Salgın günlerinde bağımsız tiyatrolar ne istiyor?

Korona virüsü salgının her alanda etkilerini hissettirdiği bugünlerde perdelerin ne zaman açılacağı sorusu bir yana, perdeler açılana dek hangi tiyatrolar, sinemalar ve konser salonları ayakta kalacak? Bağımsız tiyatrolar bu süreci nasıl yaşıyor ve durumu nasıl tahlil ediyorlar? Geleceğe dair öngörüleri ve temennileri neler? Tiyatrocular Kemal Aydoğan, Şevket Çoruh, Cansu Fırıncı, Damla Özen Kılıçoğlu ve Pınar Yıldırım anlatıyor...

Esin İleri  esinileri@gmail.com

DUVAR – 16 Mart günü, İçişleri Bakanlığı hazırladığı “Coronavirüs Tedbirleri” konulu ek genelgeyi 81 il valiliğine gönderdi ve 17 Mart’tan itibaren tiyatrolar, sinemalar, konser salonları ve gösteri merkezlerinin faaliyetleri süresizce durduruldu. Nisan’da yapılacak olan İstanbul Film Festivali ve sinema filmlerinin gösterim tarihleri bir bir ertelendi, tiyatro oyunları, konserler iptal edildi ve bilet ücretlerinin bir kısmı seyirciye iade edildi.

Dünyaya baktığımızda, Birleşik Krallık sanatçılara yönelik 192 milyon dolarlık bir yardım paketi oluşturdu. Almanya ise sanatçılara ve sanat kurumlarına 9 bin ila 15 bin Euro destek sağlamaya başladı. Kendisi de korona virüse yakalanan Fransa Kültür Bakanı Franck Riester, hükümetin açıkladığı 1 milyar Euro’luk destek paketi kapsamında yazar ve sanatçıların kişi başı 1 500 Euro’luk bir destekten yararlanabileceğini açıkladı.

Peki Türkiye’de neler oluyor? Perdelerin ne zaman açılacağı sorusu bir yana, perdeler açılana dek hangi tiyatrolar, sinemalar ve konser salonları ayakta kalacak? Bağımsız tiyatrolar bu süreci nasıl yaşıyor ve durumu nasıl tahlil ediyorlar. Geleceğe dair öngörüleri ve temennileri neler?

Bunu sorularla yola çıktık ve tiyatrocularla görüştük. Soruşturmamıza katılan Kemal Aydoğan (Moda Sahnesi), Şevket Çoruh (Baba Sahne), Cansu Fırıncı (Oyun Sandalı), Damla Özen Kılıçoğlu (KarmaDrama) ve Pınar Yıldırım (Kadıköy Emek Tiyatrosu) mevcut süreci ve taleplerini anlattılar.

‘MÜLK SAHİBİ ÇIK DERSE ÇIKACAĞIZ’

Tiyatrolara kapatma kararı belirsizlikle geldi. Var olmak ve var kalmak için bin bir zorlukla mücadele edilen kültür sanat ortamında, kendilerini ancak idame ettiren bağımsız tiyatroların durumu pek parlak değil. Zaten salgın nedeniyle olağanüstü bir durum yaşanan şu günlerde, perdelerin indirilme sürecini tiyatro emekçileri nasıl karşıladı?

Şevket Çoruh (Baba Sahne): Çok başarılı oyunların ve prodüksiyonların olduğu, gelecek konusunda da bize çok ümit veren bir dönemden geçiyorduk ama bütün kaleler yıkıldı birden. Ne zaman açılacağımız, borçlarımızı vergilerimizi nasıl ödeyeceğimiz belirsiz. Zaten Türkiye’de sahne sanatları ve tiyatro yapmak sürekli karantinada yaşamak demek. Çünkü en ekonomik şekilde, en olabilecek şekilde yapmanız gerekiyor.

Tiyatro zaten zor yapılan bir şey. Bir de dünyayı sarsan bir durum gelince tiyatrocu bir çok arkadaşımızla zor durumda kaldık. Çalışan arkadaşlarımızı düşünmek zorundayız. Biz aslında küçük esnaf dediğimiz, butik tiyatroları olan birçok sahne, sigortalı çalışanları, oyuncuları, gişecisi, yer göstericisi, müdürleri vesairesi, tiyatroyu oluşturması gereken bütün elamanlarıyla bir arada çalışan, tek geliri gişe olan tiyatrolarız.

Ve birden bire verilen bir karar var. Elbette ki kapatılmalıydı ama ilk tedbir olarak bunu almaları gösteriyor ki tiyatroların mikrop yuvası, dünyanın en tehlikeli virüslerinin bulunduğu yerler olarak görüldüğünü anladık. Çünkü ilk önce 40 bin kişilik statlar, 10 bin kişilik kapalı salonlar yerine tiyatrolar kapatıldı. Halk sağlığı biz sanatçılar için çok önemlidir, hiçbir sözümüz yok, ama neden önce bunun yapıldığı bizim için bir soru işareti.

Kemal Aydoğan: Sıfır gelir ve kocaman bir gider meblağı boynumuza bindi. Kiralar ödenemiyor, vergi, sigorta ödenemiyor, elektrik, su ödenemiyor. Mayıs ayında da benzer bir tablo olursa borçlarımız katlanarak çoğalacak. Hele ki salgının daha da uzayacağına dair senaryolar gerçek olursa “kendi yağımız” kalmadığı için kavrulmamız da mümkün olmayacak.

Kemal Aydoğan (Moda Sahnesi): Rutin tiyatro programımızı sürdürürken aniden geldi kapatılma kararı. Hiçbir hazırlığımız yoktu. Moda Sahnesi’nde aylık 50-60 arası oyun, konser, gösteri ayda 30’a yakın seminer ve her gün normal seans düzeniyle film gösteren sinema salonunun tüm etkinlikleri iptal oldu. Oyun ve gösterilerin birçoğuna biletlerin büyük bölümü satılmıştı. Ekonomik olarak bu bir felaket. Elde etmeyi beklediğimiz tüm geliri kullanamaz olduk. Oyunları mayıs ayına erteledik. Biletlerin %50’sini iade ettik.

Sıfır gelir ve kocaman bir gider meblağı boynumuza bindi. Kiralar ödenemiyor, vergi, sigorta ödenemiyor, elektrik, su ödenemiyor. Mayıs ayında da benzer bir tablo olursa borçlarımız katlanarak çoğalacak. Hele ki salgının daha da uzayacağına dair senaryolar gerçek olursa “kendi yağımız” kalmadığı için kavrulmamız da mümkün olmayacak.

Şu an için sigortalı çalışanlar devletin verdiği maaşın %60 oranına denk düşen maaş desteğinden faydalanacaklar. Oyuncular, tasarımcılar, yönetmenler gibi ikinci bir işi olmayan yaratıcı insanların hiçbir güvencesi yok. Sokağa çıkamadığımız için bekliyoruz. Bu krizden çıkış için çözümler üzerine kafa yoruyoruz.

Pınar Yıldırım (Kadıköy Emek Tiyatrosu): Süreci evde ne halt edeceğimizi düşünerek geçiriyoruz. 13 Mart itibariyle Kadıköy Emek Tiyatrosu’nu kapattık. Mart ayının kirasını ödemiştik. Nisan-Mayıs-Haziran ayları için yapılacak bir şey yok. Mülk sahibi çık derse çıkacağız.

Üç ay için kenarda birikmiş 40 bin liram olsa canım feda. Bu sadece kendi sahnemiz için geçerli bir rakam. Moda Sahnesi, Baba Sahne, Oyun Atölyesi gibi büyük sahnelerin zararı 2-3 katı maalesef. Keza bunu ödeyebilsek dahi önümüz yaz. Sezonun 7 ayı çalışmadan ödeme bekleniliyor demek bu. Dört ay kapalı mekânlara kira öderken şimdi bu rakam ikiye katlanıyor.

Bu konuştuğumuz rakamlar sadece mekânlar için geçerli ya içindekiler? 7 ay işsiz kalacak tiyatro emekçileri nasıl yaşamlarını sürdürebilecek? Karamsar olmak istemiyorum ama şu çok açık ki “biz bize yetemeyiz”. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok, eğer devlet yardımı olmazsa önümüzdeki sezon mekânlı tiyatroların birçoğu kapanacak.

Damla Özen Kılıçoğlu: Deneyimle değil içgüdüsel olarak hayatta kalmaya çalışıyoruz.

Damla Özen Kılıçoğlu (KarmaDrama): Biz mahalle tiyatrosuyuz. Genelgeyle kapandık. Bir hafta sonra Oyucular Sendikası aracılığıyla bize ulaşıldı, bilgi istendi, bir künye çıkardık, yolladık, iki hafta geçti hala haber bekliyoruz. Bir yandan da krizle baş etme yöntemine bakınca bir şey beklemeyecek gibi duruyoruz. Bu Mart sonu oldu, şimdilik Nisan sonuna kadar kapalıyız ama ne kadar sürecek bilmiyoruz. Kapanma sonrası ilk kiramızı Nisan’da ödememiz gerekiyor. Öteleyerek mi gideceğiz, Mayıs’ta açmak uzak ihtimal, belki Haziran’a açarız ve seyirci bizi unutmasın diye paylaşımlar yapıyoruz. Ama bunlar iyimser tahliller.

Biz tiyatromuza gidemiyoruz. Evde de internet olmadığı için online ders ya da okuma tiyatrosu tercih ettiğimiz bir şey değil. Örneğin Cirque du Soleil 4-5 kamerayla çekilmiş arşivini açtı. Bizim bunu var etmemiz gerçekçi değil. Profesyonel olmayan çekimle tiyatro koymayı da yakışıklı bulmuyoruz. Biz manuel kalmayı tercih ederek sanat yapan insanlarız.

Yeryüzünde şu anda yaşayanların çoğu salgın ve büyük savaş deneyimlemedi. Bu yalnızca distopik filmlerde gördüğümüz bir süreçti. Deneyimle değil içgüdüsel olarak hayatta kalmaya çalışıyoruz. Ne yaparız diye düşünüyoruz. Belki seyirci sayısını düşürüp oyun sayısını artırabiliriz.

‘İNSANI SINIFSIZ VE SÖMÜRÜSÜZ MÜ DÜŞÜNECEĞİZ?’

Cansu Fırıncı (Oyun Sandalı): Hangi tiyatro ve hangi insandan bahsediyoruz? İnsanı sınıfsız ve sömürüsüz mü düşüneceğiz? Türkiye’de parçalı bir görüntü, gerçek bir fark var. Bir taraftan sermaye eliyle yapılan bir müdahale söz konusu. Zorlu ve Uniq gibi yerlerde de Brecht oynanıyor ama biletler 250-300 lira. Dolayısıyla onlar halka kapalı yerler, alım gücü yetmeyenin gidemeyeceği yerler. İkinci olarak kamu fonlarıyla sanat üreten Şehir ve Devlet Tiyatroları var.

Biz ise ne devlet ne de sermayeye bağlıyız ama onlarla aynı ligdeyiz! Biz de onlar gibi %18 KDV ödüyoruz, ama salonumuzu sermaye sağlamıyor. Bizim, yani bağımsız tiyatrolar arasında da farklar var. Salon sahibi olanlar ve borç ödeyenler var. Kiracı olup televizyondan para kazananlar var. Ya da kiracı olup tek geliri tiyatro olanlar var aramızda.

Bir kere biz 12 değil 15 kira ödüyoruz. Tiyatro sezonu 6-7 aydır ama biz yılda 15 ay kira veriyoruz çünkü 3 aylık kira da stopaja gidiyor. Ramazan’da mesela seyirci %30’a düşer, resmi tatiller hafta sonuyla birleştirilir, İstanbul boşalır. Ama personel var, SGK ödenecek, elektrik, su, doğal gaz faturasını zaten ticari mekân üzerinden hanelerin 4-4.5 katı olarak ödüyoruz. Tahmin edersiniz, özel ışıklar nedeniyle elektrik de çok sarf ediliyor. Salonların bakımı var, ampul değiştirilir, koltuk kırılır, bir de tabii ki rutin giderler var.

Cansu Fırıncı: Bir tiyatronun aylık masrafı 40-45 bin lira olarak düşünürseniz, Temmuz sonuna kadar 160 bin lira yapar. Kadıköy Belediyesi ve İBB belki ortak bir karar alıp uygulayabilir. Kira, elektrik, doğalgaz ve emekçilerin maaşını Kültür Bakanlığı üstlenmeli.

‘TİYATROCULAR ÖRGÜTLENMELİ, MESLEK TANIMIMIZ YOK’ 

Hükümetin birkaç hafta içinde sanatçılara ve kültür sektörüne yönelik bir program açıklayacağı söyleniyor. Geliri az gideri çok tiyatrolarda perdenin açık kalmasını sağlayacak şey öncelikle devletin sorumluluklarını yerine getirmesi. İlk başta da tiyatro emekçilerinin meslek tanımının yapılması gerekiyor. Tiyatro emekçilerinin bu sürece dair beklentileri ve istekleri neler? 

Cansu Fırıncı: Tiyatrocular bir araya gelmeli ve gerçek bir örgütlenme ortaya çıkmalı. Meslek tanımımız yok. Yasal bir tanımlama sağlanmalı. Yoksa her krizde bu sorunlarla yeniden boğuşacağız. Biz yevmiyeli çalışıyoruz. Tiyatronun ticari olmadığının altı kalın kalın çizilmeli artık. Anayasa’da yazıyor, devlet sanatı ve sanatçıyı korur kollar diye. Devlet buna mükellef. Bize ticari işletme muamelesi yapmamalı.

Belediyelerin imkânları kısıtlı, süreç düzelince yaparız diyorlar ama buna salonlar dayanamaz. Bir tiyatronun aylık masrafı 40-45 bin lira olarak düşünürseniz, Temmuz sonuna kadar 160 bin lira yapar. Kadıköy Belediyesi ve İBB belki ortak bir karar alıp uygulayabilir. Kira, elektrik, doğalgaz ve emekçilerin maaşını Kültür Bakanlığı üstlenmeli.

Örgütlülük denemelerimiz oldu ama kısa erimli ve verimsizdi. AKP ile meslek birlikleri etkisizleştirildi. Tiyatrocular bir araya gelip konuşmakta zorluk çekiyor. Örneğin Kadıköy Tiyatrolar Platformu var, dönem dönem 60-80 tiyatro katıldı, ama tüzel bir kişiliği yok.

‘YEREL YÖNETİMLER TİYATROLARIN MEKANSAL TANIMINI YAPMALI’

Damla Özen Kılıçoğlu: Maliye’ye stopaj, KDV, muhtasar ödüyoruz. Çöp ve tabela gibi vergilere de yerel yönetime. Belki bunlar ertelenebilir. Çünkü hazırlıksız bir şeyle kaşı karşıyayız.

Salgından önceki taleplerimiz baki. Yerel yönetimler bağımsız tiyatroların mekânsal tanımını yapmalı. Bu meslek tanımının meclisten çıkmayacağını gördük çünkü bunun için İmar Yasası’nın değiştirilmesi lazım. Bu da bu iktidarla mümkün değil. Baksanıza, en yoğun devam eden sektör inşaat. Mekânsal tanım seni, mekânı, seyirciyi korur. Yoksa bugün CHP, yarın Şeftali Partisi gelir, seni kapıyorum mekân tanımlı olmadığı için der. Maliye Bakanlığı bize ofis olarak bakıyor ama biz orayı sahne olarak kullanıyoruz.

Bu sürecin sonunda da insanların elinde para olmalı. Biz ekmek değiliz, su değiliz. Bir B planımız yok, elimizden geleni yapacağız, ne yapabileceğimizi de pek bilmiyoruz. Biraz da kervan yolda düzülecek. Tiyatroda sezon yok desek de seyircinin geleneği var : Ekim’de perde açıp Mayıs’ta bitirmek. Bunu kırmak istesek de alışkanlık var. İster istemez yazları zor geçiriyorduk, zaten ödeneklerin öne çekilmesini talep ediyorduk. Biz 3. dünya ülkesi olarak biraz pazarcı gibiyiz, gündelik çalışıyoruz. Dolayısıyla beklentimiz çok büyük değil.

Kemal Aydoğan: Şu aşamada bize net bir destek bildiren olmadı. Kültür Bakanlığı’nın özel tiyatroları kapsayan bir destek paketinin hazırlığı içinde olduğunu biliyoruz. 1 hafta 10 güne sonuçlanır diye ümit ediyoruz. Bu paketin oluşmasında Kadıköy Tiyatro Platformu, Tiyatro Kooperatifi ve Oyuncular Sendikasının fikirleri yol gösterici oldu. Bakanlık yetkilileri bu önerileri, fikirleri dikkate aldılar. Bu tutumları ilerleyen günlerde bağımsız tiyatro; kamusal tiyatro modelleri üzerine ortak çalışma yapabileceğimiz anlamına da geliyor diye ümit sahibiyim. Belki de yıllardır yapılamayan bağımsız tiyatroların modellemesi yapılır hatta yasalaşır.

Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ne yazık ki sınıfta kaldılar. Salonların hijyenik koşullara kavuşturulması konusunda destek istendi krizin ilk günlerinde, ancak doğru dürüst yanıt bile alamadık. Bırakın bunları, usulen bir telefon görüşmesi gerçekleştirilip içinde olduğumuz durumun bilgisi alınmadı. Bazen yöneticilerin tavırlarına akıl sır erdirmek mümkün olamıyor ne yazık ki. Bir bildikleri vardır diyeceğim ama sanki öyle bir bilinen bir bilgi de yok kültür ve sanat konusunda.

Şevket Çoruh: Devletin ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bizi düşüneceği ve bir karar vereceğine dair hiçbirimizin bir fikri yok. Zaten şu ana dek devletten yardım almamış tiyatrolarız biz. Kendi yağımızda kavrulan, devlet desteği beklemeden işini yapmış, zaten böyle bir destek görmemiş tiyatrolarız. Karamsar bir tablo var karşımızda.

Ama tüm bunları bilerek bu işi yapan insanlar olarak, tüm bunlara katlanmak gerektiğini bilerek başlamıştık zaten. Bu da tuzu, biberi oldu. Yaşayacağız, atlatacağız, yine beraber birbirimize sarılacağız, çünkü tiyatro ekibimiz, oyuncu arkadaşlarımız, perdesini açan, bizim tiyatroda konuk olarak oynayan oyunlarla beraber kaldığımız yerden devam edeceğiz. Ama bir çok tiyatro açan oyuncu arkadaşımız bu durumdan çok yaralar alacak. Gerçekten her birinin ne yapacağını hayatlarına nasıl devam edeceğini düşünüyoruz kara kara. Bu karantina döneminde hepimiz düşünüyoruz, ve açıkçası bir çıkar yol bulamıyoruz.

Pınar Yıldırım: Kapanmaların ardından tüm platformlarda ne yapabileceğimiz üzerine oturumlar yapıldı. Kadıköy Tiyatroları Platformu, Tiyatro Kooperatifi vb. oluşumlarda önergeler yazıldı, çizildi. Türkiye genelinde online toplantı yapılıp tüm önergeler toplandı ve bakanla toplantıya gidildi. Biz dört tiyatro taleplerimizi 12 maddeyle belirledik. (*)

‘HALKIN TALEPLERİNİ YİNE HALKTAN İSTEYEN BİR HÜKÜMET VAR KARŞIMIZDA’ 

Bağımsız tiyatroları gelecekte ne bekliyor? Hükümetin IBAN numarası yollayarak yardım istemesi kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Dolayısıyla beklentiler düşük. Buna rağmen tiyatrocular karamsar ama umutsuz değil. Tiyatro emekçilerinin, kısa ve uzun vadede tiyatro dünyası hakkındaki öngörüleri neler?

Kemal Aydoğan: Eğer salgın biraz daha uzarsa bu yaklaşık 7 ay çalışmadan geçen bir sezon demek. Bunun ekonomik yükünü bir özel tiyatronun yüklenebilmesi mümkün değil. Salonu olan çoğu özel tiyatro kapanma tehlikesiyle baş başa kalır.

Eğer Kültür ve Turizm Bakanlığı yeterli bir destek paketi açıklarsa yeni sezonda tekrar faaliyete başlayabiliriz. Ancak bu sefer de seyircinin tekrar salonlara döndürülmesi gerekecek. Bir yandan salgının yarattığı travma, bir yandan ekonomik kriz tiyatrolar için bir seyirci sorununun kapıda beklediğinin işaretleri.

Bunların bertaraf edilebilmesi “bağımsız tiyatro” ya da “kamusal tiyatro” adıyla tanımlayacağımız yeni bir tiyatro modelinin yapılandırılması ve yasalaşmasından geçiyor. Böylece şimdi özel tiyatro diye bilinen bizim “bağımsız tiyatro” ya da “kamusal tiyatro” demeyi tercih ettiğimiz birim ekonomik olarak kamusal kaynakları kullanabilir hale gelecek, krizlerden daha az hasar görerek yaşamına devam edebilecek.

Şevket Çoruh: Halkın taleplerini yine halktan isteyen bir hükümet var karşımızda. Yani neyi talep edebiliriz ki? Bu paradoksun içinde ne söyleyebiliriz? Halktan yardım toplayıp halka geri vereceğini söyleyen bir hükümet var ortada.

Şevket Çoruh: Halkın taleplerini yine halktan isteyen bir hükümet var karşımızda. Yani neyi talep edebiliriz ki? Bu paradoksun içinde ne söyleyebiliriz? Halktan yardım toplayıp halka geri vereceğini söyleyen bir hükümet var ortada. Biz kültür sanat yapan insanlarız. Zaten ekonominin en zayıf halkasıyız, en kolay vazgeçilecek olanız. O yüzden çok umutlu değilim ama bizi şaşırtacak, umut verecek bir açıklamaları olursa, bize bir bütçe ayırıp yalnız tiyatroların değil, konser ve gösteri merkezlerinin da ayakta kalmasını sağlarlarsa bir umut ışığı olur.

Ama dediğim gibi, hiç umudumuz yok şu anda. Gerçekten beklentimiz yok. Nedeni de çok açık, şimdiye kadar destek görmemişiz. Ben Baba Sahne olarak söylüyorum bunu, zaten destek görmemiş bir tiyatroyuz.

Damla Özen Kılıçoğlu: Buradan ders alıp bir daha olduğunda, salgın, yani deprem gibi doğal bir süreç olduğunda, ne yapabiliriz üzerine bir kurul kurmalıyız. Tiyatromuzu açabilirsek iyi. Açamazsak belki insanların dikiş makineleriyle geldiği, maske dikilen bir alana dönüşecek tiyatromuz. Hayatla akacağız, evrileceğiz, göreceğiz.

Diğer taraftan 2 bin 500 yıldır kurallara sığmayan tiyatroyu tanımlamak zor. Bu konuda ilk ve son kanun Devlet Tiyatroları kurulurken yapılmış ve hiç güncellenmemiş. Bu bizi şuna mahkûm ediyor, ancak AKM gibiysen tiyatrosun diyor. Ama İtalyan sahneler dediğimiz kapalı mekândan önce Efes gibi meydan tiyatroları vardı, amfi tiyatrodan İtalyan sahneye, kapalı mekâna geçildi. Sonra 70’lerde boş alana geçildi. Ne zaman sayı çoğaldı, bu tanıma ihtiyacımız olduğu ortaya çıtı. Tanım olmalı çünkü aksi taktirde hak arayamayız. Hak arayışı yok ise bir kişinin dudaklarının arasındayız. Örgütlenmenin önemi burada ortaya çıkıyor.

Cansu Fırıncı: Bakanlık, tiyatrolar için fon miktarı artacak, ödeme Temmuz’a çekilecek dedi ama 4 ay ne olacak ? Sahneler kapandı, oyunlar oynanamaz. Ayrıca bakanlığın desteğinde şeffaflık yok, tiyatroların değil şirketlerin ismi yazıyor bakanlığın listesinde. Bizim endişemiz bu vesileyle yandaş oluşumlara bu destek fonundan para aktarılması.

Pınar Yıldırım: Devletin başı IBAN verip bizden para isteyince, bu taleplerimize uzun uzun bakıp derin bir nefes alıp, sen yine de umudunu kaybetme Pınar diyorum. Ha bu arada Kadıköy Belediye Başkanı bir destek, öneri, yanınızdayız söyleminde bulunduysa 9 yıldır Kadıköy’de tiyatrosu olan biri olarak ben duymadım, bilmiyorum.

Kadıköy Tiyatroları Platformu olarak karantina günlerinde alternatif 27 Mart Dünya Tiyatro Bildirisi’ni birlikte okuduk. Orada da üstüne basa basa belirttiğimiz gibi ‘Ne ilk, ne son kez diriliyor Tiyatro’.

Pınar Yıldırım: Kapanmaların ardından tüm platformlarda ne yapabileceğimiz üzerine oturumlar yapıldı. Kadıköy Tiyatroları Platformu, Tiyatro Kooperatifi vb. oluşumlarda önergeler yazıldı, çizildi. Türkiye genelinde online toplantı yapılıp tüm önergeler toplandı ve bakanla toplantıya gidildi. Biz dört tiyatro taleplerimizi 12 maddeyle belirledik. (*)

Pınar Yıldırım’ın bahsettiği 12 talep (*)

  • Tiyatro biletlerinden KDV’nin tamamen kaldırılması.
  •  Salonlu bağımsız tiyatroların kira ve kira stopajlarının 2019-2020 sezonu sonuna kadar bakanlık tarafından ödenmesi.
  • Salonlu bağımsız tiyatroların elektrik, su, doğalgaz ödemelerinin 2019-2020 sezonu sonuna kadar durdurulması veya bakanlık tarafından ödenmesi.
  • Tüm bağımsız tiyatroların maaşlı personelinin maaşlarının (Asgari ücret tutarı kadarının) 2020 Ekim ayına kadar bakanlık tarafından ödenmesi.
  • Her tür vergiden (KDV, stopaj, damga, gelir) 2019-2020 sezonu sonuna kadar tüm bağımsız tiyatroların muaf tutulması.
  • Tüm bağımsız tiyatroların vergi ve SSK borçlarının silinmesi veya yeniden yapılandırılarak ödemelerin 2021 Ocak ayına kadar ertelenmesi.
    Salon tahsisleri: 
  • Devlet Tiyatrosu sahnelerinin tatil günü olan Pazartesi ve Salı günlerinin 2020 Ekim ayı itibariyle tüm bağımsız tiyatrolara ücretsiz tahsis edilmesi. Yine aynı sahnelerin tatil dönemi olan Mayıs ve Haziran aylarındaki boş günlerinin ücretsiz tahsisinin sağlanması.
  • Salgın nedeniyle tiyatro sezonunu erken kapatmak zorunda kalan tüm bağımsız tiyatroların –virüsün kontrol altına alınıp sosyal yaşamın normalleşmesi halinde – bu kayıplarını telafi etmek üzere Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında açık hava sahnelerini kullanmasına yönelik çalışmalar yapılması. Bu sahnelerin ücretsiz tahsisinin sağlanması. Ses ve ışık gibi teknik kurulumun bakanlık tarafından karşılanması.
    Devlet desteği:
  • 2018 -2019 tiyatro sezonunda bakanlık yardımı almış tiyatroların ilgili yönetmelikteki oyun sayısını (20 + 1) tutturmaları son gelişmelerden dolayı mümkün görünmemektedir. Oyun sayısının “ne kadar oynadıysa o” olarak kabul edilmesi.
  • Her yıl verilen bakanlık yardım miktarının Devlet Tiyatroları’nın yıllık bütçesinin %20’si oranına yükseltilmesi ve bu oranın korunmasının güvence altına alınması.
  • Bu yıla mahsus olmak üzere bakanlık yardımına başvuru yapacak tiyatroların vergi ve SSK pirim borcunun olmaması şartının kaldırılması. O borçların yardım sonrası nasıl ödeneceğinin planlanması.
  •  Yine bu yıla mahsus olmak üzere bakanlık yardımı başvurularının ve ödemelerinin erkene çekilmesi. Ödemeler en geç Ağustos ayında yapılmak üzere bir düzenlemeye gidilmesi.