Çocuklar için tatil zamanı: Canavar var mı? Yok mu?

Ginko Çocuk’un ilk kitabı “Düşman-Barış İçin Bir Kitap”ın uyarlaması “Canavar mı? Yok mu?” oyunu sahneleniyor. Oyunun yönetmeni ve oyuncusu Ezgi Keskin ile “Canavar mı? Yok mu?”yu, çocuk tiyatrosunu ve oyuncuların yaşadığı zorlukları konuştuk.
Canavar mı Yok mu? oyunu.

Ezgi Sivrikaya  esivrikaya@gazeteduvar.com.tr

DUVAR – İsveçli yazar Davide Cali’nin yazdığı, “Canavar mı? Yok mu?” oyunu Ginko Tiyatro tarafından sahnelenmeye devam ediyor. Oyun, Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) olmak üzere çeşitli kitle örgütleri tarafından güçlü bir barış savunusu olarak sahiplenilen Düşman kitabından Ezgi Keskin tarafından uyarlanmış. Keskin aynı zamanda oyunun yönetmeni ve iki oyuncusundan biri.

Ezgi Keskin

Keskin ile Canavar mı? Yok mu?” oyununu, çocuk tiyatrosunu ve tiyatrocuların karşılaştıkları sorunları konuştuk.

Sahnelediğiniz oyunlardan bahsedebilir misiniz? Oyunlarınıza ilgi nasıl?

2019 Nisan ayında prömiyerini yaptığımız “Canavar mı Yok mu?” adlı bir oyunumuz var. Ginko Kitap’ın yayımladığı Düşman: Barış için bir kitap‘tan uyarlandı. Hikâyenin aslında iki düşman askeri konu ediliyor. Bizim oyunumuzda ise; kralların uydurduğu canavar yalanına inanan iki küçük kaplumbağa, -kahraman olmak için- olmayan bir canavarın peşine düşerler. Sonra bir bakarlar ki “canavar manavar yok!” ve köye dönüp kralları kovmaya karar verirler… Oyuna çok coşkulu bir ilgi var. Oyun sırasında çocukların sahneye, karakterlere, hikâyeye olan ilgisi açıkça görülüyor. Oyuna katılıyorlar, üzüldükleri ve sevindikleri yerlerde tepki veriyorlar. Anne ve babalar oyun sonrasında bizimle konuşmak istiyorlar ve oyunun “sadece bir çocuk oyunu değil, büyük oyunu da olduğunu” özellikle belirtmek istiyorlar ve bu bizi çok mutlu ediyor.

“Canavar mı? Yok mu?” Oyununda bizi neler bekliyor?

İki farklı köyün kralı, kimsenin yaşamadığı bir köyde karşılaşırlar. İkisi de oradaki meyvelerden yemek ister ve ikisi de oranın tek sahibinin kendisi olmasını ister. Birbirlerini alt edemeyen krallar, köylerine dönüp orada yaşayan bir canavar yalanı uydururlar. Eğer o canavarı yenemezlerse canavarın gelip evlerini ele geçireceğini söylerler. Bir kahraman seçmeye karar verirler ki gitsin canavarı yensin. Bir seçim yapılır ve birer kaplumbağa canavarın olduğu yere gönderilir. Bizim kaplumbağalar önce birbirlerini canavar sanırlar, korkarlar, sonra gerçeği anlar ve dost olurlar ve köye dönüp kralları kovmaya karar verirler. Oyunda; hayatta önümüze sunulan seçeneklerde, karşılaştığımız ya da bize dayatılan durumlarda, yaşama hakkımız/yaşam alanımız gasp edildiğinde sorgulayabilmekten, körü körüne inanmayı değil gerçekleri görebilmeyi ve eğer bir gerçeğe tanıksak bunu söyleyebilme cesaretimizin olduğundan bahsediyoruz. Tüm canlıların bu evren içinde ortak bir hayat sürdüğünü ve hepsinin korkusuz, karnı tok ve özgürce yaşayabilme hakkı olduğunu, dostluğun ve dayanışmanın korkularımızı yenip bizi cesaretlendirdiği gibi gibi konulardan bahsetmeye çalışıyoruz. Oyun önce gölge perdesiyle başlıyor. Yalancı kralların hikâyesini gölge oyunu olarak izliyoruz. Daha sonra canavarın peşine düşen kaplumbağalar sahneye geliyor ve asıl hikâye başlıyor.

Türkiye’de tiyatro yapmak oldukça zor. Siz ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

Yüksek vergiler tiyatroların kendilerini döndürmelerini zorlaştırıyor. Ve mekânsız tiyatroların ücretsiz prova alanları bulamaması oyun yaratım sürecinde büyük bir sıkıntı yaratıyor.

Çocuk tiyatrosunun yetişkinlere yönelik tiyatro oyunlarından farkları nelerdir?

Hiçbir farkı yok. Bildiğimiz tiyatro, teknik olarak aynı öğeler kullanılır ve aynı özen gösterilir. Ortada bir sahne, seyirci ve oyuncu varsa orada işleyiş aynıdır. Tek bir fark belki, çocuk tiyatrosunda seyircinin çocuk olması nedeniyle, dolaylı cümlelerden daha çok kısa ve net cümleler/eylemler içermesine dikkat etmek gerekebilir. Yaş grubuna göre, soyutlama yeteneğinin henüz gelişip gelişmemesine göre imge seçimine dikkat etmek gerekebilir. Bir de odaklanma süresinin ve dikkatinin dağılabilir olduğunun farkında olarak çocuk seyirciyi diri tutmaya çalışmak gerekir. Gerçi bu büyük oyunları için de geçerli, odağı canlı tutmazsanız dikkati dağılır ve sıkılır.

‘OYUNCU OLMAK RÜSTEM AMCANIN, NECLA TEYZENİN DE AMACI OLDU’

.

Türkiye’de tiyatroya karşı son yıllarda ilgi arttı. Türkiye’deki tiyatronun güncel durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Tiyatroya olan ilginin artması için neler yapılmalı, bu konuda sorunlar nelerdir? 

İlki; yasaklar, cezalar. İnsanlar öyle bir hiçbir yerden hiçbir şey söyleyemez hale geldiler ki, kendi dertlerini kendi sözleriyle kendi oyunlarıyla dile getirmek istiyorlar. Bu nedenle de son yıllarda görünür şekilde arttı tiyatro topluluklarının sayısı. Farklı tür ve biçimlerde birçok oyun ve performans izlenebiliyor artık. Diğer bir sebep; oyuncu olmak, görünür olmak, televizyonda, dijital platformlarda yer almak sadece mesleği sahne sanatları olan insanların değil Rüstem amcanın, Necla teyzenin de amacı oldu artık. Sistem sizi görünmez hale getirirken, içinize de coşkun bir görünür olma isteği bırakıveriyor. Birçok oyunculuk kursu/okulu var. Üniversiteler yüzlerce oyunculuk bölümü mezunu veriyor. Binlerce insan ajanslarda deneme çekimlerinde sıra bekliyor. Bu insanlar kendilerini donanımlı hale getirmek istediklerinde genellikle bir tiyatronun mutfağından geçmeleri gerektiğini de düşünüyorlar ve bir oyun sürecine dâhil oluyorlar ya da kendi oyunlarını yapıyorlar.

Tiyatroya ilginin artması için bir şey yapılmasına gerek var mı bilmiyorum. Yani aslında tarihe baktığımızda toplumsal buhranlar sanatı ve eğlence sektörünü beslemiş hep. İnsan sesini duyuramadığı yerde sesini duyurabilmenin ifade yollarını arar. Dolayısıyla işler kötüye gittikçe tiyatro da iyileşecektir. Şaka bir yana, belki, neyle mücadele ettiğimizin farkına varmamız gerekebilir. Yani teknoloji böylesi bir noktaya gelmişken, filmler, diziler, bilgisayar oyunları görsel bir şölen ve ucu bucağı olmayan bir hayal dünyası sunarken, “ne yapsak da şu insancıkları evlerinden çıkarsak da tiyatroya bizi izlemeye gelseler?” diye düşünmekte yarar var.

Bu sezon hangi oyunları oynuyorsunuz? Başka hangi oyunlarınızı bize önerebilirsiniz?

Bu sezon “Canavar mı Yok mu?” oyununu oynuyoruz. Bir de yeni oyunumuz “Ay’daki Keçi” Mart ayında seyirciyle buluşacak. O da, Dünya’dan sıkılıp Ay’da yaşamaya karar vermiş ve korktuğu şeylerin aslında hiç de korktuğu gibi olmadığını gören bir keçinin hikâyesi. “Canavar mı Yok mu?” 26 Ocak Caddebostan K.M., 2 Şubat Kozyatağı K.M., 9 Şubat Moda Sahnesi ve 22-23 Şubat’ta İBB sahnelerinde olacak. Oyun takvimine internet sitesinden ya da instagram hesabından ulaşabilirsiniz.