Kupa gökyüzünde

2022 Dünya Kupası’nın saha içine dair en vaatkâr hikayesi futbola damga vurmuş iki büyük sporcunun, Ronaldo ile Messi’nin, dünya kupalarında belki de son defa sahne alacak olmalarıydı.

Google Haberlere Abone ol

Ekin Kadir Selçuk

Futbol içinde barındırdığı hikayeler ve an’larıyla tüm dünyada milyonların kalplerini hızla attırmaya devam ediyor. Dünya kupaları bu hikayelerin ve ‘an’ların daha da öne çıktığı hatta kuşaklardan kuşaklara aktarıldığı bir olay. 2022 Dünya Kupası da hikayeleri ve ‘an’larıyla hatırlanacak. Önce hikayelerden başlayalım.

Bu hikayelerin ille saha içine ait olması gerekmiyor pek tabii ki. Kupanın ilk ve en büyük hikayesi aslında daha başlamadan bitmişti. Katar’daki statların yapımında yüzlerce göçmen işçi hayatını kaybetmişti. Kupa başlamadan bu duruma çokça dikkat çekildi, futbol dünyasını ışıldatan süperstarların, işçilerin cesetleri üzerinde top koşturacağı vurgulandı haklı olarak. Ama top dönmeye başladığında, oyunun ateşi yayıldığında konu giderek hemen herkesin gündeminden düştü ne yazık ki. Aslında kupanın Katar gibi futbol kültürüne uzak bir ülkede, üstelik tarihte ilk defa kışın oynanması başlı başına bir hikaye, trajik bir hikaye değil miydi? Aslında bu trajik hikayenin taslağını 1994 Dünya Kupası ABD’de oynandığında görmüştü futbolseverler. Öğlen bunaltıcı sıcağın altında, Amerikan futbolu sahalarından devşirme statlarda tarihin en sıkıcı Dünya Kupası’na ve ondan sıkıcı finaline tanıklık ederken.

2022 Dünya Kupası’nın saha içine dair en vaatkâr hikayesi ise futbola gerçekten de inanılmaz bir damga vurmuş iki büyük sporcunun, Ronaldo ile Messi’nin, dünya kupalarında belki de son defa sahne alacak ve birbirlerine karşı boy gösterecek olmalarıydı. “Birbirlerine karşı boy göstermeleri” diyorum, çünkü bu iki sporcu gerçekten kendi içlerinde böyle büyük bir rekabet duygusuyla hareket ediyorlar mıydı bilmiyorum, ama futbol kamuoyu “Ronaldo mu Messi mi” tartışmasını hep zirvede yaşadı. Bu tartışmanın bazen akıldışı yerlere vardığı da oluyordu.  İkisinin de başka başka özelikleriyle sahayı domine etmeleri ve hepsinden önemlisi, disiplinli, tutkulu karakterleri ve mesleklerine gösterdikleri saygıyla gerçek bir sporcu profili çizmeleri kimseye kolay kolay yetmiyordu.   

RONALDO'NUN HİKAYESİ

Belki de sahada olacakları bu son dünya kupasında nasıl performans gösterecekleri merak konusuydu. Ronaldo, Katar’a yaşadığı sorunlarla ve biraz itibarı örselenmiş olarak gelmişti. Turnuvanın hikayesi de onun için hiç iyi geçmedi. Yedek kulübesinden girip sonucu değiştiremediği maç sonucunda takımı Fas’a elenirken turnuvaya gözyaşlarıyla veda etti. Hikayeler kadar anlar da önemlidir. Onun gözyaşı döktüğü an tarihe geçti ve mutlaka ileride kariyeri anlatılırken hatırlanacaktır. Bununla birlikte Ronaldo’nun en acımasız taraftar nezdinde bile ufak da olsa bir mazereti vardı. O en azından ülkesiyle birlikte bir Avrupa Şampiyonası kazanmıştı. Portekiz milli takımının Dünya Kupası’nı daha önce de kazanmadığını düşündüğümüzde kariyerini dünya kupasız bitirmek çok da büyük bir eksi değildi onun için.

MESSİ'NİN HİKAYESİ

Halbuki Messi için durum farklıydı. O, Dünya Kupası finallerinde yer almaya alışmış, kupa kazanmış bir ülkenin oyuncusuydu ve ülkesinin büyük yıldızları altın harflerle yazdırdıkları kariyerlerine mutlaka Dünya Kupası da sığdırmışlardı. (Hatta o kupalarla yapmışlardı asıl sükselerini) Messi için belki de bu son sınavdı. Onun Katar’daki kupa hikayesi hiç de iyi başlamadı aslında. Arjantin ilk maçında S.Arabistan’a yenildiğinde kılıçlar çekilmişti bile. Oysa Arjantin kupayı alamasa da finale kadar gelebildiği 1990 Dünya Kupası’na da 1-0’lık Kamerun mağlubiyetiyle başlamıştı. İtalya yine finale yükseldiği 1994’teki kupada ilk maçını kaybetmişti. Nitekim bu turnuvada Arjantin giderek toparlandı ve finale kadar geldi.

Dün geceki final bittiğinde hikaye ortaya çıkacaktı ama o hikayeyi belki de ‘an’lar yazacaktı. Final maçında 80.dakikaya yaklaştığımızda hikayesi Arjantin için çok güzel ve keyifli, ama “an”ların çok da etkili olmadığı bir sona yaklaşıyorduk. O dakikaya kadar Arjantin’in rakibi Fransa’nın oyununu, 1998 finalinde Fransa’ya karşı 90 dakika hayalet gibi gezinen Brezilya’nınkine benzettiler. Brezilya o finali 3-0 kaybetmişti. Fakat Katar’daki finalin hikayesi oradaki kadar düz ve sakin sonlanmadı. 80’e gelirken bir penaltıyla Fransa durumu 2-1’e getirdi ve biz yeniden futbolda ‘an’ların ne kadar önemli olduğunu anladık. Çünkü 2-1 olunca oyundaki hava birden tamamen değişti, bir iki dakika içinde Fransa bir gol daha buldu. Devamında Fransa’nın öne geçmesi işten bile değildi. Doksan dakika sonunda maç uzatmalara gitti. Kaçan, atılan karşılıklı goller vardı uzatmalarda ama özellikle uzatmaların son dakikasında Fransa’nın kaçırdığı golle, yine mucize bir ‘an’a tanıklık ettik. O gol olsa, Arjantin neredeyse baştan sona üstün götürdüğü maçı, defalarca ellerinin arasına aldığı kupayı rakibine teslim edecekti.

Penaltılar artık her şeyin tamamen ‘an’a, anlık karar ve eylemlere göre belirlendiği sahneler oluyor futbolda. Dünya Kupası tarihinde de böyle ‘büyülü’ çok an var. En çok aklıma geleni söyleyeyim: 1994 Dünya Kupası’nda neredeyse tüm Türkiye’nin sempati beslediği Nijerya, 2.turda İtalya’yı elemek üzereyken uzatmalarda Roberto Baggio takımını ipten almıştı. Baggio sonra attığı gollerle İtalya’yı finale kadar taşımıştı. Ama tekniğiyle, penaltı vuruşlarındaki ustalığıyla ünlü aynı Baggio, final maçında çok çok kötü bir penaltı atmış ve kupa Brezilya’nın olmuştu. Büyük yıldızların final anlarında iyi ya da kötü mutlaka adını duyarız. Baggio’nun adını çok kötü duymuştuk o gün. Fakat dünkü finalde aynı akıbeti Messi yaşamadı. Hem o hem de arkadaşları gereken anda doğru karar ve eylemleriyle kupayı 36 yıl aradan sonra Arjantin’e götürdüler.

ABD 1994-KATAR 2022

Katar 2022’yi, düzenleniş biçimi itibariyle ABD 94’e benzettim, ama oynanan oyunun hikayesi hiç de benzer ve trajik değildi. 1990’dan beri izlediğim Dünya Kupası tarihinin en zevkli turnuvasıydı, final de yine izlediğim en zevkli finaldi. Kupa, yukarıda anlattığım “esas” hikaye dışında elbette başka birçok hikayeyi de barındırdı. Fas’ın yarı final yürüyüşü mesela. Pek çok dünya kupasında bir Afrika ülkesinin sıra dışı işlerine tanıklık etmişizdir. 1994’te Nijerya övgüye değer işler yapmıştı. 2002’de biz eleyene dek Senegal adından söz ettirmişti. 1980 kuşağı Kamerun’u, Roger Milla’yı da hatırlar. (Bu arada Roger Milla, 1994’teki Dünya Kupası’na 42 yaşında gelmişti. 2022’de ise 40 yaşında bir delikanlı terletti milli formasını, büyük sporcu ve elbette Beşiktaş’ın efsanesi deyince akla gelen ilk isimlerden, Atiba Hutchinson) Fas bu kez performans olarak hepsinin üstüne çıktı, üstelik bunu bireysel performansların ötesinde iyi bir sisteme oturtarak başardı. 

'GÖKYÜZÜ'

Hikayeler ve anlar demiştik. Yazının sonunu yine bir ‘an’la bitirelim. Çok eskiye 1990’ın (Arjantin-Almanya) final maçının ardından düzenlenen kupa törenine dönelim. 1986’da neredeyse tek başına aldığı kupayı bu kez finalde kaybettiği rakibine teslim etmek zorunda kalan Maradona’nın gözyaşları aklımda. Maradona kupaya bir daha hiç uzanamadı. 1994’te yaptığı sükseli başlangıcın ardından doping yaptığı gerekçesiyle çok erken evine dönmek zorunda kaldı. Daha sonra teknik direktör olarak şansını denedi ama yine olmadı. 2020’de bu hayattan futbolun en büyük yıldızı olarak kayıp gittiğinde bir bakıma vasiyetini “oğluna”, Messi’ye devretmişti. Dün Messi arkadaşlarıyla birlikte onun vasiyetine uydular ve kupayı ona, gökyüzüne götürdüler. Hem ona, hem de onun kolunda koca bir dövmesi olan bir başka Arjantinliye bu kupaya bakıp keyifle birer puro içmek yakışır. Keşke mümkün olsaydı da o ‘an’ın fotoğrafını çekebilseydik.