Oscar adayı '7. Koğuştaki Mucize'ye uyarlama tepkisi: Sektörün geldiği noktanın özeti

Türkiye’nin 93. Akademi Ödülleri’ndeki adayı Güney Kore uyarlaması "7. Koğuştaki Mucize" filmi oldu. Oscar’a aday seçilen filmin uyarlama olmasına sinema yazarlarından tepki geldi.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Türkiye’nin 93. Akademi Ödülleri’nde adayı Güney Kore yapımı "Miracle in Cell No. 7"den uyarlanan ve Mehmet Ada Öztekin’in yönetmen koltuğuna oturduğu “7. Koğuştaki Mucize” filmi oldu. Uyarlama filmin Oscar'a aday gösterilmesini sinema yazarları değerlendirdi.

Şenay Aydemir: Yabancı dilde en iyi film Oscar adaylıklarında son yıllarda üç büyük festivalde gündem olan filmlerin ağırlığı açık ara hissediliyor. Yani Cannes, Berlin ve Venedik öne çıkıyor. Son yıllardaki filmlere bakarsak Parazit (Cannes), Roma (Venedik), Muhteşem Kadın (Berlin) liste uzayıp gider. Bizdeki Oscar komitesinin özelikle sektör ve bakanlık unsurları en çok izlenen, en fazla ağlanan filmin ödül alacağı gibi öngörüleri oluyor arada nedense. “Kelebeğin Rüyası” ve “Ayla” gibi... Oysa Bakanlık iyi yönetmenleri cezalandırmayı bırakıp onlara destek olmaya devam ederse hem bu üç büyük festivalde olma şansı artar hem de belki Oscar'da ses getirecek bir gelişme yaşanır...

'HEM GİŞE FİLMLERİNDE HEM DE DİZİLERDE UYARLAMALAR GEREĞİNDEN FAZLA ÇOĞALDI'

Burak Göral: Aslında şöyle bir acı gerçekle de karşı karşıyayız: Son yıllardaki film üretimimizde nicelik artışına karşın nitelik olarak aynı oranda bir yükseliş göremiyoruz. Aslında sansür ve otosansürün böyle yoğun yaşandığı ülke sinemaları yaratıcılık atağına geçer. Alegorik hikayeler anlatan filmler ve film türleri çoşar. Başka bir şey anlatıyormuş gibi yapıp asıl meselesini daha derinlere gömen çok okumalı filmler artar. İran gibi Ortadoğu ülkelerinin sinemalarında ya da bazı Güney Amerika ülkelerinin sinemalarında bunlar hep göründü ve yaşandı. Ancak bizde tam tersine bir kaçış söz konusu. Hem gişe filmlerinde hem de dizilerde uyarlamalar gereğinden fazla çoğaldı.  

Kısaca festival filmi diye yetersiz bir tanımın içine sıkıştırdığımız bağımsız filmler ise kendi kulvarlarında belirli temalar içinde sıkıştı kaldı. Haliyle elimizdeki film toplamı böyle organizasyonlarda bizi çok tatminkâr seçimlere götüremiyor çoğu zaman.  
Akademi ödüllerinin en iyi filmleri her sene aslında bu kategoride yarışıyor. Bizim bu kategoride diğer ülke sinemalarının çok güçlü örnekleriyle yarışabilecek, “Bir Zamanlar Anadolu’da” gibi hem sinema sanatına hem de evrensel meselesine son derece hakim filmleri daha çok üretebiliyor olmamız lazım.  

Elbette böyle bir sorun var olsa da; başka ülkelerde de uyarlanarak suyu çıkarılmış bir yabancı filmin uyarlamasını bu toplamın içinden seçip göndermek ‘bizde özgün hikaye kalmadı, bunu verelim’ demek gibi bir anlama geliyor ister istemez. “7. Koğuştaki Mucize” diğer örneklerine nispeten iyi yerelleştirilmiş olsa da sinemanın sanat yönünden çok, gişe filmi formüllerine yaslanmasından dolayı yüksek bir seyir grafiği yakalamış bir uyarlama olduğu için de böyle bir yarışmanın yapısına çok uygun bir film değil maalesef.     

Kerem Bumin: Ben açıkca Şenay gibi birçok eleştirmen arkadaşımdan çok farklı düşünmüyorum. Yani aday filmimiz bir remake olmasaydı daha iyi olurdu. Ancak bir yandan da tamamen anlaşılabilir bir seçim... Film sonuç olarak çok ilgi çekmiş ve bir remake olsa da evrensel konuları işleyen bir yapım. Üstelik Oscarlar genelde zihinsel veya bedensel engelli karakterleri başarıyla canlandıran oyuncuları ve filmleri daha çok severler. Bir de Oscar komitesinin gençlestiğini ve kısmen değiştiğini düşünürsek (Parazit filminin büyük başarısı bunun bu kanıtı) bence bir 'author' filmi yerine çok daha ilgi çekmiş bir filmi Oscar yarışına koymaları daha mantıklı.

'OSCAR'A UYARLAMA BİR FİLMİ GÖNDERMEK SİNEMA SEKTÖRÜNÜN GELDİĞİ NOKTANIN ÖZETİ'

Utku Ögetürk: Doğru yerden tartışmak gerekiyor diye düşünüyorum aslında bu konuyu. Buradaki doğru tartışma konusu, bu filmin bir Güney Kore uyarlaması olması değil de Türkiye’deki üretimin ne noktada olduğuyla alakalı bir durum. Yani Türkiye sinemasının en azından şu anki düştüğü durum itibariyle Oscar’a aday adayı, çok da yüksek ihtimalle aday olmayacak bir filmi, bir de uyarlama olan bir filmi göndermek sinema sektörünün geldiği noktanın özeti gibi bir durum. Bunu sadece bağımsız ya da ana akım olarak değerlendirmek gerekmiyor. SİYAD’ın da kendi seçtiği ve resmi olarak açıkladığı bir film var. Fakat yıl geneline baktığımız zaman zaten hangi filmle başvurursak başvuralım bir şansımız yokmuş gibi gözüküyor. Bu sebeple de bu Oscar’a gönderilme mevzusunda biraz kendimize dönüp, aynaya bakıp aslında kendi filmlerimizi tartışmaya açmamız gerektiğini düşünüyorum.

Faruk Karaçay: Son Oscar ödülünü Güney Kore’nin Parasite filmi alması etkili oldu sanırım bu seçimde. Belki buradan tutturuz gibi bir anlayış bu.. Uluslararası yemek yarışmasına mantı- kebap gibi kendimize özel ürünler varken, yarışmaya pizza ile katılmaya benziyor. Benim asıl merak ettiğim başvuran filmler arasında bu filme oy veren temsilciler kimler? SİYAD temsilcisi Ali Ulvi Uyanık seçimini açıkladı, diğerleri de açıklasın.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR