‘Marmara Denizi’ne arıtılmış atık su bile verilmemeli’

Uzmanlar, müsilajı temizleme ya da denize oksijen verme gibi çalışmaların bir kenara bırakılarak acilen ileri arıtma tesislerinin yapımına geçilmesi gerektiği görüşünde.

Google Haberlere Abone ol

DUVAR - Marmara Denizi’nin dibini ve yüzeyini kaplayan müsilaj, Ege ve Karadeniz’de de görülüyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Marmara Denizi’ni oksijensiz bırakan ve ekolojik tahribat yaratan müsilajla mücadele etmek için hazırladığı eylem planını 6 Haziran’da kamuoyuyla paylaştı. 8 Haziran itibarıyla uygulamaya geçen plan kapsamında şimdiye kadar 5 bin 738 metreküp müsilajın temizlendiği duyuruldu.

Öte yandan denizin 30 metre derinine teknolojik cihazlar yardımıyla oksijen veren yeni bir uygulama da gündeme geldi. Bu kapsamda İzmit Körfezi’nde 4, Pendik’te ise 1 noktaya oksijen verildi. Cihazlarla çözünmüş oksijen değerleri takip edilerek oksijen seviyesinin artıp artmadığı gözlemlenecek. Söz konusu yöntemin yurt dışında kullanıldığı ve müsilajla mücadele olumlu sonuç alındığı belirtildi. Ancak uygulamaya dair detay paylaşılmadı.

İzmit Körfezi ve Pendik Marina'da belirlenen 5 farklı noktada denizin 30 metre altına oksijen veriliyor.

‘DEVENİN KULAĞIYLA UĞRAŞIYORLAR’

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, “Uygulamanın daha önce hangi denizde, hangi bölgede yapıldığına dair raporlar ve teknolojik cihazın neyi nasıl yaptığı ile ilgili bilgiler kamuoyuyla paylaşılmalı” diyor.

2014- 2018 yılları arasında Çevre Bakanlığı Müsteşarı olarak görev yapan Öztürk, böyle bir uygulama için denize 700 bin adet cihaz konulması ve denizin gemi trafiğine kapatılması gerektiğini söylüyor:

“Önce belediyeler, sonra bakanlıklar denizden müsilaj toplamaya başladılar. İşte bu uygulama da onun başka bir versiyonu. Burada devenin kulağıyla, buz dağının görünen yüzüyle uğraşıyorlar. Uğraşmayın, altındakini görün ve atık suları önleyin.”

‘GEREKSİZ FANTEZİLER’

Deniz biyoloğu Dr. Mert Gökalp ise uygulamayı “Gerçek çözümün etrafında gereksiz fanteziler” sözleriyle değerlendiriyor: “Burası ufak bir göl ya da ufak bir sulak alan değil. Marmara küçük bir deniz olsa da bu kadar küçük değil.”

Gökalp, müsilajdan etkilenen ve kimyası bozulan Marmara Denizi’ne oksijen verme işlemi sırasında ortaya çıkabilecek reaksiyonların bilinmediğini belirtiyor:

“Son raporlara göre oksijen miktarı bazı noktalarda 3-4 kat azalmış ve bazı noktalarda ölü alanlar oluşmuş. Hidrojen sülfürün çıktığı, zehirli gazların oluştuğu ölmek üzere olan bir denizden bahsediyoruz. Bu noktaya oksijen verdiğimiz zaman hidrojen sülfürle reaksiyonu ne olacak? Genel olarak dışarıdan yapılan müdahaleler hep zarar vermiştir doğaya.”

Uzmanlara göre 25 milyon kişinin etrafında yaşadığı Marmara Denizi için yapılması gereken, sürecin başından bu yana çok net: Denize organik madde girişini engellemek.

‘NEDEN DENİZE ATIYORUZ, DENİZ ÇÖP KUTUSU MU?

Deniz biyoloğu Mert Gökalp’e göre geçici çözümlerle zaman kaybetmek yerine; endüstriyel, evsel ve zirai atıkların denize verilmesi tamamen durdurulmalı ve sıfır atık uygulamasına geçilmeli: "Hiç kimse sıfır atığı konuşmuyor. Marmara zaten bitmiş vaziyette. Sıfır atıktan başka bir çözüm yok.

Yapılması gereken Marmara Denizi’nde insan etkisini sıfıra indirmek ve deniz kenarında inşaat faaliyetleri, dolgu, kum çalma, doğal alan tahribatı, santral kurulumu gibi uygulamalara son vermektir. Ayrıca atık girişine neden olan sanayi tesislerinin kapısına kilit vurmak, doğru şekilde sistem çalıştırılmayan tesisleri kapatmak ve sorumluları cezalandırmaktır.”

Marmara Denizi’nin bir foseptik çukuru gibi kullanıldığını söyleyen Gökalp, “Yalnızca Marmara değil bütün kıyılar tehlikede. Neden denize atıyoruz, deniz çöp kutusu mu? Ne yapacağını düşünüyoruz, nereye gönderecek bu pisliği?” diye sorarak şöyle devam ediyor:

“Yapmamız gerekenler 70-80 senedir aynı. İstanbul nüfusu 1 milyon olduktan sonra şehirleşme yapılırken kurmamız gereken sistemler vardır.”

İstanbul Kartal'da müsilaj temizleme çalışması.
‘DENİZE GİRMEYİN’

Prof. Dr. Mustafa Öztürk, deniz ekosistemini tahrip eden kirlilik sonucu oluşan müsilajın doğrudan olmasa da çektiği bakterilerle insanlara da zarar verebileceğini vurguluyor. Öztürk, bu nedenle bu sene Marmara’da denize girilmemesi gerektiğini hatırlatıyor. Denize girenlerde hastalık yapıcı mikroplar nedeniyle ishal, ateş, kusma ve göz enfeksiyonu görülebileceğini söylüyor.

‘BELEDİYELER İHALEYE ÇIKMALI’

Belediyelerin bir an önce ileri biyolojik arıtma tesisleri projeleri için ihaleye çıkmaları gerektiğini belirten Öztürk, “Törenlerle vakit öldürmekten vazgeçmeli” diyor ve ekliyor:

“Bu sular arıtılmadığı ve kirlilik geldiği müddetçe bu sorun bitmez. O yüzden Marmara Denizi çevresi acilen hassas alan ilan edilmeli. Çoğu yer hassas alan ama bu her tarafı kapsayacak şekilde yapılmalı. Ayrıca 10 bin metreküp üzerinde olan bütün atık sular online izlemeye alınmalı. Karbon kirliliğini gideren basit arıtma tesisleri acilen 6 ayla bir yıl arasında ileri kademe arıtmaya dönüştürülmeli. Hiç arıtma yapmadan derin deniz deşarjları yapılıyor, bunlar da olağanüstü hallerden yararlanarak iki yıl içerisinde tesislerini ileri kademe arıtmaya dönüştürmeli.”

‘EVSEL ATIKLAR MASUM ALGISI VAR'

20 yıldır ileri biyolojik arıtma sistemleri üzerine çalışan bir firmanın kurucusu olan Hürriyet Necdet Aydoğan, atık sorununun maliyet temelli ele alındığını, çevre ve insan sağlığı boyutunun farkına varılmadığını söylüyor. Aydoğan, ayrıca “Evsel atıkların masum olduğu ve kirlilik yaratmadığı” gibi yanlış bir algının var olduğuna dikkat çekiyor:

“Bizim bugüne kadar en büyük şansımız Marmara’nın altından ve üstünden akıntıların olmasıydı. Marmara Denizi bugüne kadar bizi çok iyi idare etti. Ama bizim bu aymazlığımız ve duyarsızlığımız nedeniyle artık üstümüze kusuyor.

Şöyle düşünebilirsiniz; çayımıza iki şeker atarsak erir, dört şeker atarsak da erir ama 16 ya da 26 şeker atarsak erimez. Şeker orada kalır. Yani siz o kadar besini atarsanız bunlar mutlaka denizin dibinde birikecektir ve organik oldukları için oksijeni tüketecektir. İşte o zaman azot ve fosforun giderilmesi gerektiği meselesi ortaya çıkıyor. O yüzden bu suların arıtılması gerekir.”

'DERİN DENİZ DEŞARJI HALININ ALTINA SÜPÜRMEKTİR'

Bilinç eksikliği, denetimsizlik gibi nedenlerle ileri biyolojik arıtma tesislerinin kurulmasında geç kalındığını söyleyen Aydoğan şöyle devam ediyor: “Marmara gibi bir iç denizde derin deşarj yapılamaz. Bu halının altına süpürmekten başka bir şey değildir. Bir kere derin deşarj dediğiniz çok maliyetlidir. Biraz daha fazla para harcayarak ileri biyolojik arıtma yapabilirsiniz.”

Peki ileri biyolojik arıtma nasıl yapılıyor? Aydoğan, bu soruyu şöyle yanıtlıyor: “Uygun ortam oluşturulur, oksijenle zenginleştirilir ve bakterilerin birbirini yemesi sağlanır. Bundan sonra bakteriler yüzde 90-95 oranında azalır ve bu arıtılan suyu tarım, sanayi gibi başka yerlerde kullanabilirsiniz.”

Kurulum maliyeti ve enerji tüketimi yüksek olduğu için arıtma tesislerinin kurulmadığı durumlarla karşılaştıklarını ifade eden Aydoğan, bu yaklaşımın sürdürülebilir olmadığına dikkat çekiyor. Geçmişe kıyasla ileri biyolojik arıtma tesislerinin yüzde 90’a varan enerji tasarrufuyla çalışabildiğini belirtiyor.