Kalbine mikrofon tut, tüm şehir korksun!

Doğan Duru ilk solo albümü Epoch'ta dinleyiciyi bir hakikate inandırıyor… Aşkın, insanı nasıl bir vahşetin içine sürüklediğini, kendi kendisinin çözümsüz bir bilmecesine dönüştürdüğünü, kirlenen ruhun, renkli reçetelerle nasıl da kangrene evrildiğini, boşlukta salınmanın da öfkeye dahil olduğunu, her perdenin saklandığı bir pencerenin varlığını, havasız bir evin griye çalan duvarlarını ve yalnızlığın o tarifsiz kudretini en gerçekçi haliyle anlatıyor. Mikrofonu kalbine koyuyor ve tüm şehre sesleniyor: Keyifli bir gün için…

Anıl Mert Özsoy  aozsoy@gazeteduvar.com.tr

Amerikan protest müziğinin en önemli temsilcilerinden Bob Dylan, 2016 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görüldüğünde tüm kamuoyunda tartışmalara yol açtı. Ödülün Dylan’a verilmesi aslında bir eşik atlamasıydı. Çoğu kimsenin edebiyatın salt kurgu metinler ekseninde şekillendiğini düşünürken şarkının toplumsal ve bireysel etkisinin, kültür taşıyıcılığında ve ortak hafıza oluşturmadaki önemini atladığını düşünmüştüm. Bu noktada Bob Dylan’ın gerek çağına gerekse kültürel geçmişe dair yarattığı entelektüel emek nasıl yok sayılabilirdi? 2000’li yıllara geldiğimizde yaşadığımız topraklarda bu üretim süreci nasıl ilerliyordu? Kendi gerçekliğini tanıyıp sezgileri güçlü, soğukkanlı bir sanatsal süzgeç ve insan olmanın erdemini ve vicdanını bu zamanlarda her şeyin önünde tutabilen kaç sanatçı, yukarıda bahsini ettiğim sanatsal üretime girişme cüreti göstermişti?

Bu soruların yanıtını 2005 yılında ilk albümleri 50/50 ile dinleyicilerle buluşan Redd ve solistleri Doğan Duru’da aramak yerinde olacaktır. O günlerden bugünlere üretimlerinde toplumun sesini unutmadan, birey olabilmenin politik ve mühim bir mesele olduğunu da heybelerinden eksik etmeden ilerleyen Redd birbiri ardına yayınladıkları albümlerle gösteriyordu. Aynı zamanda tekrara düşmemeyi beceren, yeni tarzlara ve seslere açık olan ve bunları denemekten çekinmeyen grubun en öne çıktığı nokta hiç şüphesiz ki şarkı sözleri oldu. Türkiye gibi toplumun her kesiminin hak ihlallerine maruz kaldığı, artık özgür ve yalnız olamadığı, -birileri bizi hep izliyor, bu kaosa değil; mücadeleye çağrı- coğrafyada sözünü sakınmadan fakat üstenci, duyarsız bir bencilliğin tam karşısında, birey olarak varoluşunu ve kimliğini savunan ‘insan’ı anlatmayı estetik değerleri de göz ardı etmeden ortaya koyması Redd’in önemli bir başarısı olarak müzikseverlerin de haklı ilgisini çekti.

50/50’DEN BUGÜNE…

Redd gittikçe yerini sağlamlaştırırken geçtiğimiz günlerde grubun solisti Doğan Duru ilk kişisel albümü Epoch’u yayınladı. Albümde yer alan 11 şarkının da söz ve müzikleri Duru’ya ait. Epoch’un enstrüman kayıtlarında Duru’nun imzasının yanı sıra aynı zamanda Redd’in de davulcusu olan Berke Özgümüş’ün adını görüyoruz. Peki Epoch’u diğer Redd albümlerinden ayıran ve Doğan Duru’nun yalnız başına bir albüm yapmasına neden olan durumlar neler? İlk elden şunu söylemekte fayda var: Epoch, Redd dinleyicisini şaşırtacak bir albüm değil. Yine her zamanki estetik kalite ve bir derdi çekinmeden dile getirme düsturu bu albümde de başat gidiyor. Bu noktada bir şüphe yok. Fakat Telved Litak gibi bir şarkıya çekinmeden imza atan Redd’in aksine daha yalnız bir anlatıcıyla karşı karşıyayız. Albümün esas özelliği kendini buradan devşiriyor. Doğan Duru’nun birey olarak dünyayla, aşkla, yaşamla kurduğu ilişkiyi net bir biçimde görüyoruz. Özellikle son yıllarda sıkışıp kalan bireyin yaşadığı çağı anlama çabası olarak okunabilir Epoch… Buradaki en önemli meseleyse içinde yaşamak zorunda kaldığımız ve yırtıp atmaya çalıştığımız çağın içinde giderek örgütsüz, güvencesiz, dayanışmadan koparılmış bireyler yaratma derdindeki sistem içinde özsaygını ve varlığını inşa etme çabası. Duru, Epoch’ta sözü buraya getiriyor. Kendi ütopyasını, öfkesini, içinde bulunduğu ruh hallerini çekinmeden dinleyiciye sunuyor ve bunu yaparken yalnızca kelimelere ve notalara inanıyor.

HİKAYEYE SIĞINMAK…

Kişinin kendi karanlığını idrak etmesi, bununla yaşamayı öğrenmesi elbette tahayyül ettiğimizden daha zordur. Bu noktada kendi hikayesine sığınıp anlatabilmesi ise eminim büyük bir olgunluk ve düşünme, sorgulama sürecinin sonucudur. Duru’nun Epoch’ta bu düşünsel mücadeleye giriştiğini ve kendi hikayesini korkmadan anlattığını görüyoruz. Redd olarak imza attıkları 21 albümündeki -çok kıymetli bir konsept albümdür- hikaye anlatıcılığını Epoch’ta da sürdürdüğünü ve bunu kelimelerin tüm efsunlu formlarını yine bir o kadar olağanüstü olan müziğe yoldaş ettiğini daha ilk anda hissediyoruz. Hissediyoruz, çünkü Duru, Türkiye rock tarihinin en özneleşmiş seslerinden birine sahip ve duygu aktarımı noktasında -buna öfke de, buna aşk acısı da, bu varoluş sancısı da dahil- özel bir yeteneğe sahip…

Yine geride bıraktığımız yıllarda müziğin mekan ve alıcı değiştirmesiyle de doğru orantılı olarak ortaya çıkan kent ozanlığı kavramının önemli taşıyıcılarından biri olarak gördüğüm ve sınıf çelişkisinin, eskinin daha korunaklı bir alanı olan orta-üst ve kentli kesiminin derdi olduğu ve anlatmak istediği bir hikayeyi ortaya çıkardığı günlerde Duru’nun bunu layığıyla yaptığını ve ortak hafızada önemli bir ses olduğu ortada bir gerçek…

HİKAYE ANLATICILIĞI…

Epoch’ta yine dinleyiciyi şaşırtmayacağını düşündüğüm bir başka durum da ortak bir üslup ve müzikal anlayışla yan yana gelmiş şarkıların hizmet ettiği nokta: hikaye anlatıcılığı… Stanislaw Lem’in kıymetli eseri Mükemmel Boşluk’u albüm ismi olarak kullanarak edebiyatla yakın ilişkide olduklarını ortaya koyan Redd’ten de aşina olduğumuz tavır Duru’nun yeni şarkılarında da kendisini ciddi anlamda hissettiriyor. Klasik biçimlerden sıyrılan, bugünün anlayışını yine bugüne özel biçimsellikle aktarma çabasının ilk uğrak noktası belli ki edebiyat… ve yine ısrarla söylemek gerekir ki Duru iyi bir hikaye anlatıcısı; ne zamandan kopuyor, ne de zamana yenilmeye niyetli…

Kasvetli, karanlık, rutubetli, motel odalarında kendi sesine çarpan fakat perdenin arkasında sinik bir vaziyette mırıldanma gafletine ve vasatlığına da en baştan savaş açan, sese, kelimeye, yaşadığı dünyaya, göğsünde büyüyen acıya, hatalarına ve hikayesine sahip çıkan bir ‘kentli adamın’ sorgulayan ve kendini artık tanıdığını haykırmak için sazı eline aldığı Epoch’ta geçmiş albümlere yapılan göndermelerle de karşılaşmak mümkün. Albümde yer alan Mikrofon, yine bir Redd şarkısı olan Her Neyse’yi içine alarak hikayenin aslında hiç durmadan akıp gittiğine vurgu yapıyor.

İMGESEL ANLATIM VE MELODİK ALTYAPI…

Bir noktada dinleyici ile albüm arasında belli mesafede durmanın gerekliliğine gönülden inansam da albümün bir başka şarkısı olan Renkli Reçete üzerine konuşulmayı fazlasıyla hak ediyor. Renkli Reçete, melodik altyapısı ve imgesel anlatımıyla Epoch’un şimdiden oluştuğuna inandığım kemik dinleyici kitlesi tarafından gönülden sahiplenilecek şarkılardan.

Ezcümle; Doğan Duru bu ilk solo albümünde dinleyiciyi bir hakikate inandırıyor… Aşkın, insanı nasıl bir vahşetin içine sürüklediğini, kendi kendisinin çözümsüz bir bilmecesine dönüştürdüğünü, kirlenen ruhun, renkli reçetelerle nasıl da kangrene evrildiğini, boşlukta salınmanın da öfkeye dahil olduğunu, her perdenin saklandığı bir pencerenin varlığını, havasız bir evin griye çalan duvarlarını ve yalnızlığın o tarifsiz kudretini en gerçekçi haliyle anlatıyor. Mikrofonu kalbine koyuyor ve tüm şehre sesleniyor: Keyifli bir gün için…