YAZARLAR

Olağanüstü hallerden atom altı düzeye belirsizlik

Biz misal kıdem tazminatıyla, Covid-19 aşısıyla, olağanlaşan olağanüstü hallerle meşgulken evrende bir zerre olarak atom altı düzeyde başka nasıl belirsizliklerle çevriliyiz? Belirsizlik aslen ölçmekle ilgili bir mesele mi? Bunları anlamak irade ve özgürlük tariflerimizi nasıl değiştirir? Fizikçi Arkadaş Özakın zihnimizi açıyor.

 

Her gün, her dakika, şu an, sosyal medyada birileri belirsizlikten söz ediyor. Twitter'daki TT gibi o ana odaklanmayan, tüm zamanlarda bütün mecralarda istikrârla anılan başlıklar listelenseydi, “belirsizlik” aralarına girebilirdi. Krizde iş aramaktan bitap düşüp feryat edenler, hayatlarındaki bir erkek tarafından öldürülmekten korkan kadınlar, çok sevdikleri köpeklerini, kedilerini, kendi zihinlerinde kaybolmuş Alzheimer'lı yakınlarını arayanlar, “kaybedilmiş” sevdiklerini soranlar... Bir de sürüncemede kalmış durumlarını netleştirebilmek için tek etikette toplanmış kararname, atama, onay, kadro, tayin, özür, müjde, kura bekleyenler var. En azından sosyal medyanın gündemine girebilmek için o çırpınışlar, sadece onu yazmak için açıldığı belli hesaplardan vekillere, bakanlara yakarışlar, hazin bir ülke manzarası koyuyor önünüze. Sosyal medya iç dökmelerine bakılırsa, başlayacağı ya da süreceği meçhul gönül işlerinin yorgunları da meğer ne kadar fazlalar.

Belirsizliği tarif etme ihtiyacı çoğunlukla aforizmalarla kendi gösteriyor buralarda. Meramın, fikrin ve de edebiyatın giderek “özlü söz”leşmesine de çabasız bir belirleme iştahı olarak bakılabilir belki. Neler var? En kötüsü belirsizlik... Belirsizlik yorar, belirsizlik üzer, bitirir, öldürür, en büyük işkencedir... Audrey Hepburn'e ait olduğu rivayet edilen “Belirsizlik değersizliktir”in günde kaç kez anıldığına şaşırmamak zor.

BİR ÖLÇME MESELESİ Mİ?

Karşınızda Boğaziçi Üniversitesi'nde hem fizik hem matematik, çift ana dal çalışmış, ABD'de Sicim Teorisi üzerine doktora yapmış, yapay öğrenme, kuantum bilgi işleme ve geometrik mekanik alanlarında araştırmalar yapıp dersler vermiş, üzerine Silikon Vadisi'nde çeşitli sektörlere yapay öğrenme uygulamaları geliştirmiş biri olunca, belirsizliği hangi ucundan sormaya başlayacağınızı bilmek kolay değil. Neyse ki Arkadaş Özakın'ın bilgisini paylaşma hevesi bu ürkekliği hafifletiyor. Bazı sorularıma “Genellemek zor”, “Bu narin bir konu”, “Burada anlatmak mümkün değil” gibi cevaplar veriyor; zihninde bir tür dönüştürücü var gibi, bazılarını da öğütüp fizik alemi içinde anlamlı hale getiriyor.

Arkadaş Özakın

Bilimsel düşünce belirsizliği önce hangi ucundan ele alır? Biz misal kıdem tazminatının, Covid-19 aşısının, arka odadaki kolon çatlağının akıbetiyle, olağanüstü hallerin olağanlaşmasıyla meşgulken, evrende bir zerre olarak atom altı düzeyde başka nasıl belirsizliklerle çevriliyiz? Belirsizlik aslen ölçmekle ilgili bir mesele mi? Bunları anlamak irade ve özgürlük tariflerimizi nasıl değiştirir?

Belirsizlik türleriyle başlamak daha iyi olacak. “Belirsizlik tipleri arasındaki ayrımları temiz şekilde tarif etmeye çalışmak, doğası üzerine düşünmek, belirsiz durumlarda karar vermenin sistematiğini kurmaya çalışmak çok renkli bir dünyanın kapılarını açıyor. Fizik, felsefe, matematik, psikoloji, yöneylem araştırmaları, tabii olasılık ve istatistik doluşuveriyor o kapıdan” diyor Özakın.

Diyelim bir madeni parayı havaya fırlattık, dönüyor, yazı mı tura mı gelecek kimse bilmiyor. Geleceğe dair bir belirsizlik bu. Kökeninde rastlantısallık olan, temel bir belirsizlik. Peki biri masanın üzerinde eliyle üzerini kapattığı parayı bize soruyorsa? Burada yazı mı, tura mı olduğunu bilemeyişimizde bir rastlantısallık yok. Parayı masaya koyan biliyor belki. Bu belirsizlik, temel değil, öznel.

Özakın, belirsizlikle yakından ilişkili enformasyon kuramının mucidi, kişiliğini çok renkli bulduğu Claude Shannon'dan söz ediyor. Shannon'un “Zihni Sinir türü” icatlarından biri “rulet bilgisayarı”. Bilgisayarların hantal ve çok ilkel olduğu bir dönemde bir arkadaşıyla birlikte yaptıkları, kıyafetin içine gizlenebilen küçüklükteki bu icat belki tarihteki ilk “giyilebilir” bilgisayar. Bununla bir kumarhaneye gidiyorlar ve rulet masasında sadece topun hareket şeklini sisteme bildirerek ve gizli kulaklıktan gelen olasılık hesabını dinleyerek, tamamen rastlantısal ve belirsizlik üzerine kurulu diye düşünülebilecek rulette, fena olmayan bir başarı elde ediyorlar.

Temel fizik bilgisi ve bir bilgisayarın ulaşmak için yettiği bu sonuç, ne rulete has, ne de önemini kumarda kazandırmasından alıyor. Yüzleştirdiği yeni sorular var. Paranın yazı mı tura mı geleceğini bilmiyoruz, ama paranın atılış şeklini hassas şekilde ölçebilen biri biliyor. O zaman karşımızdaki aslında yine öznel bir belirsizlik değil mi? Daha da genelliyor Özakın, doğada herhangi bir yerde temel belirsizlik diye bir şey olabilir mi? Temel belirsizlik zannettiğimiz durumlar, aslında eksik bilgiden kaynaklı öznel belirsizlikler midir? “Eksik bilgi” kritik tamlama.

19. yüzyıl başlarında Pierre-Simon Laplace'in tartışmaya açtığı sorular insani eksende daha da derinleşiyor. İrade sahibi varlıklar olarak hayatımıza dair kararlar alıyor ve aslında başta bunun ne olacağını kendimiz de bilmiyoruz. “Karar almak dediğimiz şey, aslında beynimizdeki hücrelerin birtakım elektriksel ve kimyasal dinamikleriyle tarif edilebiliyorsa? Paranın ilk anki hızını bilmek gibi, beynimizdeki her bir hücrenin durumunu büyük bir hassasiyetle ölçebilsek, tüm kararlarımızı önceden tahmin etmek mümkün olur mu?” diye soruyor Özakın. Pratikte değilse de, prensipte dahi bunun mümkünatı “özgür iradeyi” tartışmaya açık hale getiriyor. Deterministik bir evrende, özgür irade olabilir mi? Felsefenin temel meselelerinden birine vardık.

KUANTUM FİZİĞİNİN GETİRDİKLERİ

“20. yüzyılın başlarında belirsizliğin doğasına yeni renkler ekleniyor, kuantum fiziği maddenin küçük yapıtaşlarının davranışlarında, günlük hayatta karşılaşmadığımız türden tuhaf belirsizlikler olduğunu iddia ediyor. Teorinin yaygın olarak kabul gören haline göre, örneğin bir atomun yeri, kimi zaman bizim bilgi eksikliğimizin ötesinde, temel olarak belli değil. Biraz rahatsız edici bir deyişle” diyor Özakın, “atom bazen aynı anda birden fazla yerde bulunabiliyor. Bu, tabii yenilir yutulur bir fikir değil. Nasıl olur da bir şeyin aynı anda iki yerde olamayacağına dair sarsılmaz gündelik tecrübemiz, böyle bir teorinin çatısı altında kendine yer bulabilir?”

Bunlar, hem bilim hem felsefe alanında birçok tartışmayı, deneyi doğurmuş mümbit sorular olsa da kuantum fiziğinin dayanakları bu yazıya sığmaz. Son yıllarda kuantumun bir kişisel gelişim gereci olarak karşımıza çıkmasına dair de pek laf edesi yok Özakın'ın. “Eksik bilgi” nedeniyle bu konunun kafasında “belirsiz” olduğunu söylüyor kinayeyle. Kuantum fiziğinin toplumsal olaylar üzerine fikir yürütürken kullandığı bir bakış olmadığını da.

Heisenberg'in Belirsizlik İlkesi, bu bahiste çok kişinin hemen aklına gelen meşhur bir ilke. Mütehassısından dinlersek şöyle: “Aslında kuantum fiziği bir atomun yeri her zaman belirsizdir demiyor. Atomun yerinin temel olarak belirsiz olduğu durumlar vardır, diyor. Yoksa herhangi bir anda atomun konumunu hassas olarak ölçmek, ölçerek belirli hale getirmek mümkün. Daha iyi ölçüm teknikleri geliştirdikçe belirsizliği azaltmanın önünde de temel bir engel yok. Ama şu var: Kuantum fiziğine göre konum ve hız birbirine 'eşlenik' nicelikler. Konumu ölçtüğümüz gibi, hızı da ölçebiliyoruz ve konumda olduğu gibi, hızda da temel bir belirsizlik söz konusu olabiliyor. Bu ilkeye göre, her zaman bu iki eşlenik nicelikten en az biri belirsiz oluyor. Herhangi bir anda bir atomun konumu hassas şekilde belliyse, hızı daha belirsiz. Hızı belirliyse, konumu belirsiz. İkisi aynı anda belirli olamıyor. Heisenberg'in bu kadar 'yuvarlak' bir kural olarak söylemediğinin altını çizmek gerekli. Konumdaki ve hızdaki belirsizliklerin sayısal ölçüleri var aslında, Heisenberg prensibi bu sayısal ölçülere dair nicel, sayısal ve deneyle hep doğrulanmış bir kural.”

Birer birer ölçebiliyorsak neden her iki niceliği birden belirleyemiyoruz? Bu niceliklerin birini hassas şekilde ölçmek, neden diğerini belirsiz hale getirsin? Bu sorulara dair kafa yormak isteyenleri fizik bölümlerine bekliyor Özakın.

Belirsizliğe bilimsel yaklaşımlar, aslında hep belirsizliğin sayısal ölçüleri üzerinden yürüyor. Bugün ne kadar yağmur yağar sorusuna dair meteorologların bize verebileceği bir aralık var. Yeter sayıda insanın boyunu ölçmüşsek, diyelim hiç görmediğimiz birinin boyunu artı, eksi bir metre ile tahmin etmek mümkün. Dünyaya yeni inmiş ve sadece üç insan görmüş bir Marslı için bu artı ve eksi de belirsiz olacak. Velhasıl belirsizlikle baş etmek diye bir şey varsa, bunun yolunu açan şey belirsizliğe ölçü koyabilmek. Karar ya da önlem almayı bu sağlıyor.

Finans piyasaları da aslında bu belirsizlik hesaplarına dayanarak işliyor. Şu çarpıcı: Einstein'ın su üzerindeki minik tozların hareketindeki belirsizliği tarif için çıkarttığı formüllerin benzerlerini, Louis Bachelier adlı Fransız matematikçi ondan beş yıl önce, finans piyasaları üzerine çalışırken çıkartmış. Finans piyasalarındaki birçok araç, belirsizlikleri sigortalama, yatırımcıya belirsizliklere karşı korunma olanakları tanımak için kurulmuş. Bu araçların fiyatlanmasında da fizik teorilerinden sıkça faydalanılıyor.

TÜRKİYE'YE DÖNMEK

Arkadaş Özakın, 1997'de doktora için gittiği ABD'de 23 yılı hep biraz “seneye döneriz” duygusuyla geçirdiğini anlatıyor. Ağırlıklı olarak bir üniversiteye bağlı araştırma laboratuvarında, son altı yıldır da Silikon Vadisi'nde farklı sektörlerde çalıştı. Akademiden ekonomiye, ülke hiç de en parlak zamanlarını yaşamazken, şubat ayında Türkiye'ye dönme kararı almasının ardında bir belirsizlik hesabı olmalı. Son üç yılını kaplayan finans sektöründeki mesaisini akademiyi özleyerek geçirmesi ve mezun olduğu Boğaziçi Üniversitesi'nde ders vermeye dair yıllara yayılan hayali, galiba bütün hesaplarla oynamış. Kafasındaki temel belirsizliğin başta öğrencilere dair olduğu anlatıyor. Karamsar bulduğu bir arkadaşı öğrencilerin hiç “onların zamanındaki” gibi olmadığını, beklentilerini düşürmezse hayal kırıklığına uğrayacağını söylemiş gelmeden. Danıştığı bir diğer iyimser arkadaşı ise tam tersini. Uç “ölçüm sonuçları” belirsizliği gidermese de, gelir gelmez başladığı derslerde “bir grup pırlanta” bulmuş. Bütün yazı her gün saatlerce ekran başında, aslında şart olmayan bir çalışma grubunun dersleriyle geçirmek, bütün bunları bu coşkuyla anlatmak başka türlü mümkün olamazdı.

“Öğrencilerin durumu iyi ölçebildiğimi düşündüğüm bir şey. Ama akademinin, daha genel olarak ülkenin durumunda büyük belirsizlikler var. Benim ölçmeyi, tartmayı bilemediğim belirsizlikler. Matematiksel finansın bir tavsiyesi belirsizliklerin sigortasını yapmaksa, pek öyle bir olanak da yok. Geçtiğimiz yıllarda nice akademisyen işinden, güvencesinden oldu, kimi hapse düştü. Bizzat bir arkadaşım, kendini müziğe adamış, öğrenci yetiştirmekten büyük tat alan biri, bir anda öğrencilerini, yıllarca katkıda bulunduğu kurumunu kaybediverdi. Böyle bir riske karşı koruma aracı yok kimsede. Ama tüm bu belirsizliğin içinde, önüme finans dünyasının ulaşılmaz ütopyası, bir arbitraj fırsatı çıkıverdi: Bir risksiz yatırım olarak bir grup öğrenci... Verdiğim emeği katlayarak değerlendiren, kendilerini hızla geliştiren, paylaştıklarımdan kendi anlamlı hayatlarını kurmak için faydalanan, böylece benim hayatımın anlamını da katlayan bir grup pırlanta...”

Bilim insanı veri toplar, ölçüm yapar, belirsizlikler karşısında irrasyonel şeyler yapmaz gibi intibaya da müdahale ediyor. Steinbeck'in anılarında yazdığı bir araba yolculuğu zihnine kazınmış. Bir gece ıssız bir yerde tek başına fırtınaya yakalanıyor Steinbeck. Rüzgârın sesi, ağaçlar, tavanda çınlayan yağmur, havlayan köpek derken, birden etrafında korkunç birtakım yaratıklar olduğu düşüncesi beliriyor kafasında. “Ben ki okumuş, hurafelere inanmayan bir insanım, dışarıda bana saldıracak bir şey olmadığını da bildiğim halde korkudan ölüyorum, eski insanlar için kim bilir ne kadar kötüydü durum. Üstelik onların gerçekten korkacağı şeyler de vardı” diyor. Ama sonra fikrini değiştiriyor, “Onların o gerçek korkulara karşı silahları vardı ellerinde: Muskalar, büyüler, dualar, evrenin güçleriyle birtakım anlaşmalar... Korkunç yaratıkların var olmadığını biliyorum ama bu, beni onlara karşı savunmasız kılıyor. Bu yüzden ben daha çok korkuyorum.”

Özakın hayatta en derin belirsizliği ailedeki bazı sağlık sorunlarıyla birlikte yaşadığını anlatıyor. Muska yaptıracak hali yok ama doğru kararları almaya çabalarken, birden beliriveren korkular Steinbeck'i hatırlatmış ona. İçinden yükselen bir fısıltı mesela: "Yatağı derhal toplamazsan tahlil sonucu iyi gelmeyebilir". Totemse totem, “Ne yapayım, hemen topluyorum” diyor.

Notlar

Arkadaş Özakın, bilim dışında yazılar da yazıyor. 5Harfliler.com'daki arşivi: www.5harfliler.com/author/arkadas/

Yeni bir blog'a da başladı: gezegen.wordpress.com

Sırada: Bir fabrika, bir ıssız ada, robotlar ve Ahmetler

Bu çağa özgü gibi gelen, bu çağı Türkiye'de yaşamanın katmerlediği “belirsizlik” üzerine 20 bölümlük bir yazı dizisinden bir parça okudunuz. Fizikten felsefeye, siyasetten sosyolojiye, hukuktan psikolojiye uzanan alanlarda; yükselen denizlere ve uyuyan fay hatlarına, devletlere ve halklara, dışımıza ve içimize bakarak bir anlama çabası bu. Bilgisiyle, tanıklığıyla eşlik edenlerle birlikte sisin ortasında birlikte bir yürüyüş.


Pınar Öğünç Kimdir?

İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler mezunu. 1997 yılından beri çeşitli gazete ve dergilerde muhabir, editör, köşe yazarı olarak çalışıyor. Jet Rejisör (söyleşi, İletişim Yay.), İnce İş (söyleşi, İletişim Yay.), Asker Doğmayanlar (söyleşi, Hrant Dink Vakfı Yay.), Aksi Gibi (hikâye, İletişim Yay.), Beterotu ((hikâye, İletişim Yay.), Cotturuk Defterleri (çocuk, CanÇocuk) kitaplarının yazarı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR