Sanat tarihine geçen Uşak halıları yok olacak mı?

Tarihi 15 ve 16. yüzyıllara dayanan, Rönesans sanatçılarının eserlerinde sıkça kullanılan Uşak halısı, günümüzde Uşak Dokur Evi’nde yaşatılmaya çalışılıyor. İlmek yöntemi ve desen motiflerinde başvurulan metaforlar sayesinde ün kazanan Uşak halısının ticareti, bugünün seri üretimi karşısında etkili olamıyor. Dokur Evi’nde çalışan ve dokumacılığı annelerinden öğrenen kadınlar ise ‘dokuma’ kültürünün kendileriyle birlikte kaybolacağını düşünüyor.
Somerset House Konferansı Holbein tip halısı, ressamı bilinmiyor.

Osman Çaklı

UŞAK – Rönesans sanatçılarının tablolarına konu olan Uşak halıları, 15. ve 16. yüzyıllarda Avrupa’da ‘Türk halıları’ olarak kayıtlara geçti. Uşak halısı, Avrupalı sanatçılar ile öylesine özdeşleşti ki halıyı tablolarında resmeden Hans Holbein ve Lotto Lorenzo’nun isimleriyle anılmaya başlandı. Uşak dokuma halı kültürünün yaşatılmaya çalışıldığı ‘Dokur Evi’nde çalışan kadınlar ile Uşak halısının nasıl böylesine bir üne sahip olduğunu ve Uşak’ta halı dokumacılığının bugün ne durumda olduğunu konuştuk.

RÖNESANS SANATÇILARININ TABLOLARINDA İŞLENDİ

Uşak halısının 16 deseni biliniyor. Bunlardan en çok bilinen iki tür, Lotto ve Holbein desenleri. Lotto deseni, dönemin ünlü İtalyan ressamı Lotto Lorenzo’nun eserlerinde Uşak halılarını resmetmesinden ün kazanıp sanatçının ismini almış. Halı üzerinde işlenen ana tema ejderha, kuş ve hayat ağacının motiflerinden oluşuyor. Bu motiflerin bir arada kullanılması “ruhun sonsuzluğu ve ölümsüzlük” anlamına geliyor. Öne çıkan diğer desen, Holbein’in hikâyesi de Lotto deseniyle aynı. Dönemin Alman ressamı Hans Holbein’in tablolarında Uşak halısını sıkça kullanmasından sonra bu tür, sanatçının ismiyle anılmaya başlanıyor. Holbein çeşidinde yer alan motifler ise “yaşamı ve doğurganlığı” ifade ediyor.

Rönesans sanatçılarından Hans Holbein’nin Framy Elçileri tablosunda görülen Uşak halısı.

ÜNÜNÜ KAYBEDEN UŞAK HALISI DOKUR EVİNDE YENİDEN CANLANIYOR

Geçmişten günümüze birçok akademik çalışmaya konu olan Uşak halısı üzerindeki dekorlar, motiflerin sembolize ettiği metaforlar daha birçok araştırmaya konu olabilecek nitelikte. Ancak Uşak halısı aradan geçen zaman içerisinde eski ihtişamını ve ününü bugüne taşıyamadı.

.

Yaklaşık 9 yıldır Dokur Evi’nde sorumlu tekstil mühendisi olarak görev yapan Ayşe Ceren Uçar, “Dokur Evi, geleneksel kültürü sürdürebilmek için kuruldu” diyor. “Halı dokumacılığının kendi yerinde yeniden hayat bulması için başlatılan projeyle yakın tarihte Uşak halıcılığına son 20 yıla göre daha çok sahip çıkılıyor” diyen Uçar, İstihdam edilen kadınların yüzde 90’ının ise daha önce ev hanımı olduğunu anlatıyor. Ayşe Ceren Uçar, Dokur Evi’nde canlandırılmaya çalışılan kültürün en önemli özelliklerinden birisini şu cümle ile aktarıyor: “Burada çalışan kadınlar halı dokumacılığını kendi anne ve anneannelerinden küçük yaşta öğrendi, onların tecrübelerinden yararlanıyoruz.”

.

‘UŞAK HALISI KAPALI DÜĞÜM YÖNTEMİ VE DESENLERİNDEN DOLAYI ÜNLENMİŞTİ’

Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde önem kazanan Uşak halısı için Azerbaycan’dan nakkaşlar getirildiğini söyleyen Ayşe Ceren Uçar, “Uşak’a özgü halılar yeni tarzda dokunmaya başlandı” diyor. Osmanlı’ya gelen elçiler aracılığıyla yurt dışına açılan Uşak halısının, Osmanlı saraylarından, Avrupa şatolarına varıncaya kadar halı olmanın ötesinde bir anlam kazanarak zenginliğin ve ihtişamın temsili haline geldiğini belirten Uçar, halıların ünlenmesini sağlayan nitelikleri şöyle anlatıyor:

“Uşak halısına o dönem bu kadar ün katan özellikler özgün desenleri, renkleri, yün halı olması ve kapalı düğüm sistemi kullanılması… Kapalı düğüm aslında Türk halı dokumacılığında kullanılan yöntemlerden biri olmakla birlikte dokuyan açısından daha çok zahmet demek olsa da halının kalitesini artıran, uzun yıllar dayanıklı olmasını sağlayan bir yöntem.”

Johannes Vermeer’in Müzik Dersi tablosunda Uşak halısı

‘HALI DOKUMAYI İLKOKULDA ANNEMDEN ÖĞRENDİM’

Dokur Evi’nde çalışan kadınlarından olan Şükran Göktuna, baştan sona her şeyin el emeği olduğunu, fabrikasyon hiçbir şeyin olmadığını söylüyor. Göktuna, ilmek atarak halı dokumayı ise, “zahmetli ve sabır isteyen ama bir o kadar da keyif veren bir iş” olarak tanımlıyor.

Yine Dokur Evi’nde çalışan Hacer Budak ise dokumacılığı annesinden öğrenmiş. Annesinin 10-15 yaşına kadar çırağı olan Budak’ın halı dokuma hikâyesi ilkokul yıllarında başlamış. Uşak halısının bugünkü hali ile geçmiş hali arasında tek bir fark olduğunu, o farkın ise kirman kullanılmaması olduğunu söyleyen Budak, “Geri kalan her şey tamamen aynı. Natürel kökboyalarımız, tezgâhlarımız, ilmek atma şeklimiz…”

.

Her ne kadar halı dokumacılığı yeniden canlandırılmaya çalışılsa da Dokur Evi’nde çalışan kadınlar dokumacılığın kendi nesilleriyle birlikte yok olacağını düşünüyor. Budak, “Teknoloji çağında bu kültürün devam etmesi biraz zor, üstelik şimdiki nesil çok sabırsız, bizden sonra bu kültür unutulmaya yüz tutacak. Tarihte kalacak sadece…” diyor.