Tiyatro Alesta: Ne kadar sansür olursa o kadar tiyatro olacak

Tiyatro Alesta ile alternatif tiyatro üzerine konuştuk. Tiyatro Alesta, "Sahnede dekor, ışık, kostüm… Bu teknik eksikliklerin yerini, harika metinler, dahiyane rejiler, iyi oyunculuklarla doldurmaya çabalıyor Türkiye tiyatrosu. Sahnelerdeki teknik yetersizliklerin yerini, sahneyi yepyeni, zeki, kadife gibi kalemler, kısıtlı imkanları harika sahne kurgularına dönüştüren yönetmenler, terinin son damlasına kadar sahneden inmeyen oyuncular dolduruyor" dedi.

Merakla beklenen 23. İstanbul Tiyatro Festivali, 13 Kasım-1 Aralık 2019 tarihlerinde tiyatroseverlerle buluşacak. Festival, yurtdışından 12, Türkiye’den 16 olmak üzere 28 tiyatro, dans ve performans topluluğunun birbirinden farklı biçimlerde oyunlarını, dans gösterilerini ve performanslarını bir araya getiren 78 gösterim gerçekleştirilecek. Bunun yanısıra, Öğrenme ve Gelişim Programı kapsamında okuma tiyatroları, söyleşiler, atölye çalışmaları ve ustalık sınıfları gibi yan etkinlikler de programda yerini alıyor. Festivalin merakla beklenen programından öne çıkan iki yapımdan biri; Alexandr Puşkin’in, ünlü romanı Yevgeni Onegin, Vakhtangov Tiyatrosu’nun güncel yorumuyla sahnelenecek oyunu, diğeri ise dünyanın en iyi dans topluluklarından Ultima Vez’in etkileyici gösterisi TrapTown.

Bizde de birçok tiyatrocunun hayalidir dünyadaki önemli festivallerde yerini alarak oyunlarını sahnelemek. Fakat özel veya kurumsal destekten yoksun olmaları, bu türde örnek alınacak deneyimlerin azlığı ve gidilecek yoldaki prosedürlere yabancılık gibi nedenlerle birçoğu bu hayalini gerçekleştiremiyor. Ancak kendi imkanlarını zorlayan birkaç tiyatro bunu başarabiliyor. Ekonomik temelli birçok sorununu yasal zeminde çözmeden, fiziksel varlığını devam ettirmesinin önündeki engelleri ortadan kaldırmadan, ne dünya festivallerinin önemli programlarında yer alma düşüncesine, ne de içerik, biçim, sanatsal-estetik kaygı gibi önemli tartışmalara yeterince imkan ve vakit kalıyor. Bu hafta da tüm bu konuları “Türkiye’de tiyatro yapmak, Türkiye’de hayatta kalmaya çalışmaktan daha zor değil” diyen Tiyatro Alesta ile konuştuk.

.

Tiyatro Alesta 4 kişiyle yola çıkılan kolektif bir oluşum mudur?

Mehmet Şerif Tozlu: Aslında Alesta 2014 yılında tiyatro yaparken yollarımızın kesişmesi ile kuruldu diyebiliriz. Kolektif bir oluşumuz. Zamanla organik bir şekilde herkesin görev dağılımları oluştu. Bir de baktık doğal seyrinde ben, Ayşem, Orçun, Oğuz herkes işin bir ucundan tutuyor. Aslında yola çıktığımızda 6 kişiydik. Ancak hedefler ya da kariyer planları değişince sayı 4’e düştü. İlk kurulduğumuzda hedefimiz sadece tiyatro yapıyor olmak, oyun çıkartmaktı. Oyun çıkartırken başımıza neler gelebilir, bunları deneyimlemek. Ve tabii tiyatroya dair öğrendiğimiz bilgileri pratikte hayallerimiz ile nasıl birleştirebiliriz, bunları görmekti. İlk günden bu yana da aslında içinde yaşadığımız topluma dair bir şeyler sahneye koymaktı. Estetiğin zamanla oluştuğu, dilin zamanla oturduğu bir süreç yaşıyoruz, her sene yaşadığımız toplumdaki gelişmelerle de aslında hareketimiz biçim değiştiriyor diyebilirim.

‘SAHNE KİRALARI YÜKSELİŞE GEÇTİ’

Türkiye’de tiyatro yapmak oldukça zor. Siz ne gibi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?

M. Ş. T.: Tabi ki birçok zorlukla karşılaşıyoruz. Bunların başında ekonomik zorluklar var. Sahne ve prova alanlarının kiraları çok pahalı.

Nevra Ayşem Savaşçı: Bu konuda son dönemde Kadıköy Tiyatroları Platformu ve Kadıköy Belediyesi’nin destekleri sayesinde biraz daha rahatladık.

M. Ş. T.: Sahne kiraları da aslında sahnelerin de pek elinde olmayan bir durum. Sadece son 2 senede yapılan zamlar yüzünden sahne kiraları da yükselişe geçti. Bu da bilet fiyatlarımıza yansıdı. Baktığınız zaman sanat herkesin temas edebileceği, ulaşılabilir bir yerde olması gerekirken şu anda sadece belli bir sınıfın faydalanabildiği bir durumda. Kamusal bir hizmeti kamuya ne yazık ki ulaştırmakta zorluk çekiyoruz. Ayakta kalmak, tiyatrolarımızı devam ettirmek ile bilet fiyatlarını belirleme çelişkisi arasında kalarak. Açıkçası kendi adıma bunu yaşadığımız en büyük problem olarak görüyorum. Temas edemiyoruz, edemedikçe de dönüştüremiyoruz, geliştiremiyoruz.

Orçun Ucal: İlk zamanlar daha zordu aslında sahne bulmak. Sizi kimse tanımıyor, ne yaptığınızdan bi’ haberler. Bize ilk sezon sahnesini açmayanlar da oldu. Sonra Alesta duyulmaya başladıkça salonlar da sahnelerini açtılar. Zorlayıcı koşullarda yılmadan, usanmadan devam etmeye çalışıyoruz.

Oğuz Gülen: Ama bu zorlukları bir şekilde kendi imkanlarımızla, bazen kısmak zorunda kalarak çözüme ulaştırıyoruz. Dekorlarımızı her zaman sade, taşınabilir yapıyoruz. Amaçsız işlevsiz hiçbir şey barındırmıyoruz sahnede. Işık tasarımlarımızı yaparken her sahnede ortalama olabilecek ışıkları ön görerek tasarım yapıyoruz. En azından kurumsal tiyatrolar gibi otosansür uygulamak zorunda kalmadan özgürce üretiyoruz. Ne kadar çok sansür olursa o kadar çok tiyatro olacak. Ve söyleyecek sözümüz çoğalacak.

‘HEPİMİZİN ORTAK KAYGISI BÜTÇE AYARLAMAK’

Türkiye’de sahne açmanın veya sahnesiz tiyatro yapmanın en büyük zorluğu nedir sizce?

M. Ş. T.: Bence sahne açmak ayrı bir dert, sahnesiz hareket etmek ayrı. Dediğim gibi ağır vergi yükünün biletlere yansıması nedeniyle hala her kesimden insana ulaşamamak, temas edememek beni oldukça meşgul eden bir sorun.

Orçun: Vergiler oldukça yüksek. Bir de sürekli her şeye zam geliyor… Hepimizin ortak kaygısı bir sonraki oyun için bütçe ayarlamak. Ama her şeye rağmen tiyatro yapmaya değiyor. Bir gün tiyatro yapmak bu ülkede kolaylaşırsa, imkansız görünen bu durum gelişirse nasıl tepki veririm bilmiyorum!

Devlet özel tiyatrolara her sene bir ödenek ayırıyor. Sizler bundan faydalanabiliyor musunuz?

M. Ş. T.: Gezi’den sonra bağımsız tiyatroların hiçbiri destek alamıyorlar. Çözemediğimiz, tuhaf bir sistemle pay ediliyor bu ödenek. Gerçekten 20 yıldır tiyatro yapan ekipler de var aralarında. Fakat daha çok iki sene önce adını hiçbir yerde duymadığımız ekiplere veriliyor. Bağımsız tiyatrolar, tamamen bağımsız bir şekilde yollarına devam ediyorlar anlayacağınız.

N. A. S.: Listede bağımsız tiyatrolara ödenek çıktığını görüyoruz. Ne mutlu. Ama sanırım bizim burada sözünü ettiğimiz ‘bağımsız ekip, bağımsız tiyatrolar’ kavramı tanımı ile listedekilerin tanımı birbirinden farklı. ‘Bağımlı bağımsızlar’ gibi yeni bir tanıma ihtiyaç var bence!

O. G.: Beşinci sezonumuzdayız. Bu zamana kadar altı yetişkin, bir de çocuk oyunu yaptık. Tüm vergilerimizi düzenli ödüyoruz. Başvurular açıldığında istedikleri tüm evrakları eksiksiz şekilde düzenleyerek kargo ile gönderdik. “Olmadı. En iyisi gidelim elden teslim edelim” diyerek onu da yaptık. Yine olmadı. Şimdiye kadar hiçbir destekten yararlanamadık. Destekten yararlanan tiyatrolar her sene şeffaf bir şekilde açıklanıyor! İçlerinde bu destekten faydalandığı için tanıyıp sevindiğimiz sadece birkaç tiyatro var. Fakat çoğunu tanımıyoruz. Ki bağımsız tiyatrolar uzaktan da olsa birbirlerini, yaptıkları işleri bilirler.

‘TÜRKİYE’DE TİYATRO YAPMAK HAYATTA KALMAYA ÇALIŞMAKTAN DAHA ZOR DEĞİL!

Peki tüm bu zorluklar, engeller tiyatrocuları, üretimlerini nasıl etkiliyor?

N. A. S.: Türkiye’de tiyatro yapmak, Türkiye’de hayatta kalmaya çalışmaktan daha zor değil. Bir hayal kuruyorsun sonra gerçekleştirmek için çabalıyorsun.

M. Ş. T.: Aslında zorluklar bizi başka türlü bakmaya itiyor. Örneğin hayal ettiğimiz şeyin maliyeti çok yüksek ve şu anda onu karşılayacak durumda değiliz. O zaman dönüştürelim diyoruz. Hayallerimizi var olan koşullarla nasıl gerçekleştiririz ona bakıyoruz. Tiyatro her koşulda hayatta kalmayı öğretiyor.

Orçun Ucal: Öncelikle mobil düşünmek zorundayız her şeyi. Yapmak istediğimiz şeyleri nasıl mobil hale getiririz diye yola çıkıyoruz. Nakliye çok pahalı! Aslında kısıtlanmak üretkenliği tetikliyor. Oradan daha yaratıcı bir şey çıkıyor. Her şeyi çözebiliyorsunuz ama oyuncu meselesini asla çözemiyorsunuz. Oyuncu bütün bu sorunlar, yaşam mücadelesi nedeniyle veya farklı bir nedenle oyunu bırakmak zorunda kaldığında çok zorlanıyoruz. Tam oyununuz çıkacağı zaman gidebilir. Bunların hepsi başımıza geldi şükür.

O. G.: Sahnede dekor, ışık, kostüm… Bu teknik eksikliklerin yerini, harika metinler, dahiyane rejiler, iyi oyunculuklarla doldurmaya çabalıyor Türkiye tiyatrosu. Sahnelerdeki teknik yetersizliklerin yerini, sahneyi yepyeni, zeki, kadife gibi kalemler, kısıtlı imkanları harika sahne kurgularına dönüştüren yönetmenler, terinin son damlasına kadar sahneden inmeyen oyuncular dolduruyor. İstanbul da alternatif sahnelerde seyir zevki düşük oyun izleme ihtimaliniz oldukça zor çünkü bizim boşa yakacak ışığımız yok.

Bunca emek oyunculara para kazanabiliyor mu? Yaşamlarınızı nasıl idame ettiriyorsunuz?

M. Ş. T.: Kazanıyoruz ama sadece tiyatro ile geçinemeyiz. Ben freelance yazılım işleri yapıyorum.

N. A. S.: Ben de henüz geçimimi tiyatrodan sağlayamıyorum. Yaratıcı drama eğitmenliği yapıyorum.

O. U.: Başka ekiplerle de çalıştığım için yaşamımı tiyatrodan kazanarak sürdürebiliyorum.

O. G.: Tüm ekip arkadaşlarımıza her ne olursa olsun sabit bir kaşe veriyoruz. Sanatımızla elimizden geldiğince var olmaya gayret gösteriyoruz.

 

Bu sezon hangi oyunları oynuyorsunuz?

M.Ş.T.: ‘Gizli Emir’ sezonun yeni oyunu. Kadıköy Emek Tiyatrosu ile ortak yapımımız. Melih Cevdet Anday’ın Gizli Emir isimli romanından uyarladık: Bir OHAL romanı aslında. Günümüzle de bağlantıları çok fazla haliyle. Turne tekliflerine de açığız.

N. A. S.: Geçen sezon da oynadığımız Mine Söğüt’ün romanından uyarladığımız, ‘Beş Sevim Apartmanı’nı oynamaya devam ediyoruz bu sezon. Bu coğrafyadaki hayatla baş etme, var olma çabaları üstüne bir oyun.

Gizli Emir

15 Kasım. Cuma 20.30’da Kadıköy Emek Tiyatrosu
24 Kasım Pazar 19.00’da Kadıköy Emek Tiyatrosu –
27 Kasım Çarşamba 20.30’da Kadıköy Emek Tiyatrosu’nda
1 Aralık Pazar   19.00 Kadıköy Emek Tiyatrosu
13 Aralık  Cuma  20.30 Kadıköy Emek Tiyatrosu
21 Aralık Cumartesi  20.30 Kadıkçy Emek Tiyatrosu

Beş Sevim Apartmanı

18 Kasım Pazartesi 20.30’da Kadıköy Emek Tiyatrosu
4 Aralık  Çarşamba 20.30’da Kadıköy Emek Tiyatrosu
11 Aralık  Çarşamba Saat :20:00  İZMİR SANAT KM – KÜLTÜRPARK “İzmir tiyatro festivali”
17 Aralık Salı 20.30 Kadıköy Emek Tiyatrosu
24 Aralık Salı 20.30’da Koma Sahnede