Jabbar: Onu pop yapan dinleyici reaksiyonu

'Raf' isimli şarkıyla büyük beğeni toplayan Jabbar, şimdi Deeperise işbirlikli yeni single çalışması 'Uzun Uzun' ve İngilizce versiyonu 'Call Me' ile dinleyiciyle buluştu. Gazete Duvar'a konuşan müzisyen, “Sanatsal baktığınız bir şey çok seviliyorsa pop müzik oluyor. Bu insanların bakışı ve reaksiyonuyla belirleniyor esasında” diyor.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

Müzik piyasasına ‘Raf’ isimli parçayla girdiği günden bu yana zirveden inmeyen Jabbar, yeni single çalışmasıyla müzikseverlerin huzurunda. DJ ve prodüktör Deeperise ile üçüncü işbirlikleri olan ‘Uzun Uzun’ ve İngilizce versiyonu olan ‘Call Me’ dijital platformlar üzerinden yayında. Jabbar’ın özgün vokali, Deeperise’ın sound’u ve düzenlemesiyle şekillenen ‘Uzun Uzun’un sözleri Jabbar imzası taşıyor. 2017’de ‘Raf’, 2018’de de ‘Geçmiş Değişmez’ ve İngilizce versiyonlarıyla yerli ve yabancı birçok müzik listesinde zirvede yer alan, Türkçe elektronik müziğe yeni bir soluk getiren sanatçıların üçüncü birliktelikleri yaza damga vurmaya hazır!
Deeperise ile ilk olarak ‘Raf’ isimli şarkı sayesinde tanıştıklarını söyleyen Jabbar, “Bizim için tutkal gibi oldu. Bizi bir araya getirdi” diyor. Jabbar’la yeni single çalışmasını ve müzik serüvenini konuştuk.

‘MÜZİK SANA SAHİP OLUYOR’

Jabbar isimli grubunuzun üyeleri dağılınca siz solo kariyerinize bu isimle devam etme kararı aldınız. Diğer üyeler başka işler için dağılınca siz solo kariyerinize bu isimle devam ettiniz. Sizin istikrarınızın sebeplerinden bahsetmek isterim öncelikle…
İstikrar mı, aşk mı, bağlılık mı bilmiyorum. İstikrar, zamansal örneklemeler alıp aynı şeyle meşgale ediliyor mu hikayesi. Meşgale edildi müzikle hep. Müzik zaten senin seçiminle çıkarıp geri koyabileceğin bir şey değil. O sana sahip oluyor. Sen de onunla birlikte harmonik bir şekilde uyumlu yaşamak için uğraşıyorsun aslında. Sesler, melodiler buluyorsun. İstikrarın sebebi aşk, çok fazla sevmek. O yaptığın iş gibi görünmüyor ya Konfüçyus’un tabiriyle. Sevmekle ilgili bir şey. Hobinin tutkuya dönüşmesi, tutkunun da hayatın olması. Yaptığın şeyin de bir nevi hayatını simgelemesi gibi bir şey.

Öncesinde poptan reggaeye, hiphoptan rocka birçok türde müzik icra etmişsiniz. Farklı türlerdeki hakimiyet sizin şu anki tarzınıza nasıl katkılar sağladı?
96’dan uzanan bir süreçten başlıyoruz. İlk o bar performansını yaptığım arkadaşlarla çaldığım repertuvar ve o şarkılara hazırlanmak için geçirdiğin zaman esasında o kadar kutsal ki… Seni o sahnelere taşıyan o yolculuk, yaptığın her hamle seni eğitiyor. Afrikalı müzisyenle oturup bir şeyleri paylaşmak da sana katkı sağlıyor. Sen o yolculuğu kendi içindeyken ne kadar algılayabiliyorsun? ‘Ne kadar güzel bir an yaşıyorum şu anda. Oh çok mutluyum, bu beni bir ileriye koyabilecek bir şey’ dediğin bir his. Müzikle ilgili meşgale etmek. Yine oraya dönüyoruz. Her türlü farklı hikayede reggae olsun, pop olsun, rock olsun, glam olsun ne olursa olsun onu iyi yapan örnekleri dinleyip hayatında farklı bir şekilde modellemeye çalışmak çok keyifli. Bir şeyi duyman gerekiyor, bir şeyin seni etkilemesi gerekiyor. Bir şekilde anlamaya çalıştığın bir yolculuk aslında sanatın ta kendisi.

 

‘SÜREKLİ HAREKET HALİNDE OLAN BİR ÇİZGİ’

Farklı tarzlarda müzikle uğraşmak farklı baharatlar kullanmak gibi aslında. Müzisyenler de bunu sana verebiliyor. Farklı bir insanın bakış açısı da seni hiç gitmem dediğiniz bir yere götürebiliyor. O yüzden ekip çalışmaları, farklı janralarda müzik icra etmeye çalışmak odadaki en akıllı insan olmamaya gayret göstermek, hep bir şey öğrenme isteği müzik. O sürekli hareket halinde olan bir çizgi esasında. Bunlara sahip olmak seni heveslendiriyor.

İyi bir müzik dinleyicisisiniz aynı zamanda. Müzisyen olarak dinlemek farkı mı?
Esasında insanlar öyle düşünüyor ama ben buna katılmıyorum. Ben hep Instagram storylerinde bugün ne dinliyorum diye paylaşıyorum. Müzik paylaşılması gereken bir şey. Anlatıldıkça çoğalan hikayeler bunlar. Yeni keşifler, yeni bulduğun şarkılar ve onların esasında başka bir yerde başlayan yolculuğu belki de senin sayende başka bir çift kulağa dahil olabiliyor. Esasında bu bir yolculuk, bu bir hikaye. Seyahati bazında senin de etkilenmen, büyülenmen anlamına geliyor. Müzik denilen şey ‘muse’dan geliyor. Normal şartlarda açıklayabileceğin bir şey değil. Bir sesin başka bir sesle karışımı da seni etkileyebiliyor. O yüzden belki bir yaylayı seviyorsun. Miles Davis’in de dediği gibi: “Sessizlik de soloya dahildir.”

Sen yine sevdiklerinden esinlenirsin, sen yine Neşet Ertaş dinlemeye, o sözlere hayran olmaya devam edersin. Çünkü biz ne dersek diyelim Aşık Veysel, Cem Karaca , Barış Manço hep kulağımızın arkasında duruyor. Çocukluğumuzda, gençliğimizde, ufak yaşlarda dinleyip duyduğumuz, içimize aldığımız, kabul ettiğimiz unsurlar bunlar. Onların söyledikleri atasözü gibi. Bu çok uzun bir zaman çizgisi aslında.

.

2009’dan itibaren deniz ve yelken sevdanız sayesinde dünyanın çeşitli yerlerinde gerek denizci gerek müzisyen olarak çalıştınız. Türkiye’ye dönmemeyi hiç düşündünüz mü?
Yok hayır. Ne iyi hissettiriyorsa onu yapmayı seçtim ben hayatım boyunca. Belki de daha çok çalışmam gerekti bunun için. Ama müzik yapmak hep orada bir yerde vardı. Yelken de deniz de bir şekilde dahil oldu bu sistematiğe. Marmaris’te tanıştığım arkadaşlarım sayesinde. Bu sporun da getirdiği yarış hikayesi. Ve o yarış hikayesinin dönüştüğü bir okyanus seyahati uzun süren yolculuklara da sebebiyet verdi aslında. Ve onun müzikle beraber başka bir yöne evrildiğini de gördüm. Orada da farklı rasyonaliteden insanlarla karşılaşıyorsunuz. Onlar da müzisyen oluyor bazen. Deniz ve müzik sevdalısı insanlar çok uzakta bir ihtimal değildir o insanlarla bir araya geliyorsun. Onların dinlediği şarkılar, onlara senin verdiğin şarkılar… Bu Yeni Zelandalı olabilir, Güney Afrikalı olabilir. Onların da eteğinde bir sürü farklı taşlar oluyor. Onlardan aldığın şeyle kendini başka bir yolculuğa çıkmış gibi hissediyorsun. Bir lisan bir insan ya hani bence bir şarkı da bir insan. Şarkı sizin hayatınıza yeni birini dahil ediyor aslında.

‘ÖĞRENDİM DEDİĞİN AN KAFANA BUMBAYI YERSİN’

Yelkende ne aşamadasınız?
Okyanus geçtim öyle söyleyeyim. Sürekli yarışan bir ekibin parçasıydım. Her sabah antrenmanlara gidilip ayda bir iki yarışılan bir güruhtu aslında bu. Bu tabii ki bir hobi ama profesyonelliğe çevirecek olan şey de sertifikalar. Onlara da özendim ve aldım. Sonra o da bizi başka bir seviyeye taşıdı. Çok yakın bir arkadaşımla Marmaris’ten Karayiplere kadar gittik. 6 bin deniz mili bu. 2 buçuk ay kadar denizdeydik. O tabii final noktası oldu. Ama bumba diye bir şey vardır yelkende o çok hareketlidir seni düşürebilir. Öğrendim dediği zaman bumbayı kafana yersin gibi bir laf var. Kocaman bir öğretmendir aslında deniz, yelken. O takım güdüsü, beraber hareket etmenin verdiği güç, bir elin nesi var iki elin sesi var algısını sana en doğru şekilde öğretir.

Tavır anlamında da, panik yapmamayı öğretmesi anlamında da… Zor koşullarda sakin kalmak, doğru yolu daha sakin kalarak anlatabileceğim bir öğretmen oldu. Şu aşamada çok sıklıkla gidemiyorum tabii ama konser programı denk düştüğü sürece küçük küçük etkinliklere dahil oluyorum.

Müziğe serüveninize dönmek gerekirse… 2017’de Raf’la bir çıkış yaptınız. Öncesinde de aslında müzikle uğraşıyordunuz. Çıkış için neden o kadar beklediniz?
Bu şu anda bir şey yapmalıyım gibi olmuyor aslında. Doğru hissettiğin içine sinen bir şeyi diğer insanlarla paylaşma isteği ve o paylaşımdan doğan ikincil bir paylaşım isteği. O ikincil paylaşımdan doğan bir arkadaşlık ve o arkadaşlığın ürettiği bir şey oldu esasında Raf. Deeperise’a da buradan selam olsun. Nam-ı diğer Mesut. Hala da beraber üretmeye devam ediyoruz. Her gün telefonda görüşürüz. Birbirimizi görmediğimiz zamanlarda en azından yazarız. O sıklıkla görüşmemiz kontağımız da sürüyor. O yüzden iyi bir arkadaşlığı da başlatmış oldu o şarkı.

 

‘RAF, BİZİM İÇİN TUTKAL GİBİYDİ’

Nasıl bir araya gelmiştiniz Deeperise ile?
Şarkının bir kopyasını ben Soundcloud üzerinden paylaşıyorum. Tolga diye bir ortak tanıdığımız vardı. O şarkıyı bir şekilde görüyor ve Mesut’a “Raf diye bir şarkı var. Bir dinlesene çok acayip” diyor. Ertesi gün biz bir araya geldik kahve içtik bir şeyler çıktı ortaya. Yeni fikirler enjekte ettik ama şu dinlediğimiz hale gelmesi çok uzun sürmedi. Bizim için tutkal gibi oldu. Bizi bir araya getirdi. Plak şirketimizin de bizi bir araya getirmesi ve bize inanması da çok mutlu edici. Totalde kocaman bir ekip işi bu. Şarkının o görüldüğü yerden insanlara ulaşmasına kadar geçen o süreyi bildirmek gerekir. Herkese buradan kocaman kucak dolusu teşekkür olsun.

Yakaladığınız müzikal birliktelik hakkında neler söylersiniz?
Bazen bir şeyleri ortaya çıkarmak için çok uğraşırsın. Dersin ki bu böyle olsa çok güzel olacak sağa koyasın, sola koyarsın… Büyük resimde zorla oraya koymaya çalıştığın şey yapbozun olmayan parçası olabilir. Bazen sen ne istiyorsan ona kulak vermeyi öngörüyor esasında bu durum. Bence sevgiden, içine sinmesinden geçiyor. Biz Mesut’la duyduğumuz şeyi birbirimize bakıp kafa sallamadığımız sürece gelmiyor oraya. Ama kafa sallamamız da çok uzun sürmüyor. Mesut’la olan diyaloğumuzda hızlı ilerleyen ve bizi de karşılıklı mutlu eden bir gönül beraberliği söz konusu.

Yeni single çalışmanız Uzun Uzun’un hikayesinden de bahsedelim isterim. Sözlerini de siz yazdınız. Nasıl bir süreçten geçti bu parça?
‘Uzun uzun’ aşağı yukarı 1 senedir proje olarak kafamızda yeri olan bir şeydi. Yineleme albümünün kayıtları sırasında stüdyoda bir şeyler kurcalarken gelmişti kulağıma. Farklı bir şey oldu. Ben zaten çalarken mutlu oluyorsam, bana iyi hissettiriyorsa onu bir sonraki aşamaya getirmek için çabalıyorum. Sonra eve gidiyorum onunla ilgili bir proje oluşturuyorum. Sonra Mesut’la paylaştım ve süreç başladı. Arkada biz hem konser süreci hem de diğer tempomuz devam ederken biz arka tarafta sürekli çalışmaya devam ediyoruz. Hep açık projelerimiz var bizim. Öyle projelerden biri oldu aslında. Beraberinde İngilizce versiyonu olan ‘Call Me’yi de revize ettik.

 

‘İNGİLİZCE VERSİYONLAR DAHA GENİŞ KİTLEYE ULAŞMAYI SAĞLIYOR’

Şarkıların İngilizce versiyonunu yayımlamak sizin için bir konsept haline geldi. Neden bu şekilde tercih ediyorsunuz?
Bu aslında plak şirketimizle kararını beraber aldığımız bir karar esasında. Ortaya çıkan eserlerin farklı mecralarda da yer bulabilmesi ve güzel bir şeyin daha geniş bir kitleye ulaşması için yapılan bir strateji. Hem radyo performansı anlamında sizi de başka türlü yerlerde ve mecralarda çalınabilir hale getiriyor. Biz de bu işi seviyoruz. İngilizce şarkıyı ortaya koyabilmek bizi de mutlu ediyor. Daha farklı bir dinleyiciye ulaşma şansınız oluyor. Bu sürdürmekten çok da zevk aldığımız, sonraki projelerde de sürdürmeyi planladığımız bir strateji oldu.

‘YİNELEME, YENİ BİR PARAGRAF AÇTI’

İlk albümünüz ‘Yineleme’nin üzerinden neredeyse 1 yıl geçti. Nasıl dönüşler aldınız? Beklediğiniz gibi oldu albümün geri dönüşleri?
Yineleme bizim Deeperise ile yaptığımız hikayenin akışındaki bir paragraf gibi aslında. Yeni bir paragraf açmış olduk bu albümle. Yineleme’deki daha akustik sound yapısı ve enstrümanların her birinin canlı çalınmış olması, stüdyo performansı gerektirmesi ve farklı müzisyenler tarafından okunmuş olması esasında ‘Yineleme’yi başka bir yere koyuyor. Benim hep kafamda oluşturmak istediğim, belli yerlerde yaşayan ama daha iyi odalara koymamız gereken şarkılardı onlar. Yineleme böyle bir albüm oldu aslında. Çok beğeniliyor, herkesin sevdiği ve farklı yerden tuttuğu bir şarkı var. Beni bu çok mutlu ediyor. Hep çalışmak istediğim isimlerle çalıştım bu albümde. Universal Musik’te bize yüzde 100 güveni vermiş olmaları bizi sanatsal anlamda daha doğru hareketlere yönlendirdi. Herkes biraz gönlünden o albüme sevgi koydu ve kocaman bir şey oldu. Plağı da basıldı bu arada. Benim 20 yıl sonra da oturup dinleyebileceğim bir albüm oldu. O anlamda çok mutluyum.

 

‘KUŞLAR DÜŞMEKTEN KORKARAK UÇMAZ’

Siz teknolojiyi müziğinize çok güzel enjekte eden bir müzisyensiniz. Bu, herkese kolaylıkla ‘müzisyen’ olma olanağı da sağladı aynı zamanda. Bu geniş havuzda boğulma korkusu yaşadığınız oluyor mu?
Bence müzik renkleri de öngörüyor. Benim veya senin neyi sevdiğin esasında hiç kimsenin problemi değil. Onun bir dinleyicisi varsa ve orada karşılıklı bir tutar söz konusuysa bu tamam bence. Bununla ilgili kimsenin bir şey söylemesine gerek yok. Müzik janraları getiriyor beraberinde. Alt janralar oluşuyor, herkes farklı bir sanat seviyor. Sanatsal baktığınız bir şey çok popüler olduğunda pop müzik oluyor esasında. Buna insanların bakışı ve reaksiyonuyla belirleniyor esasında. Kuşlar hiçbir zaman düşmekten korkarak uçmazlar. O yüzden beni korkutmuyor bu geniş havuz.

Önümüzdeki projelerinizden de bahsedelim mi? Ufukta yeni albüm çalışması var mı?
Üzerinde çalıştığımız çok şey var. Hala açık projeler var. Onun dışında albümde ‘Cesaretsizce Olmuyor’ diye bir şarkımız var. Yine Emre Küçükosman’ın klibini çektiği. Videosu da yayınlandı. ‘Cesaretsizce Olmuyor’ şarkımızın bir akustik performansını yaptık biz yine. Safa Hendem ben ve Memduh Akatay’la beraber. Çok doğal stüdyo ortamında kaydedildi. Ay sonuna doğru yayında olacak.