YAZARLAR

Ölüler ülkesi yazıları: Yasalar kadına karşı

Tanıştırayım efendim: Yasa ve kanunlar. Evet, az önce icat oldu. Toplumdaki çeşitli sıkıntıları çözmek için mutlak otorite tarafından belirlendi, evet, herkes uymak zorunda. Ağırlıklı olarak ücretler ve borçlardan bahsedilen metinde, anaerkil yapının son kalan izlerini yok edecek iki önemli madde de yer alır: “Eskiden her kadının iki erkeği (kocası) vardı, ama bugün kadınlar artık bu suçu işleyemezler.”

Haftalardır “Kadının Tarihinde” gezinip durduk. İlk insandan ilk gruplara, mağara duvarlarından heykellere, şaman mezarlarından insan neslinin devamına, üretici ve besleyici kadına, hayvanların ve doğanın efendisine ve nihayetinde Tohum Ana’ya kadar birçok toplumsal ve sosyal statünün izinde, anaerkil yapıyla geçen birkaç milyon yılı aşıp geldik.

Sonra hatırlarsınız, erkekler sazı eline aldı ve artı ürünün marifetiyle görünür alana yayıldı. Toplumsal roller değişmeye başladı, basit hiyerarşiden mutlak hakim krala giden yolda erkekler yavaş yavaş kadınları geride bıraktı. Devlet icat oldu ve bugünkü anlamına yakın bir şekilde, baba rolüne bürünmeye başladı.

Tunç Çağ’ında görülen o büyük gelişmeyle -yani yazının icadıyla- işin renginin nasıl değiştiğini önceki hafta uzun uzun anlatmıştık. Kalkolitik Çağ’ın sonunda ortaya çıkan piktogram’ın (kavramçizinin), zamanla sesleşme (fonetizasyon) aşaması ile gelişerek gerçek yazıya dönüşmesi, insanlık için en büyük dönüm noktalarından biridir. Bu sayede soyut kavramlar, özel isimler ve zaman çekimleri kullanılır hale gelmiş, binlerce yıldır aktarılan sözlü anlatım ile yeni öğrenilen bilgiler; tıptan fala, matematikten büyüye, mitolojiden dine, yasalardan devlet metinlerine kadar her şey, yazıya dökülebilmiştir.

Eh, Devlet Baba da, bu yeni silahı kadınlara karşı kullanmaktan çekinmemiş, bugün adına mitoloji dediğimiz, kendi çağının inanç dünyasını oluşturan metinlerde oynama yaparak; yaşamın, üremenin, beslenmenin ve ölümün, şüpheye yer bırakmayacak şekilde erkeklere teslim edildiğini topluma yazılı bir şekilde göstermek için elinden geleni ardına koymamıştı.

Bir tarafta milyonlarca yıllık alışkanlık, geleneksel yapı, diğer tarafta taze güç, hırs ve yeni icatlar. Toplum ne yapacağını şaşırmış durumda. Bir kadına evlenmeden önce ilişki yaşadığı için ceza verilirken, aynısı erkeğe de uygulanıyor. Baba, ailedeki otorite figürü ancak evlilik adetleri gereği kız çocukları hâlâ anneden isteniyor. Toplum ataerkil bir görünümde ancak arka fonda hâlâ anaerkil yapı hissediliyor.

Ne yapmalı nasıl etmeli, günlük yaşamda da kadının geçmişten gelen rolünün sınırlandırılması sağlanmalı?

Evet sevgili okur, milyon yıllık mücadelenin uzatmalarında “yazı” yine sahne alır ve tabiri caizse “altın gol” ile kadına resmi bir sınır çizmeyi başarır.

Ancak bu sınır öncekiler gibi değildir. Artık tersine davranışlar, simgesel olarak değil, bizzat toplumu yöneten erkekler tarafından fiilen cezalandırılacaktır. Yeni icadımız hayırlı olsun.

Tanıştırayım efendim: Yasa ve kanunlar. Evet, az önce icat oldu. Toplumdaki çeşitli sıkıntıları çözmek için mutlak otorite tarafından belirlendi, evet, herkes uymak zorunda.

Vergiler, ödemeler, mülk ve komşuluk ilişkileri, tapınak görevlilerinin ücretleri falan hepsi yazıyor burada. Bundan sonra karmaşaya yer yok. Burada yazanları uygulayın yeter. Zaten uygulamazsanız, devlet hesabını ağır şekilde sorar. Seve seve efendim, seve seve bu kurallara uyacaksınız. Ha ne diyorduk, kadınlar mı? Tabii efendim, onlar için de birkaç küçük, önemsiz kuralımız var elbette. Maksat toplumun huzuru bozulmasın.

Buyurun, milattan önce 2350 yılına gidelim. Lagaş valisiyken, kent yönetimini ele geçirip krallığını ilan eden Urukagina, resmi görevliler ile din adamlarında görülen yozlaşmayı ortadan kaldırmak ve toplumda huzur sağlamak adına bir dizi kural koyacaktır. Urukagina (Uruinimgina) Reformları olarak adlandırılan bu kurallar, aynı zamanda tarihte bilinen yazılı ilk yasa olarak kabul edilir.

Urukagina (Uruinimgina) Reformları

Ağırlıklı olarak ücretler ve borçlardan bahsedilen metinde, anaerkil yapının son kalan izlerini yok edecek iki önemli madde de yer alır:

 “Eskiden her kadının iki erkeği (kocası) vardı, ama bugün kadınlar artık bu suçu işleyemezler”

Burada, tersine bir okuma yapıldığında, kadınların önceden birden fazla erkekle evlenebildiğini görüyoruz. Araştırmacıların bir bölümü, bu konunun anaerkil kavramıyla değil aslında boşanma işlemlerinde devlete ödenen para ile alakalı olduğunun altını çizerler. Erkeklerin, eşiyle ayrıldığı halde para ödememek için resmi boşanma işlemini yapmadığı, e haliyle de kadının kendisine yeni bir eş bulup evlenmesi durumunda resmi kayıtlarda çok eşli olarak göründüğü örnekler bilinmektedir. Yasanın amacı tartışmalı olsa da cezası şüpheye yer bırakmaz: Kadınlar bundan böyle bu suçu işleyemez, işlerse böyle bir suçun cezası suya atılmak (suda boğularak öldürülmek) olarak belirtilmiştir.

İkinci madde ise hiçbir şüpheye yer bırakmaz: Yasaya göre, bir kadın, erkeğine saygısızlık içeren ifadelerle konuşursa, ağzına pişmiş tuğlayla vurulacak, sonra da herkesin görmesi için bu tuğla kent kapısına asılacaktır.

Hem kadına yönelik ağır şiddet içermesi hem de bunun belgelenerek, diğer kadınlara ibret olarak sergilenmesi oldukça dikkat çekicidir. Böylece bu ceza; sadece bir kadına uygulansa bile, o kentteki tüm kadınlar, erkeklerden daha aşağıda olduklarını, onların sözüne asla karşı gelmemeleri gerektiğini açık ve net bir şekilde göreceklerdir. Bu kanunlarla birlikte, ataerkil toplum yapısı, artık kendini yasa ile korumaya almış görünmektedir. Geçmiş olsun Anaerkil yapı, sanırım uzun bir süre görüşemeyeceğiz.

Evet finali yaptık, Erkekler kazandı. Perde indi, erkekler salonu alkıştan yıkıyor. Işıkları söndürdük. Kapanış…

Durun efendim durun, nereye? Birlikte hareket eden diğer canlı gruplarının aksine, insanlarda cinsiyetler arası hiyerarşi sabit değildir. İnsanlar; büyük beyinleri, adaptasyon yetenekleri ve öğrenme kabiliyetleri nedeniyle, iklimin, coğrafyanın ve zamanın etkisinde kalarak, aralarındaki hiyerarşiyi kültürel olarak oluştururlar.

Anadolu’nun Kybele’si, Ephesos’un Artemis’i, Kıta Yunanistan’ın Demeter’i, Roma’nın Magna Mater’i, Hıristiyanların Meryem Anası gibi çağlar boyu sayılabilecek birçok örnek, anaerkil yapının da diğeri kadar baskın ve görünür olmasa da, bir şekilde hâlâ sürdürüldüğünü gösteriyor. Yani, tarih bizi yanıltmıyorsa, toplum yapısının tekrar değişeceği günler çok da uzak olmasa gerek.

O zaman kadar biz yazacak başka şeyler buluruz elbette. Şimdilik hoşça kalın.

Söylencemiz Sürecek. VİYA BÖYLE!


Selim Martin Kimdir?

Selim Martin 1981 Uşak doğumlu. Lisans ve yüksek lisans eğitimini Dokuz Eylül Üniversitesi'nde Arkeoloji üzerine yaptı. Aynı üniversitede Arkeoloji Bölümü'nde Öğretim Görevlisi olarak çalışmakta. Prehistorya, Bilişsel Arkeoloji, Mezopotamya Arkeolojisi, Tarihsel Coğrafya ve Mitoloji gibi temel Arkeoloji konularının yanında tekstil, mozaik, resim gibi sanat ve tasarım alanlarında da çeşitli dersler yürütmekte. Eğitim ve iş hayatı boyunca çeşitli bilimsel ve sanatsal projeler ile kültürel etkinlikler içerisinde yer aldı ve özellikle Batı Anadolu coğrafyasında eğitim ve kültürel amaçlı geziler düzenledi. Uzun yıllar, arkeolojik alanlarda ve çeşitli bilimsel çalışmalarda belgeleme amaçlı fotoğraf çekmekle beraber, sanatsal anlamda kişisel fotoğraf sergileri açtı ve çeşitli eserleri karma sergilerde de yer aldı. Arkeoloji ve Mitoloji alanlarında kitapları ve bilimsel yayınları olan ve çeşitli ulusal gazete ve dergilerde mitoloji konulu yazılar kaleme alan Selim Martin evli ve bir çocuğu var.