KİŞİ BAŞINA KREDİ BORCU 80,842 TL’YE YÜKSELDİ
Türkiye’de artık borç yiğidin kamçısı değil, vatandaşın hayatını sürdürebilmesi için bir zorunluluk. Bu borcun nasıl döndürüleceği ise tam bir muamma! Vatandaş hayatını sürdürebilmek için mecburen daha fazla borçlanmaya yöneliyor. Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Risk Merkezi’nin aylık bülteninde, Haziran 2024 sonu itibarıyla bireysel kredi kullanan kişi sayısının son bir ayda 75 bin kişi, son bir yılda da 2 milyon 97 bin kişi artarak 40 milyon 732 bin kişiye yükseldiği görülüyor. Kullanılan toplam kredi tutarı, aylık yüzde 3.1, yıllık yüzde 49.7 oranında artarken, toplamda 3 trilyon 293 milyar TL’ye ulaştı. Kişi başına ortalama bireysel kredi borcu da son bir yılda 56,932 TL’den 80,842 TL’ye çıktı. Kişi başına ortama kredi tutarı Mayıs 2024’te 78,595 TL olmuştu. Bireysel kredilerde en dikkat çekici büyüme kredi kartlarında olurken, bireysel kredi kartı borcu olan kişi sayısı aylık 86 bin, yıllık 2 milyon 555 bin kişi artışla 37 milyon 633 bin kişiye ulaştı. Kişilerin borç miktarı aylık yüzde 3.2, yıllık yüzde 92.4 oranında artışla 1 trilyon 520 milyar TL olurken, kişi başına düşen ortalama borç ise son bir yılda 22,534 TL'den 40,386 TL'ye çıktı. Önceki ayda bu tutar 39,225 TL'ydi. Faizlerdeki artışla, kredili mevduat hesabı (KMH) kullananların sayısı aylık 129 bin düşüş gösterirken, yıllık bazda 1 milyon 683 bin kişi artışla 29 milyon 387 bin kişi oldu. Toplam tutar aylık yüzde 11.6, yıllık yüzde 140.3 oranında artışla 298 milyar TL'ye yükseldi. Kişi başına düşen ortalama borç tutarı, son bir yılda da 4,468 TL'den 10,140 TL'ye çıktı. Risk Merkezi verilerinin detaylarına göre, Haziran 2024’te 161 bin kişi ilk defa kredi kartı, 122 bin kişi ilk defa kredili mevduat hesabı, 97 bin kişi de ilk defa tüketici kredisi kullandı. İlk kez kredi kullananların sayısı konut kredisinde 5 bin kişi, taşıt kredisinde de 22 bin kişi oldu. Haziran 2024 itibarıyla, bireysel kredi payı İstanbul’da yüzde 28, Ankara’da yüzde 10 ve İzmir’de yüzde 7’lik orana sahip. Konya, Bayburt, Şırnak ve Siirt ise son on iki ayda bireysel kredi bakiyesi en çok artan şehirler olurken, bireysel kredilerde tasfiye olunacak alacak oranı da Haziran 2024 itibarıyla yüzde 2.2 oldu.
EKONOMİ YÖNETİMİ İKİLİ KISKAÇTA
Türkiye ekonomisi çok ciddi bir ikilemle yüz yüze... Büyümede yaşanacak bir sıkıntı, yani durgunluğun kalıcılaşması halinde enflasyonla mücadele zora girebilir. Emre Alkin, bloğunda kalema aldığı 'Yeni normalimiz iflaslar' başlıklı yazısında, bu ikilemi ele almış. Türkiye'de son dönemde şirketlerin konkordato ve iflas taleplerinde yaşanan yükselişe dikkat çeken Alkin, TCMB’nin faiz indirimine ilişkin tahminlerde bulunduğu yazısında, Türkiye'nin küresel ekonomik türbülansa hazırlıksız yakalandığına dikkat çekiyor. "Uluslararası bir kuruluşun raporuna göre 2024 yılında Türkiye'deki şirketlerin önemli bir bölümü iflas tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Uygulanan program özel sektöre iyi gelmiyor, hatta 2025 ve 2026 için de kimsenin olumlu bir beklenti içinde olmadığını görüyoruz. Firmaların finansman ve ödeme güçlüğü, kârsızlık, istihdam düşüşü, işsiz kalanların ödeme güçlüğüne girmesi gibi... Tüm bunlar kredi kartlarından okul ödemelerine kadar hepimizi etkileyecek gelişmeler olacak. Daha önceki ekonomi yönetimleri aldıkları kararların yan etkileri olarak bunları yaratıyordu. Şimdiki ekonomi yönetimi ise bilerek bu sonuçları yaratıyor. Enflasyonun bu şekilde düşeceğine kanaat getirmiş durumdalar. Yani büyümeyi sıfır seviyesine düşürüp, ekonomik faaliyetleri durma noktasına getirip fiyat artışlarının önünü kesmek amaçlanmış durumda” tespitlerini yapıyor Alkin. TCMB’nin kamu harcamaları ve faizle büyüyen aşırı likidite sebebiyle sıkılaşmayı tam anlamıyla yapamadığını belirten Alkin’e göre, böyle giderse firmalar batacak, ama enflasyon arzu edilen seviyeye düşmeyecek. İktidarın üst üste düşük büyüme oranlarına tahammül gösteremeceğini belirten Alkin’e göre, TCMB politika faizini ekim ya da kasım ayında indirecek. Son ve önemli bir tespit daha: “Maalesef Türkiye küresel türbülansa oldukça hazırlıksız yakalandı."
DURGUNLUK SANAYİ ÜRETİMİNDE DE PERAKENDE SATIŞLARDA DA HİSSEDİLİYOR
TÜİK tarafından yayımlanan ‘sanayi üretim endeksi’ haziran ayı verilerine göre, sanayi üretimi yıllık yüzde 4.7 azaldı. Bu veri yıllık bazda deprem sonrası en sert daralmaya işaret ediyor. Sanayinin alt sektörler incelendiğinde, 2024 Haziran ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 8.6 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 6.9 azaldı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 15.2 arttı. Sanayinin alt sektörleri incelendiğinde, 2024 Haziran ayında madencilik ve taş ocakçılığı sektörü endeksi bir önceki aya göre yüzde 1.8 arttı, imalat sanayi sektörü endeksi yüzde 3.1 azaldı ve elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme üretimi ve dağıtımı sektörü endeksi yüzde 7.8 artış gösterdi. Yılın ikinci çeyreğinde üretimde yaşanan yüzde 2.9’luk bu daralmanın sebeplerinden biri de doğal olarak tüketimde yaşanan gerileme... Perakende satış hacmindeki artış yılın ikinci çeyreğinde yüzde 8’ler düzeyine geriledi. Bu gelişmeler TCMB’nin ekonomiyi soğutma önlemlerinin doğal bir sonucu, hatta tüketim tarafında geç kalmış bir soğumadan söz etmek mümkün. Şimdi soru şu, küresel ekonomide resesyon korkusu hakimken, bu durgunluk ne kadar kalıcı olacak? Kısa süre içinde piyasalardan TCMB’ye yönelik bir faiz indirimi baskısının gelmesi söz konusu olur mu? Veyahut daha kötü bir senaryoda, sonbahara geldiğimizde, enflasyonda bariz bir düşüş söz konusu olmaz ve durgunluk artarak devam ederse ekonomi yeni bir riskle, yani durgunluk içinde enflasyonla yüzleşmek zorunda kalabilir mi? Stagflasyon riskinden söz eden ekonomistler olmuştu, sonra bu tartışmalar gündemden düşmüştü. Belki de bir kez daha bu meseleyi tartışmak gerekecek. TCMB’nin gereğinden erken faiz indirimine gitmesi gibi bir durumda, bugüne kadar uygulanan sıkılaştırma politikalarının güme gitme ihtimali olduğunu da unutmamak gerek! İki tarafı keskin bir bıçak üzerinde bir ekonomik süreç bizi bekliyor.
ÜCRETLER GÜNEŞTE ERİYEN BUZ MİSALİ...
Yoksullaşma artarak devam ediyor ve nereye kadar devam edeceğini de tahmin etmek çok güç! Şu bir gerçek ki, dar ve orta gelirli vatandaşlar için artık ‘yaşam kalitesi’nden söz etmek bir yana, en temel gereksinimlerin ne ölçüde karşılanabileceği ve sürdürülebileceği temel mesele. Temmuz ayında 17,002 TL’lik asgari ücretin alım gücü 13,202 TL’ye düştü. Bu yıl ara zam yapılmayan asgari ücret altı ayda 3,798 TL eridi. Geçen ay 10,000 TL’den 12,500 TL’ye yükseltilen en düşük emekli maaşının alım gücü de henüz ceplere girmeden 12,109 TL’ye kadar geriledi. Temmuz ayını zamsız geçiren asgari ücretlilerin yanı sıra, özel sektör çalışanlarının maaşları da yılın başından bu yana yüzde 29 eridi. Yani şubat ayında 30,000 TL maaş alan bir işçinin maaşı, temmuz ayında 21,300 TL’ye düştü. Zam yapılmazsa milyonlarca işçinin alım gücü yılın sonuna kadar her ay erimeye devam edecek. İstanbul’da yaşamanın maliyeti de asgari ücretin neredeyse dört katı olan 66,550 TL’ye yükseldi. Kentte hayat, haziran ayına göre yüzde 4.76, yani 3,026 TL pahalandı. Ocak ayında 30,000 TL maaş alacağını öğrenen İstanbul’da yaşayan bir işçi temmuz ayına geldiğinde 9,306 TL’sini enflasyona kaptırdı. Gıdada fiyat artışları, genel enflasyonu katladı. TÜİK’e göre, enflasyon yüzde 61.78’ken en yoksul yüzde 20’lik kesimde gıda enflasyonu yüzde 106. Temmuz 2005’te enflasyonla aynı seyreden gıda fiyatları endeksi Temmuz 2024’te enflasyonun 1.018 puan üstüne çıktı. Ekonomist Alaattin Aktaş’ın hesaplamasına göre TÜİK bu oranları, ‘eşyanın tabiatına aykırı’ fiyatlarla belirledi. Enflasyon hesabında kullanılan madde sepetine göre, uzman doktor muayene ücreti 34 TL, zeytinyağının litresi 116 TL, yurt ücreti 457 TL, kira 6,256 TL, özel üniversite ücreti 199,000 TL... Bu kadar irrasyonel bir ülke, bu kadar irrasyonal resmi kurumlar gördünüz mü hiç?