YAZARLAR

Militan tartışması ve devleti ele geçirmek: Hayaldi gerçek oldu

İçişleri Bakanı, Berhan Şimşek ve Kemal Kılıçdaroğlu’na neden bu kadar hiddetlendi anlamış değilim. Şimşek, militan değil de AKP’nin kutlu davası için savaşan valiler, kaymakamlar deseydi, yerli ve milli eleştiri yapsaydı bu gerilim çıkmaz mıydı acaba?

Militan tartışması, neden bu kadar büyük gerilimlere, suç duyurularına neden oldu anlamak güç. Belki kavramın “yerli ve milli” olmamasındır. Latince militantem, savaşta hizmet etmiş, sonradan, on beşinci yüzyıldan itibaren eski Fransızcada savaşa dahil olan, savaşan anlamında kullanılıyor. Günümüze varan haliyle, siyasal değişim için doğrudan eylemi kullanan ya da savunan; savaşkan karakterli ya da eğilimli anlamını ediniyor. (1)

İçişleri Bakanı, Berhan Şimşek ve Kemal Kılıçdaroğlu’na neden bu kadar hiddetlendi anlamış değilim. Şimşek, militan değil de AKP’nin kutlu davası için savaşan valiler, kaymakamlar deseydi, yerli ve milli eleştiri yapsaydı bu gerilim çıkmaz mıydı acaba? Çünkü bakan onlarcasını gazetelerden bulabileceğiniz şu habere hiçbir suç duyurusunda bulunmamıştı: “AKP İlçe Başkanlığı’nın muhtarlarla düzenlediği toplantıya ilçe emniyet, sağlık, milli eğitim, nüfus müdürü ve devlet hastanesi başhekiminin katılmasına CHP’den tepki geldi.” (2) Türkçede yazılmış herhangi bir idare hukuku kitabını açtığınızda, devletin genel yönetiminin taşra örgütü içinde yer alan ilçe yönetim kurulunun kaymakam başkanlığında toplanan bu kişilerden oluştuğunu görürsünüz. Burada kaymakam yok, AKP ilçe başkanı başkanlığında toplanmışlar. CHP ilçe örgütü de bunu eleştirmiş, “devlet kurumlarının müdürlerinin AKP’nin siyasi propaganda çalışmasında ne işi var demiş”, ama suç duyurusu gelmemiş.

İl düzeyinde şöyle işliyor: Mesela Diyarbakır’da seçilmiş belediye başkanı Selçuk Mızraklı’nın yerine kayyum olarak atanan vali Hasan Basri Güzeloğlu, AKP teşkilatlarının toplantısına başkanlık ediyor. (3) Herhangi bir idare hukuku kitabı valinin il genel yönetiminin başı olduğunu, il genel yönetimini koordine etmekle yükümlü olduğunu yazar. Diyarbakır örneğinde ise tam başarı var; belediye ile vilayet, vilayet ile parti teşkilatı birleştirilmiş. OHAL KHK’si ile getirilmiş kayyum düzenlemesi bunu sağlamış. Bu toplantı AKP’nin davasının devleti ele geçirdiği şeklinde çok eleştirildi ama suç duyurusu gelmedi.

Taşra teşkilatında kalarak devam edelim. AKP Kayseri İl Başkanı İlçe Milli Eğitim Müdürlerinin görevden alınarak yerlerine hangi isimlerin atandığını duyurdu. (4) Muhtemelen il yönetiminden sorumlu olan vali ile aralarında münasip bir iş bölümü yapılmış. Milli eğitim müdürleri konusunda partinin kutlu yürüyüşünün neferi olan sendikanın, Eğitim Bir Sen’in katkısını da unutmayalım. Onlar da Diyarbakır Hani’de olduğu gibi İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne gönderdikleri listeyle okul müdürlüklerine atanacak olanların girecekleri mülakatlarda kaç puan almaları gerektiğini, adayların hangi tarikatın hangi kolundan olduklarını bildirmişler. (5) 

Hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşlarına; TRT’ye, üniversitelere değinmeden olmaz. TRT’de kutlu davanın propagandası müstebit Abdülhamit’in ağzından ağır ağır süzülen cümlelerle yapılırken üniversiteler partinin davasında en az bir dönem tutunmuş güvenilir kişilere emanet ediliyor. Boğaziçi Üniversitesi’ne, AKP davasını taşıma iddiasını milletvekili adayı olarak ifade eden, sanal akıncıların (militan demek, sözcüğe haksızlık olur mu?) kurucusu Melih Bulu, Ankara Üniversitesi’ne dört dönem AKP milletvekilliği yapmış Necdet Ünüvar atanıyor. Üniversiteler konusunda biraz utanıyorum açıkçası, okumayan kaldıysa diye Ümit Kıvanç’ın “O geçemediğiniz dil değil, ahlak barajı” başlıklı yazısını (6) önermekle yetineyim.

Yargı organındaki devlet parti bütünleşmesi, Fethullahçı çetenin açtığı yolda, gösterdiği hedefte ilerliyor. Bunun kanıtı olarak AYM’ye yapılan son atamayı göstermeyeceğim. Yüksek Mahkemelerde üye sayılarının ne sıklıkla, hangi tarihlerde değiştiğine, dairelere atamalardaki inceliklere bakmanız yeterlidir. AYM’ye atamada İrfan Fidan haklı olarak çok gündeme geldi, Adalet Bakanlığı müsteşar yardımcısı, sonrasında OHAL Komisyonu Başkanı olan Selahattin Menteş’in AYM üyesi olarak atanması üzerinde durmak da gerekmez mi? Gerekmeyebilir. Magazin kısmına, çay toplama hikayelerine girmeye hiç içim el vermiyor. Tek tek yüksek yargı üyeleri bakımından değil, yargının bir bütün olarak parti ve lider karşısındaki konumunu, TRT’de Abdülhamit’i oynayan kişinin millet adına hüküm kurmasıyla karşılaştırabiliriz. Burada bir militan tartışmasını daha hatırlatmak sanırım yerinde olacak. Bundan üç yıl kadar önce Yargıtay ve Danıştay üye sayılarının hem de OHAL KHK’si ile arttırılmasına yönelik “Militan hakim savcı atanacak” eleştirilerine karşı Adalet Bakanı Gül, “Militan hakim, savcılar 15 Temmuz gecesi Hakimler ve Savcılar Kurulu marifetiyle ihraç edildi. Türk yargısının kürsüdeki bütün hakimleri, savcıları asla militan değildir” (7) ifadeleriyle karşılık vermişti. Ne diyelim, aradan zaman da geçti, en iyisi sormak: Yeni reform paketlemenizde ne vardı?

Devletin parti ile bütünleşmesi elbette üst düzey atamalar ile sınırlı değil. Total bir devletten bahsediyoruz. Örneğin öğretmen atamalarında yine OHAL KHK’si ile, 668 sayılı KHK ile yazılı sınavın yanına sözlü sınav getirildi. Öğretmenlerin ilk atamalarının sözleşmeli olarak yapılacağı hükmü getirildi. Öğretmen mülakatlarında “sözleşmeli öğretmen mülakatlarında adaylara yöneltilen ‘'Başkomutan kimdir? Reis kimdir? Gezi olayları hakkında ne düşüyorsunuz? Yılbaşında kutlama yaptınız mı?'' gibi kutlu davayı savaşkan bir ruhla temsil eden sorular soruldu. Bu sorular, Meclis gündemine taşındı.” (8) Mülakatlarda bu sorulan soruların objektif ölçütlerle kayıt edilmesinden başka bir kayıt yöntemi kullanılmamasındaki militanca ısrarın nedenini de böylece kavrayabiliriz sanıyorum. Yasa dışı yapılan, hatta özel sektöre sıçrayan güvenlik soruşturmalarını, rejimin kim ile isterse onunla çalışacağı beyanının aracı olan güvencesizlik düzenlemelerini devletin partileşmesi sürecini anlatmak için bu örneklerle birlikte düşünmek gerek.

Fakat total bir devletten bahsediyoruz. Yüksek kademeli memurlar ya da öğretim üyeliği, öğretmenlik mesleği ile sınırlı kalmıyor kutlu dava ile devletin ve hareketin bütünleşmesi. Özel sektörde bir madende ya da fabrikada çalışmak için de partiye üye olmanız gerekiyor. Devlet-parti-hareket özdeşliğinin tacı olabilecek belge belki de AKP Soma ilçe teşkilatı tarafından üretildi: AKP iş başvurusu formu. (9) Son bir örnek daha vereceğim “devlet-parti-hareket” bütünleşmesi ile ilgili. Bunu sona bırakmamın nedeni okuyucunun da militanlığını sınaması için bir fırsat sunacak soruları içermesi. İSKİ’de işe girmek için başvurmuş şehir plancıları ve mühendis, kimyager ve teknikerlere sorulmuş sorular: “Sübhaneke duası cenaze namazında nasıl okunur?, İBB Gençlik Meclisi başkanı kimdir?, Diriliş nesli size ne ifade ediyor?, Tilavet secdesi nedir?, İHH'nin açılımı nedir?, Necip Fazıl'ın Çile kitabını okudunuz mu?, TÜGVA'yı duydunuz mu? Sizce en etkili siyasi lider kimdir? Başörtüsü hakkında ne düşünüyorsunuz?, Rabia işaretinin anlamı nedir? Sabah namazı kaç rekattır? Ensar Vakfı'nı biliyor musunuz?” (10)

Devlet, parti ve hareketin birleştiği kutlu davanın bunun gibi onlarca vehçesinin ortaya çıkması konusunda İçişleri Bakanı, militan tartışmasına kadar böyle hiddetlenmemişti. Peki sadece kavramla mı ilgili bu hiddet? Sanmıyorum. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisiyle ilişkisini bu soru bağlamında yeniden ele almak gerek. Bunu yaparken devleti ele geçirmek üzerine kurulu olduğu 1990’lardan beri ayan beyan ortada olan Fethullahçı çetenin stratejisini de aklımızdan çıkarmayarak bu soru üzerine düşünelim.

Türkiye’de yeni anayasa ve hükümet sistemi tartışmaları yapılırken “partili cumhurbaşkanlığı” hep bir seçenekti. Erdoğan partisini hiçbir zaman bırakmadı. 2014’te cumhurbaşkanı seçildikten sonra, Ahmet Davutoğlu’nun AKP Genel Başkanı olduğu Olağanüstü Kongre’de parti başkanı olarak ilk konuşmayı yaptı. Fiili de olsa Erdoğan’ın ilk partili cumhurbaşkanı görüntüsüydü. 2015’te seçimlerde il il gezerek AKP’ye oy isteyen mitingler yaptı. 16 Nisan Anayasa Değişikliği partili cumhurbaşkanlığı bakımından ilginç bir düzenlemeydi. Düzenlemenin ilk yürürlüğe giren maddesi cumhurbaşkanın partisinin başına geçmesini sağlayan düzenlemeydi. Geri kalanın yürürlüğe girmesi için bir yıldan fazla bir zaman vardı. AKP’nin 2000’lerin başından itibaren çeşitli ittifaklar kurarak geliştirdiği strateji devleti fethetmekti. Parti bunun aracıydı. Hareket ile kurulacak bağ idi. Bu bağın zemini de elbette kayırmacılık, sosyal yardımlardan kamu ihalelerine kadar örülmüş bir şebeke içinde gücünü artırmaktı. Politik gücü ve sürekliliği sağlayan işte bu finansman ve kadrolaşma döngüsü oldu. Devleti ele geçirmek: Hayaldi gerçek oldu.

Peki bugün neden devlet katından Cumhurbaşkanı’nın partisiyle ilişkisinin kesilebileceği söylentileri yayılıyor. (11) Bu söylentilerin gerçekliğinden çok, ortaya atılmasının önemi olduğunu düşünüyorum. Pandemi koşullarında herkese her şey yasakken il teşkilatlarının kongrelerine devam eden, hemen hepsinde görünmeye çalışan Cumhurbaşkanı’nın yaptığı konuşmaların önemli bir kısmı partinin içine dönük. Çürümeyi engelleme, üye yapma çalışmalarını artırma, davaya hizmet etmeyenleri koltuklarından indirme vs. Bunun bir anlamı var. Öncelikle iktidar partisinin devleti ele geçirmesi, onun parti kimliğini ortadan kaldırdı. Devleti ele geçirme hayali kurdukları yoldaşlarının önemli kısmı artık kendileriyle birlikte değil. Bir siyasal parti olarak AKP’den bahsetmek artık mümkün değil. Belki iş takipçiliği, belki kamu gücünü de seferber edecek kudrete erişmiş kullanışlı bir araç, ama o kadar. İkincisi devlet kadrolarında çok daha etkin olan, devletin yasa içinde ve yasa üzerinde hareket etmiş bütün yüzeyleri ile teması olan bir zorunlu ortakları var. 7 Haziran 2015 sonrası AKP ve MHP arasında, devletin İslamcı ve Türkçü yüzeyleri tarafından 12 Eylül rejimini konsolide etmek için kurulmuş ittifakın nüfusun yarısına erişme şansı bir daha asla olmayacak ve bu ittifakın günahları her geçen gün büyüyor. 12 Eylül askeri diktatörlüğünden hâlâ sorulamamış bir hesabın da ortada beklediğini herkes biliyor.

Hiddetin sebebi, Berhan Şimşek ve Kılıçdaroğlu’nun seslendiği kamu görevlilerinin artık kutlu davaya hizmet etmek konusunda isteksiz olma ihtimalinden duyulan bir endişe, ön alma arzusu olabilir mi?

 

(1) https://www.etymonline.com/search?q=militant

(2) http://www.gercekizmir.com/haber/CHP-den-Aliaga-daki-o-toplantiya-tepki/84036

(3) https://www.birgun.net/haber/parti-devleti-kayyum-vali-akp-teskilat-toplantisina-baskanlik-etti-299998

(4) https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/yok-artik-ilce-milli-egitim-mudurlerinin-atamasini-akpli-baskan-duyurdu-5937020/

(5) http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/yandasa-fisli-torpil-804998

(6) https://www.gazeteduvar.com.tr/o-gecemediginiz-dil-degil-ahlak-baraji-makale-1511017

(7) https://www.bbc.com/turkce/44845206

(8) https://www.sozcu.com.tr/2016/egitim/ogretmenleri-fisleyen-sorular-meclise-geldi-1424822/

(9) https://www.sozcu.com.tr/2013/gundem/akp-is-basvurusu-formu-bastirdi-229917/

(10) https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/iski-mulakatinda-skandal-sorular-rabia-dirilis-basortusu-ihh-1446132

(11) https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/hande-firat/siyasette-taslar-yeniden-dosenir-mi-41724326

 
 
 

Dinçer Demirkent Kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.