YAZARLAR

Oyuna devam!

Oyuna devam, çünkü hepimiz o çocuk umudunu içimizde koruyoruz. Etrafımızı saran karanlığa sıkışınca bir çocuk umuduyla bakmayı, hem de hep beraber becerebiliyormuşuz; gördük bunu. Yıkıntılar arasında oynayabiliyor, terk edilmişlik içinde daha güzel bir dünyanın hayalini kurabiliyormuşuz. Aynen Sidar Baki’nin resimlerindeki çocuklar gibi...

2020’de son yazdığım, 2021’in ilk yayınlanan yazısına konu olan sergisinin adının “Oyuna Devam” olması, hepimiz adına pek hoş bulduğum bir tesadüf oldu. Bütün kırıklıklara, kırılmalara, yaralara, darbelere, onlardan kalan izlere rağmen; oyuna devam.

Oyuna devam, çünkü hepimiz o çocuk umudunu içimizde koruyoruz. Etrafımızı saran karanlığa sıkışınca bir çocuk umuduyla bakmayı, hem de hep beraber becerebiliyormuşuz; gördük bunu. Yıkıntılar arasında oynayabiliyor, terk edilmişlik içinde daha güzel bir dünyanın hayalini kurabiliyormuşuz. Aynen Sidar Baki’nin resimlerindeki çocuklar gibi...

MACERALAR PEŞİNİ BIRAKMAZ HAYAL GÜCÜN YANINDA OLDUKÇA

Sidar Baki’nin C.A.M. Gallery’deki sergisi, Indie bir filmin başlangıcı gibi. Çocukların başrolde olduğu, size durduk yere çok keyif veren; yetişkinler dünyasının aslında tam da içinde olup o çocuk hayal gücü ve bakış açısıyla o dünyayı daha güzel bir hale getiren; yetişkinlerin hayata baktıkları, kendilerini kısıtladıkları o dar pencereyi açıp bir kafalarını dışarı çıkarmalarını sağlayan filmlerden. Yılın bu ilk günlerinde, izlemediyseniz Little Miss Sunshine ve Sing Street filmleri şöyle bir neşenizi bulmanız, içinizi ısıtmanız için tavsiyemdir. Birinin çektiği filmden ziyade benzer çocuk kahramanlarla ben kafamda bir film çekeyim derseniz ise, Sidar Baki’nin oyununa alalım sizi.

Sidar Baki, bu sergisinden daha da bir özgürleşen fırçası, bir önceki sergisine göre büyüyen figürleri ve bu kez iç mekandan dış mekana çıkardığı resminin ana kahramanları çocuklarla sizi oyuna davet ediyor. Terk edilmiş fabrikalara, artık betondan kurumuş bitmiş gözüyle bakacağız şehir köşelerine, altyapısız, çamurlu sokaklara gidiyoruz. Gittiğimiz yerlere şöyle bir bakacak olsak içimiz kararır ama sanatçının resminde başrole aldığı çocuklar, bu mekanları birer oyun alanına dönüştürüyor. Gazi Mahallesi’nde Urfa’ya farklı şehir ve semtlerde öğretmenlik yapan sanatçı, çocukların o geçmeyen neşesini, masumiyetini o kadar iyi gözlemlemiş ki, yarattığı terk edilmiş mekanlarda seyirci olarak karşılaştığınızda, hemen tanıyıveriyorsunuz o masumiyeti. Bahçe olmadığı için sonsuz bir beton denizinin üzerinde futbol oynayan çocukların seslerini duyuyorsunuz Baki’nin resimlerine bakarken. Çamurda sek sek oynayan çocuğun zıplayıp da su sıçratırken yaşadığı umursamaz keyfi alıyorsunuz. Ya da terk edilmiş bir alanda çocuk olarak çöp, yığıntı değil macera görebileceğinizi hatırlıyorsunuz. Sokaklarda oynadığım yazlık arkadaşlarım aklıma geliyor; her şey, her taş, her tepe bizim için bir maceraydı. Şimdi gitsem topu topu 3-5 sokakmış yahu, diyeceğim yazın gittiğimiz o kasabanın sokakları bizim için uçsuz bucaksız bir dünyaydı. Uydurduğumuz hikayelerde kasabanın tepesine hayalet de gelirdi, bizimle arkadaş olmak isteyen hayali ajanlar da, en sevdiğimiz Amerikalı müzik grubunun üyeleri de. Çünkü neden olmasın? Uydur gelsin, söyle gerçek olsun, her yer bizim dünyamız kadar geniş olsun...

Oyuna Devam sergisinden... 

Sidar Baki, yarattığı alanlarla, sahnelerle bize çocukluğu hatırlattığı kadar hala zaman zaman o çocuklar gibi davrandığımızı da hatırlatıyor diye düşündüm. Muhtemelen sanatçı sergiye hazırlanırken böyle bir durum yoktu, ama geldiğimiz nokta için anlamlı olmuş. Belki artık bir çocuk kadar geniş bir hayal gücümüz yok ama yaşadığımız savaş alanına adapte oluyoruz bugün. Yeşillikler gidiyor, yine de kopmamak için sahtesini, saksısını bulup buluşturup yerleştiriyoruz çevremize. Karantina oluyor, nasıl o resimlerdeki çocuklar yeşil alan yerine betonda oynuyorsa biz de açık hava yerine kutucuk evlerimizde bir dünya yaratıyoruz, aktiviteler uyduruyoruz. Geri gelir mi acaba o çocuk hayal gücümüz? İnsan zorluk görünce bir çocuk gibi duyarlılaşır, kıymet bilir mi? Benim 3-5 sokak dediğim kasaba, tekrar gözümde devleşir mi?

İşte bunları Sidar Baki’nin resmettiği dev boşluklara bakıp bakıp düşünebilirsiniz. Özellikle boşluklardan bahsetmek istiyorum, çünkü beni sergide en etkileyen unsur, o bakmaya doyamadığım derin, dev boşluklar oldu. Figürler resmin bir yerinde kendi dünyalarında oynarken, en çok sevdiğim resimlerin geri kalanı, o kentleşmenin, betonlaşmanın yarattığı dev boşluklardan oluşuyor. Dokuları o kadar doğal, ışık kullanımı o kadar iyi ki, nasıl yapay durmadığına şaşırıyorsunuz. Kazıma, akıtma yapan sanatçının tuvallerine yaklaştığınızda, özellikle boş alan tasvirlerinde resmin üzerine resim yapılmış gibi bir algıya kapılıyorsunuz. Duvara çok benzeyen bir duvar resmine bakarken keyif alıyorsunuz, çünkü aynı yaşanmışlık izlerinin tuvale yansımış olması, aslında detaysız, dümdüz gözüken alanlardaki gizli detayların varlığını hissettirerek hayranlık uyandırıyor.

Şimdi dökün betonları, dikin binaları, kapatın kapıları. Kapatın ki, gerçeğin farkına varalım, daha iyisinin hayalini kuralım. Oyuna devam... Belki oyunun bu etabında, bu farkındalıkla biraz daha iyisini yapmak için çaba harcarız. Herkese, umut dolu, hayal dolu, çocuk ruhlu güzel bir yıl dilerim!


Irmak Özer Kimdir?

Sabancı Üniversitesi Toplumsal ve Siyasal Bilimler bölümünden mezun oldu. Atina Üniversitesi’nde Güneydoğu Avrupa Çalışmaları, London School of Economics and Political Science’ta Uyuşmazlık Analizi-Karşılaştırmalı Politika yüksek lisansları yaptı. Bugüne kadar hurriyet.com.tr, The Magger, Artisans, Art50 gibi yayınlara kültür-sanat yazıları ile katkıda bulundu. Halen İstanbul Üniversitesi Kültürel Miras ve Turizm bölümüne devam etmekte ve özel sektörde Kamu İlişkileri alanında çalışmaktadır.