YAZARLAR

Kürt sorunu da yok, barınamayan öğrenci de

Baskıcı yönetimler can sıkıntısından değil, yoksulun hesap sormasını, haksızlığa uğrayanın hak aramasını engellemek için kurulur. Rejimin niteliği bu bölüşüm ilişkisinde belirleniyor. Maden işçisine karşı patronu kollayan alay komutanı ile Kaz Dağları’nı nasıl yağmalayacağını anlatan CEO’nun, onu koruyan mafyacılar ile siyasetin demokratik olanaklarını yok eden iktidar ittifakının oluşturduğu blok elbette baskıcı olacak.

Erdoğan, New York’ta, Kürt sorunu diye bir sorun olmadığını, olanı çözdüklerini söyledi, daha ne desin? Darülaceze Yurt ve Kültürel Tesis Açılışı’nda barınma olanaklarından yoksun öğrencilere “hayatınız yalan” dedi. Kürt sorununu çözdüğü gibi barınma sorununu da çözmemiş miydi Erdoğan yirmi yılda. Türkiye’de olmayan sorunlar bunlar mı sadece? Örneğin hayat pahalılığı sorunu diyor bazı mahfiller, beş hain zincir marketin, fahiş fiyatlara sebep olduğunu neden gizliyorsunuz? Yargı bağımsızlığı diye bir sorundan bahsetmenin kendisi hainlik değil mi, AKP döneminde yargı altın çağını yaşamıyor mu? AİHM mi karar verecek Türkiye’de yargı bağımsızlığı konusunda; lider iki tane haini rehin tutuyor diye yok artık öyle hukuk, demokrasi, kriter, ilke diyerek şahlanışımızı engellemek. Üniversitelerimiz uçuşta, o kadar yükseğe çıktılar ki, faniler bulutlar çekilmeden olan biteni göremiyor. Bulutlar çekilince hâlâ göremediklerini iddia edenler zaten hainler. İfade özgürlüğü öyle bir sınıra ulaştı ki bir kişi dışında herkes ve her şey hakkında istediğini söylemek serbest. 81 milyonda bir kişi nedir ki? CEHAPE dönemini bilmedikleri için, buna sorun diyorlar. O zamanlar hakaret kuyrukları olurdu meydanlarda, insanlar protesto için sokaklara dökülürdü. Şimdi bir kişi görebiliyor musunuz sokaklarda hak isteyen, protesto eden? Çıkan birkaç haine de hakkettiği ceza kesiliyor zaten. İşçi kılığına, köylü kılığına, öğrenci kılığına giren şakilerin zulmüne kurban olacak değil ya bu ülke. İşkenceye uğradığını iddia edenler zaten hain, Türkiye’de işkence problemini Erdoğan çözmedi mi? Bu ne nankörlük, Adam, sıfır tolerans demedi mi? Çıplak arama, karakolda dayak, emniyet binasında askı falan diyenlerin kim olduğunu bilmiyor mu bu aziz millet? Zorla kaybedilenler varmış falan… Olağanüstü hâl sorununu Erdoğan çözdü değil mi, ne çabuk unuttunuz? Şimdi OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’na havale etti, o çözüyor. Yok öyle, komisyon yargı kararına aykırı karar vermiş, Anayasa Mahkemesi kararları onu bağlamıyormuş… Bunların hepsi hikâye, o hikâyenin yazarları, anlatıcıları da hain. Aydınmış, bunlar karanlık, karanlık… Yahu utanmıyorlar, Anayasa Mahkemesi sorununu da Erdoğan çözmedi mi?

Böyle bakınca Erdoğan’ın 2023 ve 2053 vizyonunu anlamamanın kendisi hainlik, mesele basit, 2023’te yine hiçbir sorunumuz olmayacak, 2053’ü bir düşünsenize... 2023 şahlanışının ardından, 2053’te gökte SİHA’lar; yerde 30 yıl boyunca diriliş, kuruluş, şahlanış vs. eğitimlerinden geçerek evindeki tencereyi miğfer, siniyi kalkan yapan aziz milletimiz eşliğinde son seferine Viyana’ya mı çıkar Haşmetmeap? Ahaber canlı yayında verir mi bu kutlu günü? Kutlu doğum haftasının tarihleri yeniden değişir, İstanbul’un fethi tamamlanır peygamber emri yerine getirilir mi? Din, diyanet millet… Sen büyük bir milletsin, büyük düşün…

Okur ironi yaptığımı düşünebilir, keşke haklı olsa. Ama haklı değil, bunlar yeni Türkiye’nin uzun zamandır bizlere reva gördüğü şeyler. Zengine daha fazla zenginliğin, yoksula hamasetin düştüğü rejimin gazetelere yansıyan söylemsel stratejisi bu. Vaat yok, olmayacak. Bu nedenle kiralara güç yetmediğine, yurtların yeterli olmadığına “yalan” diyor Erdoğan. Çünkü iktidarının sorunu gerçekten bu değil. Korkut Boratav’ın bölüşüm ilişkilerinin dönüşümünü vurguladığı değerlendirmeyi okumayan kaldıysa yeniden okusun.(1) İttifakın sermaye lehine aldığı tavır, bu denli derin bir yoksullaşma içinde rejimin niteliğini asıl belirleyen şey. Baskıcı yönetimler can sıkıntısından değil, yoksulun hesap sormasını, haksızlığa uğrayanın hak aramasını engellemek için kurulur. Rejimin niteliği bu bölüşüm ilişkisinde belirleniyor. Maden işçisine karşı patronu kollayan alay komutanı ile Kaz Dağları’nı nasıl yağmalayacağını anlatan CEO’nun, onu koruyan mafyacılar ile siyasetin demokratik olanaklarını yok eden iktidar ittifakının oluşturduğu blok elbette baskıcı olacak. Elbette sürekli bir savaştan, hainlikten bahsederek hamaset yapacak. Toplumun dörtte birinin temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak duruma geldiği ve yarısının yalnızca barınma ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabildiği bir rejim, baskıdan başka neye güvenebilir? Kürt sorununda savaştan başka hangi cümleyi kurabilir? Protesto gösterilerini şiddetle bastırmak, şiddet araçlarını kullanmaktan başka ne yapar? Sokağa çıkan işçiyi de toprağını suyunu savunan köylüyü de, ölüm kalım mücadelesi içindeki kadını da, barınamayan öğrenciyi de hain ilan etmekten başka nasıl bir çözüm üretebilir?

Üretemez, ama umut burada değil.

Umudu görebildiğim iki olgu var. İlki bu hamasetin gittikçe daha fazla kahkaha konusu olması. Otoriteye karşı en güçlü silah olduğunu söylemişti Arendt kahkahanın. Erdoğan’ın sözcüğün siyaset felsefesindeki klasik anlamıyla otoritesini yıkan bir kahkaha uzun zamandır yayılıyor. Sosyal medya sansürünün yasaklamak istediği şeylerden biri bu kahkaha.

İkincisi öfkeyi manipüle edebilecek bir iktidar gücü kalmamış olması. Anketlerin kararsızlar ve tepki oyları olarak gösterdiği şey işte boşlukta duran bu öfke.

Muhalefetin en az ittifak ilişkileri ve buna göre müzakere edilen seçim stratejileri kadar bu iki olguyu dikkate alması, buna dayanması umudu büyütecektir. Devlet terbiyesini bahane ederek kahkahadan korkmadan ve baş edemeyeceğini düşünerek öfkeden çekinmeden sosyal adaletin nasıl sağlanacağı, siyasal eşitliğin ve toplumsal barışın nasıl inşa edileceğini belirleyecek geçiş sürecinin rehberi otoriteyi sarsan kahkaha ve eşit yaşamı çağıran öfke olacak…

1- https://www.gazeteduvar.com.tr/korkut-boratav-ekonomik-kriz-yok-yoksuldan-alip-zengine-veriyorlar-makale-1536232 


Dinçer Demirkent Kimdir?

Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Anayasa Kürsüsü'nden 7 Şubat 2017’de KHK ile ihraç edildi. Doktora derecesini aynı fakülteden, "Türkiye'nin Anayasal Düzeninde Cumhuriyetin İki Kuruluşu ve Dinamik Cumhuriyet Kavramı" başlıklı tezi ile almıştır. Anayasa tarihi, cumhuriyetçilik, kurucu iktidar, siyasal temsil konuları üzerine çalışmalarını sürdürmektedir. Ayrıntı Dergi yayın kurulu üyesidir, İzmirli olup Ankara’da yaşamaktadır.