim kararı üzerine rutin faaliyetler dışında, daha etkin katılım imkanları üzerinde yürüttüğümüz tartışmalarda kurmak isteğimiz dayanışma ilişkisinin somutlanma biçimlerinden birisi olarak milletvekili adaylığını da değerlendirdik.

Barış Akademisyeni olmam ve buna bağlı KHK ile işimden atılmamın da süreçte bir temsiliyet ilişkisi yaratacağını varsayarak, seçim sürecinde kurmak istediğimiz dayanışma ilişkisini milletvekili adaylığı ile sürdürmek gerektiğine karar verdik. Yani adaylık bir tür “şimdi değilse ne zaman” anlamında bir arayış.

‘FAŞİZMİN KURUMSALLAŞMASINI ENGELLEMENİN YOLU HDP’NİN BARAJ ALTI KALMAMASI’

Neden HDP’den adaysınız?

HDP tercihinin siyasal, duygusal, etik düzeyde birden çok nedeni var. En başta son derece somut, reelpolitik bir neden söyleyeyim. 24 Haziran’da yapılacak seçim, seçimler içinden bir seçim olmayacak, rejim değişecek, faşizm kurumsallaşacak. Mevcut siyasal mevzilenmeler, ittifaklar dikkate alındığında faşizmin kurumsallaşmasını engellemenin yegane yolu HDP’nin baraj altında kalmaması. Bizler elbette parlamentonun açık, güçler ayrılığının esas, yargının bağımsız, laikliğin yürürlükte olduğu, yani asgari düzeyde de olsa demokratik bir ülkeden yanayız. Salt bu bile HDP’nin yanında olmamızın gerekçesi olabilir. Ama benim burada olmamın, dediğim gibi başka ve daha esaslı nedenleri var. Örneğin sesi soluğu kısılmaya çalışılan, en temel haklarından mahrum bırakılan bir halkın yanında olmak. Yanında olmanın biçimi ve araçları elbette çeşitli olabilir. Yani tek ve asli biçimi adaylık ve seçime indirgenemez. Yanında olacak olanlar biçim ve araçlarını elbette kendileri belirlerler. Bizler bu konjonktürde adaylık biçimini uygun bulduk. Etik/vicdani bir görev olduğu kadar, bence sosyalist olmanın da nirengi noktalarından birisidir.

 

‘HDP İLE DAYANIŞMA İLİŞKİSİ KURMAK MÜMKÜN’

Bir diğer neden; program, işleyiş ve temsiliyet başta olmak üzere pek çok noktada HDP bu ülkenin demokratik yapılarından birisi. Dolayısıyla varlığını ve kimliğini sahiplenerek HDP ile dayanışma ilişkisi kurmak mümkün. Bütün bunlar bir yana, son bir kaç yıldır siyaset adeta her kapıyı açar bir maymuncuk kavram olan “beka” ile tarif ediliyor. Sistem açısından bir yönüyle yaşamsal bir kriz durumunun olduğunun da teslimi olan “beka” kavramı, öne sürülen çözüm politikalarını belirlemekle kalmıyor, krizin genişleyerek yeniden üretimine de zemin sunuyor. Şöyle ki problem otoriter, milliyetçi bir perspektifle, “üç yanı denizlerle, dört yanı düşmanlarla çevrili, son Türk devletinin” parçalanması korkusu/paranoyası üzerinden tanımlanınca bekanın da faşizme uzanan baskı ve şiddet rejimiyle temin edileceği vaaz ediliyor. Oysa bugün ülke bir beka sorunuyla karşı karşıyaysa, -ki halklarımızın bir arada yaşama zeminlerinin tahrip edilmesi ve kırılganlıkların derinleştirilmesi anlamında bir beka sorunu gerçekten de var- bunun yegane değilse de baş nedenlerinden birisi demokrasi korkusu ve bağlı olarak baskı ve inkar. Sonuç olarak bu ülkenin beka sorununun, halklarımızın özgür birlikteliğinin kurulduğu, kardeşçe kucaklaştığı demokratik bir yaşamın inşası ile mümkün olduğunu düşünüyorum. HDP’nin demokratik bir ülkenin kurulması, gönüllü birlikteliğin inşası noktasında çok önemli olduğunu düşünüyorum. Dolayısıyla bu ülkenin beka probleminin, ülkeyi beka problemine mahkum eden kişi grup, yapı ve politikalar tarafından çözülemeyeceğini biliyoruz. Bu problemin ülkenin demokrasi güçleri ve HDP tarafından kurulacağına inandığım için HDP adayıyım.

‘EĞİTİM SİSTEMİ ÇÖKMÜŞ DURUMDA’

Size göre Türkiye’nin en büyük sorunları nelerdir?

En büyük sorun deyince şöyle bir duruyor insan. Bir eğitimci olarak beş yaşındaki çocuğumu gönderecek, öyle kolej falan değil, ortalama eğitim veren bir devlet okulu bulamıyorum. Yani eğitim sistemi çökmüş durumda. Ülkede 7 milyonu aşkın üniversite öğrencisi bulunuyor. KHK ile atılmadan önce akademideydim, malum. Üniversitedeyken o gençlerin, öğrencilerimizin gözlerindeki umutsuzluğu ve geleceksizliği mi söylesem. Mahallelerdeki yoksulluğa hiç girmiyorum… İş cinayetlerine, kadın cinayetlerine, … Hasılı dert çok. Bütün bunları üstüne şunu söylemezsek eksik kalacak. Ülkemiz için söyleyecek olursak, açıkça bu dertlerin başında Kürt meselesi var. Kürt meselesinin eşitlik ve özgürlük temelinde çözülmesi Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve bağlı olarak da ekonomik-sosyal alanlarda ilerlemesinin giriş kapısı. O kapıdan girmek Kürt meselesinin demokratik birliktelikle çözülmesiyle mümkün olacak. Bir önceki soruya bir ek daha. Kürt meselesinin demokratik çözüm düzlemlerinden birisi olarak da HDP ile dayanışma içindeyim.

‘KOLEKTİF SÜRECİN ÖZNESİ OLMAK İLK ISRARIM OLUR’

Milletvekili olduğunuzda ilk icraatlarınız neler olacaktır?

Esasında adaylığım belli olduktan sonra en yanıtsız kaldığım soru bu. Ya da “milletvekili olunca ne vaat ediyorsunuz” sorusu. Çünkü bu sorunun daha çok hakim milletvekili imajıyla ilintili olduğunu düşünüyorum. Meclisteyken içinde bulunacağım komisyonların elbette daha çok eğitimci kimliğimle, kadın kimliğimle ilintili olacağını tahmin etmek zor değil. Ancak “icraat” ya da “vaat” kavramlarının kendisini, meclis duvarının dışında kalanları edilgen gören, “seçmenleştiren”, statik kılan kavramlar olarak görüyorum. Bu nedenle belki de başlı başına “seçmen”e vaat eden ya da icraat sunan milletvekili imajı yerine doğrudan demokratik, dinamik ve özneleştirici bir ilişkinin tarafı olacağıma söz vererek bu kolektif sürecin etken öznesi olmak benim açımdan meclisin duvarları içinde ve dışındaki ilk ısrarım olur sanıyorum.

Gelecekte nasıl bir Türkiye hayal ediyorsunuz?

Aslında bu soruya ilişkin söyleyeceklerimin bir insanın hayali olması acı ve bu acıya neden olanlar da utanmalılar. Benim hayalimdeki Türkiye halklarımızın eşitlik ve özgürlük temelinde bir arada yaşadığı, etnik, dinsel, cinsel, sınıfsal baskının olmadığı, insanın doğayla rakip değil yoldaş olduğu, toplumsal yaşamın doğrudan demokrasi esas alınarak kurulduğu, bütün iktidar ve sömürü biçimlerinin tasfiye edildiği gönüllü birliktelikler ülkesi.