CHP’li Böke Demirtaş’ın çağrısına verdiği yanıta açıklık getirdi: Türkiye faşizmden kurtulmak zorunda!

Demirtaş’ın ‘demokrasi bloku’ çağrısına CHP Sözcüsü Selin Sayek Böke’nin verdiği yanıt sol çevrelerde tepkiye neden olmuştu. Böke, açıklamasının yanlış anlaşılacak şekilde yansıtıldığını belirterek sözlerine açıklık getirdi.

Özlem Akarsu Çelik  oakarsucelik@gazeteduvar.com.tr

ANKARA – CHP’nin Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü, İzmir Milletvekili Selin Sayek Böke, Duvar’ın sorularını yanıtladı.

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın salı günü Meclis grubundaki konuşmasında ‘demokrasi bloku oluşturmak’ için yaptığı çağrıya CHP’nin yatını merakla bekleniyordu. Demirtaş’ın “Biz şu faşist bloğa mecbur muyuz? Eşitlikten, kardeşlikten yana olanlar neden yüzde 60 oy alamayacakmışız, neden bir araya gelip demokratik bir  blok oluşturmayacağız?” çağrısı, çarşamba günü toplanan CHP MYK sonrası açıklama yapan Selin Sayek Böke’ye soruldu.

Böke şu yanıtı verdi, “Yüzde 60’lık blok olmayacağını söyleyenler MHP idi. Zannedersem, Sayın Demirtaş MHP’ye sesleniyor. Cumhuriyet Halk Partisi’nin faşizm karşısındaki duruşu çok net. Türkiye’deki demokrasi mücadelesi veren herkesin mutlaka, faşizme karşı bir ortak mücadele inşası ihtiyacını zaten CHP haftalardır çok somut bir biçimde dile getiriyor. Türkiye’yi bu faşist düzene asla teslim etmeyeceğiz. Demokrasi diyen herkes, cumhuriyet diyen herkes, birlik diyen herkes bu mücadelenin parçasıdır”.

Bu açıklama sonrası ‘AK Parti’ye ve başkanlık sistemine karşı bir CHP-HDP ittifakı mı doğuyor?’sorusu sorulması beklenirken Böke’nin sözleri basın yayın organları tarafından kamuoyuna, “Zannedersem Sayın Demirtaş MHP’ye sesleniyor. CHP’nin faşizm karşısındaki duruşu nettir” diye özetlenerek yansıtılınca Böke’ye sol çevrelerden, özellikle de sosyal medya üzerinden tepkiler yükseldi. Böke’ye Demirtaş’ın çağrısına verdiği yanıtı ve gündemdeki diğer önemli konuları sorduk. İşte sorularımız ve CHP Genel Başkan Yardımcısı Selin Sayek Böke’nin yanıtları:

‘TÜRKİYE FAŞİZM’DEN KURTULMAK ZORUNDA’

HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın yaptığı, ‘demokrasi bloku’ çağrısına verdiğiniz yanıt merak uyandırdı. Bir daha sorabilir miyiz, ne demek istediğinizi?

Bu olay, hem Türkiye’de basının durumunu hem de Türkiye’deki ruh halini ortaya koydu. Benim açıklamamın tamamının okunmadan yayınlanması üzerinden gösterilen tepki, kimsenin artık birbirini dinlemediğine çok somut bir işaret. Çok net bir ifade kullandım aslında ve şunu söyledim: 7 Haziran’da Türkiye’de bir siyasi tablo ortaya çıkmıştı. Orada ortaya çıkan yüzde 60’lık bir muhalefet bloku ve onun güce dönüşmesine hayır diyen bir MHP vardı. Bunu hatırlatma ihtiyacı duydum ve şunu ifade ettim, biz 7 Haziran’da da bugün de Türkiye’nin daha demokratik bir yere adım atması için demokrasi, laiklik, birlik, kardeşlik diyen herkesi bir çatının altına çağırdık. Dün de başkalarının açıklamasını beklemeden yaptık, bugün de yapıyoruz bu çağrıyı. Bu açıklamamın yanlış anlamaya mahal yaratacak biçimde basında yer alması ve o ifadeyi okumayacak, irdelemeyecek kadar kulağını kapatmış bir Türkiye resmi açıkçası beni üzdü. Türkiye faşizmden kurtulmak zorunda. Başka bir söze gerek yok.

Başka bir soruya da mı gerek yok bu konuda?

Yanıtım çok net. Bence gerek yok.

‘TOPLUMSAL MUHALEFETE İHTİYAÇ VAR’

Bir yıldan uzun bir süredir siyasete gerilimi tırmandıran bir üslup hâkim. Toplumun tüm kesimleri de bundan payını alıyor. Bu gerilim sürdürülebilir mi?

Toplum bunu taşıyamaz ve bu doğal sonuç olarak demokrasiyi ortaya çıkartır. Esas sorun, ayrışma toplumdan kaynaklanmıyor, siyaset bunu topluma dayatıyor. Çarenin siyasetteki bir değişiklikle çıkacağı da aşikâr. Bundan birkaç ay önce bir anket yayınlandı. Sonuçları çok önemliydi. O ankette her 4 kişiden 3’ü, kendisiyle aynı partiye oy vermeyenlerle yan yana yaşamak, iş yapmak ve o ailelerin çocuklarıyla kendi çocuklarının oyun oynamasını istemiyor. Bu şu demektir, komşu olmak istemiyor, bir ortaklık inşa etmek istemiyor ve yarının Türkiye’sinde bu ortaklığı istemiyor. İnsanlar bunu neye göre yapıyor? Siyasi partilere oy verme davranışı üzerinden. O zaman siyasetteki ayrıştırıcı, kutuplaştırıcı dil bittiğinde bu da son bulacak. Toplumdan demokrasi talebinin çok güçlü biçimde ortaya çıkacağına inanıyorum çünkü bu toplum esasında doğal bir ‘birlikte yaşama kültürü’ olan bir toplum. Umut da oradan geliyor. Toplumun kendisi bu baskıya artık dayanamayacak. Siyasi muhalefetten çok toplumsal muhalefete ihtiyaç var. Organize bir şekilde ortaya çıkarlarsa süreklilik kazanıp başarılı olabilirler.

‘CUMHURİYET GAZETESİ’NE SALDIRI, TÜRKİYE’YE SALDIRIDIR’

Kapatılan radyolar, televizyonlar, gazetelerin ardından Cumhuriyet gazetesine yönelik operasyonu ve Cumhuriyet yazarlarının, yöneticilerinin gözaltına alınmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir ülkede birlikte yaşama kültürü konuşarak, tartışarak ve özgür bireylerle mümkündür. Özgürlüğün güvencesini sağlayacak temel unsur da özgür basındır. Bu yapılanların hiçbiri kabul edilebilir değil. Cumhuriyet’in temsil ettiği şey de bu bütünün parçası. Cumhuriyet gazetesine yapılan saldırı doğrudan Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılan saldırıdır ve bu kapsamda tüm gazete ve TV’lere yapılan saldırının temsiliyetidir.

‘SORUNLARIN NEDENİ FİİLİ BAŞKANLIK’ 

‘Başkanlık’ta neden bu kadar ısrar ediliyor?

Bu, AKP’nin aldığı oyla ülkeyi yönetme becerisi arasında uçurumun açıldığının itirafıdır. Yönetme becerisini kaybettiği için kendini yeniden farklı unsurlarla üretmeye çalışıyor. CHP olarak ‘başkanlık’ı muhalefet edilecek normal bir politika önermesi olarak değil Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış açık bir saldırı olarak görüyoruz. Bir Başbakan çıkıp “Başkanlık gelmezse Türkiye bölünür” diyorsa bu açıkça Türkiye Cumhuriyeti’ne bir saldırıdır. Buna normal bir muhalefet yapılmaz, karşı cepheden, doğrudan net bir ‘hayır’ denir.

Başkanlık sisteminin Türkiye’ye ne getireceğiyle ilgili CHP çok net. Türkiye’nin yaşadığı tüm sorunlar fiilen olduğu kabul edilen başkanlık sisteminden kaynaklı sorunlardır. Bu sistem geldiğinde ne yaşayacağımızı bugünden görüyoruz. Öğretmenler açığa alınıyor, akademisyenler ihraç ediliyor, gazeteciler tutuklanıyor, gazeteler kapatılıyor, okullar lağvediliyor… Bunun sonuçlarını ekonomik olarak da yaşıyoruz. Başkanlık, işsizlik, fakirlik, Türk Lirasının değer kaybetmesi, şirketlerin iflas etmesi demek!

‘BAHÇELİ, 7 HAZİRAN ÖNCESİ BAŞKANLIK ÜLKEYİ BÖLER DİYORDU’

Darbe girişiminden sonra konu gündemde değilken Devlet Bahçeli neden gündeme taşıyarak başkanlık sisteminin kapısını araladı sizce?

Başkanlığa izin vermeyeceğiz dedikten kısa bir süre sonra başkanlığı destekleyen açıklamalar yapmak siyaseten anlaşılabilir değil. Devlet Bahçeli Haziran 2015’te, Türkiye’nin toplumsal barışı, demokrasiyi inşa etmek için zemin bulduğu bir dönemde bunların konuşulmasına fırsat vermeden bir yön değişikliği yaptı. Türkiye’nin gündeminde başkanlık tartışması yokken de bunu başlattı. Devlet Bahçeli aynı konuda, farklı zamanlarda o kadar farklı ifadeler kullandı ki hangisinin gerçek düşüncesi olduğunu ancak kendisi anlatabilir. Uzağa gitmeye gerek yok. MHP, 7 Haziran seçim kampanyasını, başkanlığın Türkiye’yi böleceği politikası üzerine kurgulayıp seçmenden oy istemişti. Şimdi ‘başkanlık olmazsa ülke bölünür’ diyenlere saygı duyduğunu ifade ediyor. Bunların her biri kendi içinde siyaseten büyük bir tutarsızlık!

‘BAŞBAKAN’IN SÖZLERİ HEM İTİRAF HEM ŞANTAJ’

Başbakan Binali Yıldırım’ın “Başkanlık gelirse Türkiye bölünür diyorlar. Asıl başkanlık gelmezse Türkiye’nin bölünme riski var” sözlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok korkunç! Düşünün ki bir iktidar, 14 yıldır yönettiği ülkeye ‘ben o hale getirdim ki başkanlık gelmezse ülke bölünecek’ diyor. Esasında ülkeyi böldüğünü itiraf ediyor. Bu itiraf bana sorarsanız doğrudan Bakanlar Kurulu’na ve Başbakan’a bir kayyum atanması gerektiğini ortaya çıkarıyor. Bu sözde hem bir itiraf var hem de bir o kadar kabul edilemez ve korkunç bir şantaj var. Bir başbakan, yönetiminde olduğu ülkeyi, üstelik de temsil edilmek üzere seçilmiş olduğu parlamentodan tehdit edemez! Yönetme ehliyetini kaybettiğini bu cümleyle açıkça itiraf etti.

BELEDİYELERE KAYYIM: NİYET TERÖRLE MÜCADELE DEĞİL

Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için hâlâ umut var mı diye beklenirken devlet, o bildik ‘zor’a dayalı’ yöntemlerini kullanıyor yine. Tutuklamalar, kayyım atamaları… Nereye varacak bu işin sonu?

Sorunu ‘terör’ olarak okuyunca onu güvenlik politikalarıyla çözme yönteminin uygulandığı bir dönemden geçti Türkiye. Sorun çözüldü mü? Hayır. Şimdi eskiden yapılmış ve başarısızlığa uğramış bir şeyin yeniden yapılmasını aklım almıyor açıkçası. CHP’nin bu konuda ufuk açıcı bir pozisyonu vardı ve bu devam ediyor. Bunu bir demokratikleşme sorunu olarak görmeden hakiki sorunu çözmemiz mümkün olmaz. Demokratik zeminlerde kendini ifade edebilme hakkının verilmesinden çok uzaklaşılmış vaziyette.

Meclis’te demokratik bir biçimde tüm siyasi partilerin, aldıkları oyla değil eşit temsiliyetle bir araya geldiği, ortak akılla bir komisyon oluşturduğu, bunun çeperinde ortak akıl heyetlerinin kurulduğu, STK’ların da buna dâhil edildiği bir mekanizma oluşturulmalı demiştik. Biz demokrasi derken demokratik haklarını kullanan insanlara kayyum atayan bir yere evrildi Türkiye. Eğer seçilmişler -belediyelerde veya genel seçim sonucunda seçilmiş ya da hükümetin bir parçası olabilirler- kendi hukuki sınırlarını aşan terörle bağlantı kurmuşlarsa mutlaka cezalandırılmaları gerekir ama o hukuku aşan bir biçimde kayyum atamak, niyetin aslında terörü engellemek değil başkanlık olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor.

‘İDAMI, AKP-FETÖ ORTAKLIĞINI ÖRTBAS İÇİN İSTİYORLAR’

Ceza hukukunda bir suçun cezası işlendiği tarihte yürürlükteki kanunda ne yazıyorsa odur. Yani idam cezası getirilse ne Fethullah Gülen’le darbeciler ne de Abdullah Öcalan idam edilebilir. Peki idam ısrarı niye?

Fethullah Gülen’in iadesini isteyen bir iktidar bununla eş zamanlı olarak idam tartışmasını açmaz çünkü idam olan ülkelerde suçluların iadesine yönelik yaptırımlar olduğunu biliyoruz. İdam tartışmasını, birilerini ikna etmek değil de AKP-FETÖ ortaklığını örtbas etmek için istiyorlar. Türkiye yıllar önce yaşam hakkını önceleyen bir çerçeve ortaya koymuşken şimdi yaşamla ölüm arasında açık bir tercihi yeniden hukuki zemine taşımaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız.

‘ANCAK KORKAKLAR BÖYLE ŞEYLER YAPAR’

CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan’ın uğradığı silahlı saldırı, Kemal Kılıçdaroğlu’na suikast girişimi ve CHP’nin HDP’ye destek verdiği suçlaması… Bütün bunları neyle açıklayacağız?

Bunları akılla izah edemeyiz ama faşist düzenin parçası olarak izah ederiz. Faşist düzenler ancak korkuyu besleyerek kendilerini var edebilirler. AKP o faşist düzeni inşa etti artık. Biz bir süredir bu tehditlere işaret ediyorduk. Sayın Genel Başkan’ın önüne mermi atılması, arkasından öteki uçtan terör örgütü tarafından saldırıya uğraması, şimdi Genel Başkan Yardımcımızın saldırıya uğraması… Ancak korkaklar böyle şeyler yaparlar.

‘BAŞKANLIK DEDİKÇE TÜRK LİRASI DEĞER KAYBEDİYOR’

Ekonominin darbe girişiminin ardından bile yürütülebiliyor olması hükümetin başarısı olarak yorumlanıyor kimi çevrelerce. Bir iktisat hocası olarak sizce tablo nasıl?

Ülkede 6 milyon kişi işsizse ve bunların yarısı iş aramaya dahi umut beslemiyorsa o ekonominin yönetilebildiğini söylemek doğru olmaz. Ben normalde reel veriler, işsizlik, şirketlerin üretimleri üzerinden okunması gerektiğini düşünüyorum. Ekonomideki son dönemdeki kırılganlığı ortaya çıkaran veriler, döviz piyasasında görülüyor. Döviz piyasası Türkiye’de ekonominin yönetilemediğini somut biçimde ortaya koyuyor.

Ocak ayından bu tarihe kadar Türkiye kendine benzeyen tüm ülkelerden olumsuz anlamda ayrıştı. Türk Lirası 10 ay içinde yüzde 6 değer kaybetti, Türkiye’ye benzeyen ülkelerde ise tam tersi oldu yani onlar değer kazandı. Türk Lirası’ndaki bu değer kaybı özellikle ekim ayında müthiş hızlandı. Neden? Başkanlığın lafı edildiğinde Türk Lirası hopladı. Buradan okumayı önemli buluyorum. Bu artık ekonominin yönetilemez olduğunu, her siyasi adımın kendisini günlük ekonomik verilerde gösterdiğini ortaya koyuyor. Döviz üzerinden ortaya çıkan bu tablo doğrudan vatandaşın cebini yakan bir olaya dönüşüyor. Türk Lirası değer kaybettiğinde benzin kuruş kuruş zam geliyor, domates kuruş kuruş zamlanıyor, köprülerden geçiş de öyle. Ben köprülerden geçiş dolar bazlı deyince Başbakan bir hafta sonra euro bazlı diye açıklama yaptı. Vatandaş Türk Lirası gelir elde ediyor ama satın aldığı her şey pahalılanmış oluyor.

‘REEL SEKTÖR KAN AĞLIYOR’

Kapanan şirket sayısında son bir sene içerisinde yüzde 29 artış var. Yeni açılan şirket sayısına yüzde 22 azalış var. Reel sektör kan ağlıyor. Ülkeyi OHAL’le yönetmekte ısrar ettikçe, demokrasiyi, hukuku yerle bir etmekte ısrar ettikçe işlerin kötü gitmesinin müsebbibi AKP iktidarının kendisi oluyor. Onların yüzünden not indirimlerini yeniden yaşama ihtimali ortaya çıkıyor. CHP’nin bir kurmayı olarak buradan onları uyarma ihtiyacı duyuyorum. Lütfen işinizi yapın yoksa vatandaş işsizlikle, iflaslarla, değer kaybetmiş Türk Lirası ile ve artan dövizle karşı karşıya kalacak.

‘AKP, İPTEKİ CAMBAZA BAK, DİYOR’

“FETÖ soruşturması siyasi partilere ne zaman sıçrayacak?” sorusu ne zaman sorulsa AK Partili yetkililer CHP’yi işaret eden açıklamalar yapıyor. Buna gerekçe olarak sunulan da Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP ile MHP’nin ortak aday göstermesi ve aday olarak tercih edilen isim.

Suçlu olan suçu üzerinden atmak için ipteki cambaza bak diyor. Bu da AKP’nin ipteki cambaza bak egzersizi. FETÖ ile ortaklığı dünyaca bilindiği halde başka yerleri işaret ediyor olması bunun kanıtı. (DUVAR)