Yeniden inşa, Anı(t)sal Tahribat ve yüzleşme

İzleyicinin gözleri önünde yeniden bir tarih yazılıyor sanki; yarım bırakılmış, bir kısmı örtülü kazı alanında. Sanki yeni bir uygarlığın istilasına uğramış kent ve sıfırdan inşa ediliyor. Tüm kültürel bellek yok ediliyor. Ve sanki yok edilmiş bir kent yeniden canlanıyor. Yeniden inşa ediliyor, restore ediliyor, hatırlanıyor.

Cennet Sepetci  csepetci@gazeteduvar.com.tr

“insan yaşadığı yere benzer
o yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
suyunda yüzen balığa
toprağını iten çiçeğe
dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine”

Edip Cansever

 

 

 

Anadolu Ajansı’nca servis edilen bir haber; Taksim Camisi’nin ince işçiliğinin yüzde 35’i tamamlandı. Detayları ise şöyle haberin:

 

“Mimarlar Şefik Birkiye ve Selim Dalaman imzasını taşıyan 2 bin 482 metrekare inşaat alanına sahip Taksim Camiisi’nin yapımına devam ediliyor.

Kaba inşaatı tamamlanan camide ana kubbelerin ardından küçük kubbelerin kaplama işlemleri bitirildi. Kubbelerin kaplaması titanyum çinkoyla yapıldı.

Caminin alt katlarında bulunan otopark, sergi alanı ve konferans salonundaki çalışmalar da tamamlandı.

Mermer kaplama ve çelik işçilik çalışmalarına ise yoğun şekilde devam ediliyor. Caminin cephe tamamlanma işleminin yarısı tamamlanmış durumda.

Öte yandan caminin 61 metre yüksekliğindeki 2 minaresinin taş kaplaması için iskele kurulmaya başlandı. Şerefelerin tamamlanması için de çelik konstrüksiyon hazırlanıyor.

Çalışmaların hızla devam ettiği camide ince işçiliğinin yüzde 35’i bitirildi.

Cami açıldığında 2 binden fazla kişi aynı anda namaz kılabilecek.”

 

Anıtsal Tahribat / Hasan Pehlevan

Mekan dediğimiz kavramın bellek ile olan ilişkisini hiçe saymak şüphesiz ki mümkün değil ve tabii ki mekan ile belleğin stratejik ve bilinçli kullanımının nelere yol açabileceğini.

Bir mekanın yok edilmesi, dönüştürülmesi ya da tahrip edilmesi eş zamanlı olarak bellekte de benzer değişimlere yol açar. Yani toplumsal belleği değiştirmek, etkilemek veya yeniden oluşturmak için mekanları değiştirmeye başlayabilirsiniz.

Mekan dediğimiz şey, mesela Taksim Meydanı ya da Hasankeyf, bir kimlik ve tarih sahibidir ve bunlar üzerinde yaşayan toplumu da kendisiyle ilintilendirir ve dönüştürür. Toplum mekanları kendi gündelik yaşantıları üzerinden şekillendirirken mekan da bir biçimde toplumun akışını ve gündelik pratiklerini şekillendirir. Sonsuz bir döngü. Birbirine bağlı olan diğer her şey gibi. Fakat her zaman doğal akışına bırakıyor değiliz bu döngüyü. Şehir planlamacılarının da yardımıyla ‘harikalar’ yaratabiliyoruz.

‘İyi’ bir şehir planlaması nelere kadir değildi ki. Yeri geliyor Paris sokaklarında ‘devrim kırıcı‘ olarak kullanıyoruz yeri geliyor Sur’da bir şehrin ve kuşağın belleğine format atmak için. Çünkü kentler dönüşürken içindekileri de kendine benzetiyor, dönüştürüyor, değiştiriyor, sil baştan yaratıyor zihinlerini.

Ve zannediyorum ki tanıklık kalıyor bugün payımıza tıpkı Hasan Pehlevan’ın “Anı(t)sal Tahribat” ta yaptığı gibi. Sanatçı yok edilen, tahrip edilen, dönüşümüne ya da yok oluşuna göz yumulan mekanların izini sürüyor. Yarattığı kurgusal kazı alanında yok edilenlerin peşine düşüp bir nebze de olsa ‘hatırlatmaya’ yeniden bir hafıza oluşturmaya çalışıyor. İzleyicinin canlanacak hatıralarıyla birleşen ‘buluntular’ yeni bir bellek oluşturuyor ve kaybolanı, yiteni bir kez daha koyuyor göz önüne.

Anıtsal Tahribat / Hasan Pehlevan

Delinmiş, tahrip edilmiş kolonlar arasına gizlenmiş mimari yapılar, kumların altına gizlenmiş karolar, bugünden tarihin bir çok dönemine indiriyor insanı basamak basamak. Hem üst üste geçmişliği, dönüşümü hem de tahribatı ve yok oluşu aynı ayda gözlemliyoruz.

İzleyicinin gözleri önünde yeniden bir tarih yazılıyor sanki yarım bırakılmış, bir kısmı örtülü kazı alanında. Sanki yeni bir uygarlığın istilasına uğramış kent ve sıfırdan inşa ediliyor. Tüm kültürel bellek yok ediliyor. Ve sanki yok edilmiş bir kent yeniden canlanıyor. Yeniden inşa ediliyor, restore ediliyor, hatırlanıyor.

Ve Hasan Pehlevan bunu kentin en önemli meydanın yaklaşık 900 metre ilerisinde yapıyor. Meydanda inip ince işçiliğinin yüzde 35’i tamamlanmış camiyle karşılaşıyoruz önce. 2017 yılından bu yana yeni bir bellek oluşturuluyor şehrin göbeğinde yavaş yavaş. Sonra Pehlevan’ın tahrip edilmiş anıtlarına gidip bir yüzleşme yaşıyoruz. Belki de bu yüzleşmeyi salondan çıkıp aynı yolu izleyerek sessizce eve dönerken yaşıyoruzdur.

Sergiden ayrılırken bir yanda sanatçının oluşturduğu kurgusal bellek bir yanda İstiklal Caddesi’nin yeni formu bir yanda Taksim Camii, AKM ve Gezi Parkı ile çevrilmiş Taksim Meydanı. Mekanlar, izler ve katman katman bir bellek…

 


Anıtsal Tahribat / Hasan Pehlevan
5 Eylül – 25 Ekim, 2019

Pg Art Gallery

 

Anıtsal Tahribat / Hasan Pehlevan