Küçük Salon: Tiyatronuzda ünlünüz yoksa sponsor bulamıyorsunuz

Bu hafta, yeni bir tiyatro biçimi arayışlarını devam ettiren oyunlar sahneye koyan Küçük Salon’la bir araya geldik. Küçük Salon’un kurucuları Emre ve Elif’le tiyatroyu, sanatçıların yaşadıkları zorlukları ve yeni oyunlarını konuştuk.

Nuray Büyükdağ

DUVAR – İstanbul’daki yoğun tiyatro hayatına İKSV tarafından düzenlenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali de eklendi bu hafta. Festival, 13 Kasım’da başladı. 2000’den itibaren 2 yılda bir, 2017’den beri de tiyatroya artan ilgiyle her yıl düzenlenen festival 1 Aralık’a kadar devam edecek. Tiyatro kamuoyunun yakından takip ettiği festivale gelecek günlerde daha yakından bakacağız.

Bu hafta, yeni bir tiyatro biçimi arayışını devam ettiren oyunlar sahneye koyan Küçük Salon’la bir araya geldik. Küçük Salon’un kurucuları Emre Tandoğan ve Elif Arman’la tiyatroyu konuştuk.

Yeni bir tiyatro biçimi arayışında olan bir ekipsiniz. Deneysel performans çalışmaları da yapıyorsunuz. Tüm bunları da adı üstünde black box sahne yapısına sahip 40 kişilik ‘Küçük Salon’da sahneliyorsunuz. Bu şartlarda anlaşılması daha kolay oyunlar yerine, az seyircili özgün işler yapmaya devam etme çabanızdan biraz bahseder misiniz?

Emre Tandoğan: Popüler kültür her şeyin olduğu gibi tiyatronun da içini boşaltıyor. Genel olarak görüldüğü üzere ünlü tiyatrosu şu sıralar çok revaçta. Ünlü oyuncuyu canlı görmek isteyenler için televizyon dizilerinden bile daha fazla ilgi çektiğini söyleyebiliriz tiyatronun. Bu ortamda “tiyatro” yapmak güç. Büyüdükçe kurtlar dalaşının içinde buluyorsunuz kendinizi. Ama sizin kafanız o düzlemde değil ve başka uzamlar arıyorsanız kendinizi iyi hissedebilirsiniz. Çünkü kendi dışavurumlarınızın sanat olabilmesi için uğraşıyorsunuz demektir bu. Bizim yaptıklarımız ve yapmaya çalıştıklarımız bundan ibaret. “Diğerleri” fikirlerini ve yetilerini küçülterek yaşantılarını konforlu hale getirmeye çalışırken biz fikirlerimizin ve yetilerimizin peşine düşerek yaşantılarımızı dar alanlara sıkıştırıyoruz. Fikir ve eylemlerimizi, küçük olduğunu bile isteye var ettiğimiz ‘Küçük Salon’umuzda büyütüyoruz. Ve çoğunlukla adı “Küçük Salon” olan mekanımıza gelip “Gerçekten küçükmüş!” diyorlar. Bu farkına varışı gülünç buluyoruz.

‘EN BÜYÜK SORUN SEYİRCİ İÇİN KONFOR’ 

Seyirci, küçük de olsa sahne açmanın, boş bir mekanı sahneye çevirmenin, tiyatro yapmanın güçlüklerinden bi’ haberdar oyunları seyrediyor. Kadıköy’de çoğalan bağımsız tiyatroların benzer ortak sorunları var. Sizin tiyatronuzu, mevcudiyetinizi en çok zorlayan şey nedir?

Elif Arman: Bizim gibi tiyatroların en büyük sorunu seyirci için konfor diyebilirim. Seyirciyi en rahat ettirebileceğimiz şekilde ağırlayabilmek için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Bizim gibi mekanların çoğu “tiyatro” olmak üzere tasarlanmış yerler değil. Ama izlenir olanın her türlü ortamda, mekanda ve dıştan gelen her türlü etkiye rağmen izlenebilir olacağını düşünüyoruz. Seyircinin de bu ortamda neyi deneyimlediği ile ilgilenmesi bizim tercihimiz oluyor. Bu karşılıklı ilişkinin rayına oturması için biraz daha zamana ihtiyaç varmış gibi duruyor. Ama yeterli zaman geçtikten sonra biz nerede olmayı tercih edeceğiz onu bilemiyoruz. Sonuç olarak bu belirsizlik, en büyük zorluk bizim için.

İktidar- sanat ilişkisi her zaman sorunlu oldu bu ülkede. Genelde sanatçıların, özelde muhalif tiyatrocuların işlerini zorlaştırdı şu anki siyasi iklim. Deneyimlerinize ve çevrenizdeki diğer tiyatrocuların yaşadıklarına dayanarak ne söyleyebilirsiniz?

Emre Tandoğan: Her dönem iktidarlar ile sanatın çatışması gerektiğini düşünürüz. Ama iktidarlar bu çatışmayı şahsileştirmek isterler. Sorunu genelden özele indirgerler. Çünkü özele indirgediğiniz bir alanda cezalandırmak daha kolaydır; cezalandırılmaktan ürkenler içinse daha korkutucudur. Günümüzün sorununun bu olduğunu düşünüyoruz. Hiç kimsenin fikirleri yüzünden hapse girmesinden yana değiliz. Ama bazı dostlarımızın iktidarların genelden özele indirgedikleri küçük oyunlara eşlik eden birer pasif kahramana dönmelerini de arzulamıyoruz. Bu nedenle muhalif olanın tanımının üzerine derinleşmek gerektiğini düşünüyoruz.

‘TİYATRO ANLAYIŞIMIZA GÖRE İKİ ŞEYE MUHALİF OLMANIZ GEREKİYOR’ 

Size göre ‘muhalif’in tanımı nedir? Aktif bir muhalif nasıl olmalı?

Emre Tandoğan: Bizim tiyatro anlayışımıza göre iki şeye muhalif olmanız gerekiyor. Birinci sırada gelenekselleşmiş ve klasikleşmiş genel geçer tiyatro yapısına ve algısına biçimsel ve yapısal olarak muhalif olmanız gerekiyor. Bu durumu ancak yaratıcılığınızla sağlayabilirsiniz. İktidar, toplum ve ahlak ile olan çatışmanızı yapılandırmaya çalıştığınız tiyatro biçimi, doğal sürecin içinde zaten var. Bu durumda politik tiyatro yapmadan da değiştirici etki olunabileceğine inanıyoruz.

Muhalif tiyatrocular bir süredir devletin her sene tiyatrolara ayırdığı ödenekten faydalanamıyorlar. Bu ödeneğin nerelere verildiğiyle ilgili bilginiz var mı?

Emre Tandoğan: Biz ilk kuruluşumuzda sahnelediğimiz “Faust” oyunu için Kültür Bakanlığından destek almıştık. Sonrasında her sene belgelerimizi eksiksiz teslim etmemize rağmen bir daha bakanlık yardımından faydalanamadık. Son kararla geçen yıldan itibaren bakanlığa başvurmamaya, bunun için mesai harcamamaya karar verdik. Her devlet dairesinde olduğu gibi burada da mutlaka ADİL bir düzen vardır o nedenle kimlere verildiği ile ilgili gözlem yapmıyoruz. İhtiyaç sahiplerine ulaştığından eminiz ve devletimizin her türlü kurumuna yürekten güveniyoruz!

Türkiye’de tiyatroda karşılaşılan zorluklarının en önemli nedeni ekonomik sebepler. Birçok tiyatro ekibi oyunlarını hazırlarken kısıtlamalara gitmek zorunda kalıyor; ışık, dekor, teknik ve oyuncu gibi. Bu kısıtlamalar sanatsal nitelikte de bir azalmaya neden oluyor mu?

Emre Tandoğan: Elbette yokluk zaman zaman sizi yaratıcılık alanında zorluyor. Mutlaka yapmanın bir çaresini üretiyorsunuz bir taraftan da. Fakat her şeyde olduğu gibi bütçe çeşitli alanlarda nitelik arttırabilir. İyi bir kıyafet alacak paranız yoksa sorun değil, eskisini giyersiniz. Ortaya koyacak bir derdiniz olmazsa sanatı arzulamanız anlamsızlaşacaktır. Bu yüzden her koşulada dışavurumlarınızı yönetecek bir yöntem bulmak zorunda kalıyorsunuz. Örneğin bizler dekorumuzu da tasarlarız, tasarladığımız dekorun işçiliğini, taşımacılığını da yaparız. Bu konuyla ilgili yakın zamanda yaşadığım bir hikayemi anlatayım size.Yeni oyunumuz için oyunda kullandığım küveti demirciye götürmek gerekiyordu. Demirci uzak olmayan bir mesafede ama nakliye tutacak ekonomik koşulumuz olmadığı için tekerlekli olan küveti bahariye sokaklarında demirciye kadar götürdüm. Bu arada küvetin üzerinde Fransız devriminin öncü liderlerinden Marat’nın bazı sözleri yazıyordu. Bunlardan en önemlisi “Ben devrimin ta kendisiyim”. Üzerinde bu yazılarla dolu tekerlekli bir küvetle insanların arasında yürümek, tuhaf bakışların arasında küçük bir performansa dönüşmüştü.

‘FONGOGO’DA HEDEFLEDİĞİMİZ RAKAMA ULAŞAMADIK’

Oyunu Bahariye sokaklarında dolaşarak bir performansla başlatmak için iyi bir fikir çağrışımı aslında. Daha önce de ekonomik nedenlerle ‘Frida’ oyununuz için kitlesel fonlama platformu Fongogo’ya başvurmuştunuz. Bu bütçeyi bulabildiniz mi?

Elif Arman: Fongogo’da toplanan para hedeflediğiniz bütçeye ulaşamadığı takdirde toplanan para yardım edenlere geri iade ediliyor. Ne yazık ki hedeflediğimiz rakama ulaşamadık. O nedenle para elimize geçmedi. Bazı şeylerden özellikle tanıtım ve reklam alanındaki hedeflerimizden vazgeçtik. Dekor tasarımını en ucuz maliyetli malzeme ile çözmeye çalıştık. Yapmayı düşündüğümüz bazı şeylerden kısıtlamalara gitmek zorunda kaldık.

Tiyatrocular içeride bir oyunu projelendirme, prova ve sahneleme aşamalarında birçok sorunla uğraşırken seyirci de dışarıda bilet fiyatlarından şikayetçi. Birçok insan merak ettiklerine oyunlara bilet alıp gidemiyorlar ne yazık ki.

Elif Arman: Biletler aslında pahalı değil. Maalesef çok fazla vergi yükü var. Buna artı olarak, her zaman bu biletlerden kazanarak desteksiz yapmak zorunda kaldığınız projenin yapım maliyetleri var. Yani bir oyunun hazırlık aşamasında borçla başlayabiliyorsunuz. Aslına bakarsanız pahalı dediğimiz bilet tüm bunları ancak karşılıyor. Kazanılan para ile oyuncularımıza yevmiyelerini aksatmadan vermeye çalışıp bir yandan da kendi üç kişilik ailemizi geçindirmeye çalışıyoruz. Bir de bu gelirlerin düzenli bir akış şeklinde olmadığını düşünürsek. Örneğin seyirci rezervasyon yaptırıyor ve gelmiyor. Otuz kırk kişilik bir salonda iki kişilik bir rezervasyonun neleri aksatabileceğinden bi’ haber yapıyor bunu… Böyle zamanlarda çok zorlanıyoruz.

‘TOPLUMSAL ALGININ DA DEĞİŞMESİ GEREKİYOR’

Peki tüm bu sorunlar için bir çözüm oluşturulamaz mı? Neden tüm bunlara bir çözüm bulunamadı yıllardır?

Emre Tandoğan: Bu sorunun temelinde devletin kültür politikasının yattığını düşünüyoruz. Örneğin ekonomik güç olarak gelişmiş ülkelerde tiyatroların yapım maliyetlerinin yüzde doksanını devletin ve sponsorlar karşılarken yüzde onunu da gişe gelirleri ile karşılanıyor. Bizim ülkemizde tiyatronuzda ünlünüz yoksa sponsor bulma şansınız da maalesef yok. Devlet de genelde ihtiyaç sahiplerini en görünür olanlardan ve yandaşlarından belirlediği için bizler tüm yapım maliyetlerimizin yüzde yüzünü gişe gelirlerimizden karşılamak zorunda kalıyoruz. Bu durumun çözülmesi için devletin kültür politikasının değişmesine ek olarak toplumsal algının da değişmesi gerekiyor.

Tiyatro Kooperatif’i yasal düzlemde bu sorunlara çözüm bulmak için şu anda 34 tiyatro ile bir arada çalışma yürütüyorlar.

Emre Tandoğan: Kooparatif iyi bir birleşme ve değiştirici güç olabilir. Fakat biz Küçük Salon olarak Kooparatif sürecinin içinde şu ana kadar yer almadık. Tiyatrolar olarak gündelik sorunlarımızda ortak olanlar ve olmayanlar var. Gündelik olanda her aile kendi sorunlarına kendi çözümleri ile yaklaşacaktır. Bazı genelleşmiş vergi, bilet satışı vb gibi sorunlarda ortak çözüm için uğraş vermek olumlu sonuçlar getirecektir. Ama bizim önemsediğimiz zihinsel birleşme gerçek olacak mı sorusu bizi düşündürüyor. Bu nedenle izlemeyi tercih ediyoruz.

Küçük Salon olarak karşılaştığınız, gülsem mi ağlasam mı dediğiniz bir anınız var mı?

Elif Arman: Biliyorsunuz büyük salonları olan bazı alışveriş merkezlerinin genellikle küçük salonları da var. Bazen bazı bilet satış sitelerinden o büyük alışveriş merkezlerindeki küçük salonlarda sahnelenen oyunlara bilet alan seyirciler oyun günü geldiğinde çıkıp bizim salona geliyor. Ve salonumuzda öyle bir oyun olmadığını öğreniyorlar. Sonra paparayı bize atıp gidiyorlar. Bu durum hayli zorlu gerçekten. Gülmeli, ağlamalı…

Bu sezon hangi oyunları sahneliyorsunuz?

Elif Arman: “Köpek Kalbi” bu sezonun yeni oyunu. Geçen sezondan devam eden oyunlarımız da var; “Frida” ve “Angina Pektoris”. Bir de Kadıköy Emek Tiyatrosu ile ortak proje olarak sahnelediğimiz “Marat Sade” oyunumuz bu sezon seyircilerle buluşuyor.

Köpek Kalbi

20-22 Kasım, 20.30 Kadıköy Küçük Salon
10-11-13-15 Aralık, 20.30 Kadıköy Küçük Salon

Frida

28 Kasım, 20.30 Kadıköy Küçük Salon
18-21-25 Aralık, 20.30 Kadıköy Küçük Salon

Angina Pektoris

30 Kasım, 20.30 Kadıköy Küçük Salon

Marat-Sade

16-23-29 Kasım, 20.30 Kadıköy Emek Tiyatrosu
2-20 Aralık, 20.30 Kadıköy Emek Tiyatrosu
8-15 Aralık, 19.00 Kadıköy Emek Tiyatrosu