#sıfırmakyaj'la düzen eleştirisi

#sıfırmakyaj'ı, feminist bir eleştiri olarak izleyebilirsiniz. Seda Yüz, toplumun bu parçalanamaz, sarsılamaz kabullerine eleştirisini mizahi bir yöntemle yaparak alışılageldik eleştiri düzeninden ayrılıyor. İçinde inanılmaz acılar, bıkkınlıklar, yoksunluklar barındıran bir gerçeği, mizahi ve eğlenceli bir paketle sunuyor.

Orhan Fırat 

Stand-up, bir kökü, yerel sahne sanatları geleneğimize bağlı olsa da -meddahlık gibi- Batı kökenli modern bir sahne performansı. Diğer sahne sanatlarına göre daha özgürce icra edilebiliyor. Çünkü sahnedeki kişi, genellikle o performansın hem yazarı ve yönetmeni hem de bizatihi oyuncusu. Zaman zaman seyircilerin de işin içine girmesi – sadece gülerek değil onaylayarak ya da reddederek- bu performansı, sürprizlere açık ve efektif yapıyor.

Hayatın birçok alanında olduğu gibi bir ‘erkek becerisi’ olarak algılansa da kadınların da bir hayli etkin ve ilgili olduğu bir iş stand-up. Tiyatro sanatçısı ve yönetmeni Seda Yüz’ün #sıfırmakyaj adlı StandUp gösterisi, bunun en güzel örneklerinden.

#sıfırmakyaj, ‘bir kadın’, ‘bir eş’ ve ‘bir anne’ performansı. Eğlencesi ve kahkahası bol olsa da düşündüren, ezber bozan, konuları yer yer sert yorumlarla ele alan ve yapısıyla seyirciyi kendine bağlayan güçlü bir gösteri. İletisiyle arasına ‘ama’, ‘buna rağmen’, ‘yine de’ gibi şart sözcükleri koymadan doğrudan söylüyor söyleyeceğini #sıfırmakyaj. Performans boyunca da seyirci, düşünce yapısı ve yaşamına paralel olarak üç farklı duygudan birini yaşıyor.

Eğer, bu gösterideki gerçekleri ilk kez işitmiş ya da kafanıza dank etmişse, hissedeceğiniz şey mahcubiyet olacaktır. “Evet benim hayatımda da bizzat eylediğim, eyleyenleri izlemekle yetindiğim, sesimi çıkarmadığım irili ufaklı bunlar gibi birçok defo var”! diyerek yapılan itirafın mahcubiyetidir bu.

Şaşkınlık da yaşayabilirsiniz. Çünkü, bir kadın ya da erkek olarak “Ben bunları niye daha önce böyle görmedim ya da düşünemedim. Bilseydim parçası olduğum yaşama biçimini çoktan terk ederdim” demeniz de olasıdır.

Elbette bir üçüncü tavır da vardır. Üçüncüler oyunu izlerler “Kazın ayağı öyle değil ama dünyanın düzeni de budur kardeşim” derler ve yollarına giderler.

KADININ DEĞİŞMEZ YAZGISI

#sıfırmakyaj, daha küçük bir kız çocuğuyken başlayıp, hayatın diyalektiğine inat, kadının ‘makus yazgısına’ dikkat çekiyor. Bu yazgı kısaca şöyle özetlenebilir:

“Sen sevimli, sevecen, uysal bir kız çocuğu olmalısın. Çünkü edepli bir genç kız olmanın ilk koşulu budur. Bir uyum kumkuması, uysal kız olarak sorun çıkarmayan itaatkar bir eşe dönüşecek ve finali doğanın gereği kutsal bir anne olacak tamamlayacaksın. Bu yazgısal yolculuğunda, günlük hayatının sıradan akışında, sözlü, eylemli tacizlere, baskılara, saldırılara ve kuşatmalara maruz kalsan da özünü, sabrını ve metanetini yitirmeyeceksin. Bir kadın olarak hayatının hiçbir döneminde genel akışı, düzeni, huzuru, oyunu, kuralları bozmayacaksın! Toplumda sorumlulukların ne kadar çok olursa olsun, o toplumun ürettiği mutluluk, konfor, özgürlükten erkeklerin senin için reva gördüğü kadarıyla memnun ve mesrur olmayı bileceksin.”

İÇTENLİKLİ VE SAHİCİ

#sıfırmakyaj’ı, feminist bir eleştiri olarak izleyebilirsiniz. Seda Yüz, toplumun bu parçalanamaz, sarsılamaz kabullerine eleştirisini mizahi bir yöntemle yaparak alışılageldik eleştiri düzeninden ayrılıyor. İçinde inanılmaz acılar, bıkkınlıklar, yoksunluklar barındıran bir gerçeği, mizahi ve eğlenceli bir paketle sunuyor. Performansı süresince bir kadın olarak kendi hayatından izlenimleri ve deneyimleri aktarması, içtenliğini ve sahiciliğini de artırıyor Seda Yüz’ün. Böylelikle #sıfırmakyaj ile daha dolaysız bir empati kurabiliyorsunuz.

Elbette her şey güllük gülistanlık değil #sıfırmakyaj’da. Bir örnek vermek gerekirse ölçüsü kaçırılmış bir ziyafete benzetebiliriz. Evet izlerken eğleniyor, gülüyorsunuz. “Ben de oyunun içindeyim” hissiyatı yaşatıyor. Ancak sonrası var. Onca gerçeği, burnunuzun dibinde yaşanıp duran şeylerin farkındalığını yaşayan biri olarak ziyafet sofrasından kalkan iştahlı biri gibi hazımsızlık yaşamanız gayet mümkün. Kadınsınızdır ya da erkeksinizdir pek de fark etmez.

Onca gerçeğin farkında olduktan sonra gereğini yapmak, bunu bir yaşamsal ilke ve tarz haline getirmek kolay iş değil çünkü.