Hüsnü Arkan, Fikrim Yok'u anlattı: Elbette fikrim var!

Hüsnü Arkan'ın 'Kanat Sesleri' albümünün ayak sesleri gümbür gümbür geliyor. İkinci single çalışması 'Fikrim Yok' isimli parçada Erkan Oğur'la bir araya gelen Arkan, bir şarkı yazarı olarak endişelerini dile getiriyor: Pek çok insanın özgürlüğü hukuksuzca ellerinden alınıyor, gazeteciler dövülüyor, tutuklanıyor. İnsanlar sırtlarında geleceğin belirsizliğini, gelecek kaygısını taşıyorlar. Bir şarkı yazarı olarak bunlardan, ekonomik eşitsizliklerden, savaş tehditlerinden etkilenmemem mümkün değil. Elbette bütün bu konularda benim de bir fikrim var ve zaten bu yüzden endişeliyim.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR- “Yağmur yağar taş üstüne/ Bir yar sevdim baş üstüne/ Sensiz gün doğsa gölgem yok/ Yağmur yağar gül üstüne/ Evvel benim gel üstüme/ Ahirim varmış fikrim yok” Bu sözler Hüsnü Arkan’ın Kanat Sesleri albümünün ikinci habercisi ‘Fikrim Yok’a ait. Sözleri ve sounduyla eşsiz bir uyum yakalayan parça ‘günümüz türküsü’ niteliğinde. Usta müzisyen Erkan Oğur, Arkan’a bu parçada hem sesiyle hem de kopuz, perdesiz gitar ve ebow ile eşlik ediyor. Arkan, bu birlikteliği, “Onun getirdiği soluk şarkıyı başka bir yere, benzerine az rastlanır bir yere taşıdı” sözleriyle ifade ediyor. Arkan’ın kendi plak şirketi olan Tahta Kedi etiketiyle yayımlanan şarkının sözleri de müziği de kendisine ait. Arkan’la müzik serüvenini konuştuk.

‘Fikrim Yok’ günümüzde üretilen şarkılardan sözleri ve sounduyla ayrılıyor. Dinleyiciye ‘zaman makinesi’ hissi veriyor. Bu parça için günümüz türküsü yorumunda bulunabilir miyiz?

Dediğiniz gibi, Fikrim Yok türkü formuna yakın bir şarkı. Son yıllarda bu tür şarkılara daha fazla yöneldiğimi söyleyebilirim. Makamsal, melodik, basitçe bölümlendirilmiş ve sözleri de ekonomik sayılır. Ayrıca şarkıya Erkan Oğur gibi bir usta katkıda bulundu. Onun getirdiği soluk şarkıyı başka bir yere, benzerine az rastlanır bir yere taşıdı. Estetik işinde biçimlerin, modaların birbirine üstünlüğünün olmadığını, herhangi bir hiyerarşinin olmadığını düşünüyorum. Bir de tabii, eski zamanlara, eski yaşam biçimlerine ait söyleyişleri kullanmak bende zamanı tekrar etmek ya da otantikleşmek gibi bir duygu uyandırmıyor. Dinleyicimizle iletişimimizi sağlayan şey müziğin dili. Bu dilin olanaklarından faydalanmaya çalışıyorum.

.

Erkan Oğur farklı çalışmalarıyla Türkiye’nin önde gelen sanatçılarından… Bu şarkıda birlikte çalıştınız. Birbirinden farklı müzikal anlayışların biraraya gelmesi nasıl oldu? İşe başlarken beklediğiniz etki ile bitince arasında neler hissettiniz?

Erkan Oğur fazlasıyla değerli bir müzisyen, sesi de fazlasıyla değerli bir ses. Bu bizim ilk çalışmamız değil. Daha önce Tahir Elçi anısına bir şarkıyı birlikte çalıp söylemiştik. Şarkının başladığı yerle tamama erdiği yer arasında bir fark varsa bunu öncelikle Erkan Oğur yaratmıştır.

‘KENT OZANI YAKIŞTIRMASI HALİMİZİ ANLAŞILMAZ YAPIYOR’

Özellikle son yıllarda ortaya çıkan ve zaman zaman size de yakıştırılan ‘kentli ozan’ kavramıyla ilgili ne söylemek istersiniz? Anadolu ezgilerinin batılı enstrümanlarla icra edilmesi ve geniş kitleye yayılması bir furya mı yoksa genç neslin aradığı yeni bir tarz mı?

Kentli ozan lafı birçok içerik barındırıyor. Kastettiği anlamı bütünüyle açıklayabilen bir kavram mıdır, bilemiyorum. Herhalde şiirle yakın durmakla, içli dışlı olmakla, gerçek insanların gerçek ruh halleriyle meşgul olmakla bir ilgisi var. Bunun bir furya haline gelmiş olduğunu da düşünmüyorum. Kendi payıma, popüler müziğin bir kıyısında değeri olduğuna inandığım şeyleri söylüyorum, karşımda da bir dinleyici grubu duruyor. Bu grup yalnızca yaptığımız işin iyi müzik olup olmadığına bakıyor. Açıkçası kent ozanı yakıştırması, halimizi açıklamaktan çok anlaşılmaz hale getirmeye hizmet ediyor.

‘Fikrim Yok’, sitem duygusuyla yoğrulmuş bir eser. Sanatınızın ortaya çıkmasında ne gibi faktörler etkili oluyor? Fikrim Yok, ismiyle müsemma mıdır?

Bir sitem duygusu varsa bu yaşadığımız çağla ilişkili bir şey. Yaşadığımız çağdan, insan ilişkilerinden, devlet-birey ilişkilerinden memnun olmam beklenemez. Bu ilişkilerin eleştiriden muaf tutulduğu bir dünyada, bir çağda yaşamayı kabul etmek anlayabileceğim bir şey değil. Pek çok insanın özgürlüğü hukuksuzca ellerinden alınıyor, gazeteciler dövülüyor, tutuklanıyor. İnsanlar sırtlarında geleceğin belirsizliğini, gelecek kaygısını taşıyorlar. Bir şarkı yazarı olarak bunlardan, ekonomik eşitsizliklerden, savaş tehditlerinden etkilenmemem mümkün değil. Elbette bütün bu konularda benim de bir fikrim var ve zaten bu yüzden endişeliyim.

‘MÜZİKTEN ÇOK SÖZLÜ GELENEĞE BAĞLIYIM’

93’ten bugüne birçok esere imza attınız ve her yaştan dinleyiciye sesleniyorsunuz. Sanatta ‘zamanı yakalamak’ mümkün mü? Bu durum sizin gibi uzun zamandır var olan sanatçıların yeni arayışlar içinde kaybolma riskiyle karşı karşıya kalmasına neden olabilir mi? Dünden bugüne gelen üslubunuzla ‘yenilik’ nerede, nasıl buluşuyor?

Zamanı yakalamak mümkündür tabii. Zaten insanlar çoğunlukla kendi yaşadıkları zamanın davranış ve düşünce modellerine tabidirler ya da o modellerin gerisinde kalırlar. Eğer dahi ve yenilikçi değillerse müzisyenler de böyledir. Kaldı ki ben kendimi yalnızca şarkı yazarı ve roman yazarı olarak tanımlayabiliyorum. Müzikten çok sözlü geleneğe bağlıyım; tekst metin denen şeyi daha fazla önemsiyorum. Yeni arayışlar dediğiniz şeyi de farklı anlıyorum. Daha minimal, daha basit bir söyleyiş yakalamak, daha samimi olmak ve farklılıklarımı daha iyi ifade edebilmek gibi.

.

‘SANAT DEĞİL BİZ UCUZLAŞIYORUZ!’

Yine bu noktadan devam edecek olursak, endüstriyel müzik, sanatı ‘ucuzlaştırır’ mı? Geniş kitlelere ulaşmanın bir yolu mudur endüstriyel müzik?

Tabii ki öyledir. Gramofonun icadından beri öyledir. Ama bunun sanatı ucuzlaştırdığını düşünemiyorum. Bu sektörün içinde yer alan çalgıcılar onlarca yıl enstrümanlarına çalışıyorlar, kendilerini geliştirmeye çalışıyorlar. Başta klasik batı müziği olmak üzere, repertuarlar ve konservatuarlar olmasaydı yeni virtüözleri dinleyemezdik. Bütün bu zenginlik endüstriyel müziğin içinde cereyan ediyor. Şunu söyleyebilirim; her çağda ucuz ve pahalı işler yapılmıştır. Ayrıca müziğin, hiçbir zaman bizim sıradan hayatımızdan daha ucuz olamayacağı kanısındayım. İki büyük savaştan arda kalan, büyük acılar çekmiş insanların evlatlarıyız. Acılarımızı neyle telafi edeceğiz? Hepimiz bir ya da iki kuşak geri gittiğimizde savaş yoksulu kimliğimizle karşılaşıyoruz. Sanatın ucuzlaşması filan çok umurumda değil. Çünkü sanat ucuzlaşmaz, bir yanı hep dik durur. Biz ucuzlaşıyoruz. İlişkiler ve iletişim ucuzlaşıyor. Bunu parasal anlamda söylemiyorum. İlişkilerimiz ve iletişimimiz ahlaki anlamda değer kaybediyor. Birbirimizin acılarından haberdar olmayı da zaten sanattan, edebiyattan öğreniyoruz. Kısaca endüstriyel müzik dediğiniz şey, bizim sosyal hayatımızın bir parçası. Üstünü karalayıp geçemeyeceğiniz bir şey. Dinleyici profilleri bu çağa özgü insan davranışlarını ve düşüncelerini açıklamaya elbette yetmez. Açıklamak ve anlamak için daha fazla siyasi argümana ihtiyacımız var.

‘DEMLENMİŞ BİR ALBÜM OLACAK’

Kanat Sesleri’ni diğer çalışmalarınızdan ayıran en temel özellik nedir? Dinleyicilerinizi bundan sonrası için neler bekliyor?

Biraz daha demlenmiş bir albüm olacak. Herhalde sonbaharda tamamını yayınlayacağız. Kardeş Türküler’le bir şarkımız yer alacak. Sevgili Gürol Ağırbaş’ın düzenlediği bir Didem Madak şiiri yer alacak. Sevgili Mahmut Çınar’ın bir şarkısı yer alacak. Başka sürprizler de var.