Fularlı kağıt toplayıcısı oyun oldu

Sakallı, pipo içen, pardesülü, fularlı bir kağıt toplayıcısı yıllar önce Taksim Meydanı'nda göründü. Burak Demir ve Cem Kenar yıllar sonra o kişiyi tiyatro sahnesine taşıdı.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Taksim Meydanı’nda beyaz sakallı, pipo içen, pardesülü, fularlı bir kağıt toplayıcısı birkaç dakikalığına Savaş Ay’ın programında görülmüş yıllar önce. Belki izleyenler için sıradan olan o ‘an’ Cem Kenar’ın yıllarca aklında yer etmiş. Kafasında o adamı yaşatmış ve tiyatro sahnesine taşımaya karar vermiş. İsmine de Ferit Rıza demiş. Tanımaya değer bu adam Kenar’ın kalemiyle ve Burak Demir’in oyunculuğuyla ete kemiğe bürünmüş. Şimdi ‘Güzel Bir Gün’ adıyla Kadıköy BOA Sahne’de seyircisiyle buluşmayı bekliyor. Şahsına münhasır biri olan Ferit Rıza, bir saatliğine şu gündemdeki karmaşadan uzaklaştırıyor izleyicileri ve en önemlisi de unutulan insani değerlerin önemine vurgu yapıyor. Oyuncu Burak Demir ve yönetmen Cem Kenar ile ‘Güzel Bir Gün’ü konuştuk.

Cem Kenar

‘EKRAN BAŞINDA KALAKALDIM’

Oyunun hikayesinin nasıl bir arka planı var?

Cem Kenar: 2000’li yılların başında popüler bir programda, Taksim Fransız Konsolosluğu önünde bir adama sorular soruluyordu. Adam kendisine sorulan hiçbir soruya cevap vermiyordu. Yalnızca kameraya bakıp piposundan duman üflüyordu. Sonra bir anda durdu ve o ana kadar kamera kadrajında olmayan kâğıt toplama arabasını alıp Taksim Meydanı’na doğru yürümeye başladı. Ekran başında kalakaldım. 2004 yılından beri oyun yazarlığı yapıyorum. Fakat o adam hiçbir zaman aklımdan çıkmadı. Nasıl anlatabilirim düşüncesi uzun zaman kafamın içinde döndü durdu. Pipo içen, üzerinde trençkot bir pardösü ve boynunda fular takmış bu adam kim olabilirdi? Sonra yazarken Ferit Rıza ortaya çıktı.

‘Güzel Bir Gün’ oyununa siz nasıl dahil oldunuz?

Burak Demir: Cem Kenar yazdığı bir hikayeden bahsetti bana. O dönem de ani bir kararla ‘Köpek’ oyunu son buldu. Son 1 buçuk yıldır tek kişilik oyun yapmayı çok istiyordum. Ben de Cem’i aradım. Oyunu gönderdi ve okuduğumda ‘Tamam, budur!’ dedim. Çünkü çok nahif, insancıl bir şey anlatıyor. Ve benim çocukluğum. Ülkemizdeki olması gereken insan portföyünü anlatıyor. Öğrendiğimiz. Yazıyorlar ya 80 kuşağını… Mahalle kültürü, anne baba kavramı, aile, akraba nedir ne değildir… Bunları anlatıyor. Bir de çok teatral, rejili, ışıklı bir şov istemiyordum. İstediğim şey duygu performansına dayalı ve nahifçe bir şey anlatabileceğim bir oyundu. Hemen Cem’le buluştuk ve oyunu yapmak istediğimi söyledim ona. Prodüksiyonunu da birlikte yaptık. Çalışmalar hemen başladı.

’20 YILLIK TECRÜBEMLE BU KADARINI YAPTIM’

Neden tek kişilik oyun istediniz? Bunu oyunculuk kariyerinizde bir basamak olarak mı gördünüz? Size geri dönüşleri nasıl oldu?

Burak Demir: Kesinlikle bir adım olarak gördüm. Tabii ki oyunun eksiklikleri ve benim eksikliklerim olabilir. 20 yıllık tecrübemle bu kadarını yaptım. Belki 5 yıl sonra bu oyunu sahneleseydim çok farklı bir lezzeti olabilir. İyi mi kötü mü bilmiyorum ama prömiyer sonrası seyircinin dönüşü çok güzel oldu. Çok mutlu oldum. 65-70 dakikalık bir oyun ve sürekli onları ayakta tutup derdimi anlatabilmişim. Ben bu metni 3 yıl önce okusaydım belki ‘Yapamayabilirim’ derdim. Bu herhalde mesleki bir olgunluğa ulaşmakla alakalı. Çok güzel bir tecrübe benim için. Göz göze oynanan bir oyun. Teatral anlamda seyirciye dördüncü duvarı koymama meselesine dayanıyor. Neredeyse interaktife gidecek kadar paslaşmalı, paylaşımlı bir oyun. Ve yapabileceğime inandım. O yüzden de çok çalıştım.

Niko’da da anne Rum baba Türk. Bu benzerlik hakkında ne söylemek istersiniz? 

Burak Demir: Bu gerçekten çok büyük bir tesadüf oldu. Cem bu oyunu 2014’te yazmış. Okuduğum anda annenin dillendirmesinde hiç zorlanmadım. Çok denk geldi. Hiç düşünmedim bile. Hatta Niko’ya benzer mi tedirginliğine de düştüm. Ama benzemedi. Bir Türk Rum’unun konuşmasını ne kadar kırabilirim ki… Niko’da çok beğeniyorlardı benim konuşmamın dozunu. Ben de oyunda da bu rengi kullandım. Avantajını yaşadım diyebilirim. Çünkü Niko çok sevilen bir karakter.

Burak Demir

‘SİYASİ TARİH SADECE FONDA’

Ferit Rıza rolü size neler hissettirdi?

Burak Demir: Bir kere çok içli. Ben de Ankara’da büyüdüm. Bizim siyasetten haberimiz olmazdı, ilgilenmezdik. Ki ben şu an 40 yaşında bir Burak Demir olarak da zaten ilgilenmiyorum. Kim insansa onun yanındayım. Kim adaletli, haklı, hukuklu, ahlaklı yaşıyorsa… Etnik kökeni ne olursa olsun beni ilgilendirmiyor. Biz çocukken de ilgilenmezdik. Bizim çocukken her kesimden arkadaşımız olurdu. Bizim memleketimizi bu etnik kökenlerin, kültürlerin bir arada olması Türkiye Cumhuriyeti yapıyor. E ne oldu da bu hale geldik? Birbirimizi ayrıştırıp ötekileştiriyoruz? Çıkıp insanlarla konuşsan herkes selam verir konuşur. İnsanlar zaten birbirini seviyor. Bunu yapan zaten siyaset. İnsanların böyle bir derdi yok ki. “Türkiye’nin siyasi tarihini neden irdelemiyorsun?” eleştirileri oldu. Niye irdeleyeyim? Ben tarihçi değilim. Onları tartışmak benim haddim değil. Ama ben sadece hatırlatmak istedim. Ders alalım ama insaniyetimizden ders alalım. Anne baba ilişkisi çocuğun yanında nasıl olmalıdır? Nasıl çocuk yetiştirilir? Bir kadına nasıl bakılır? Bunları anlatıyorum aslında. Şu an kadına şiddet hikayesinin geldiği yer ortada. Haberleri açıyorum, izlemek mümkün değil. O kadar acı ki… Ve hala bunlarla uğraşıyoruz biz. Ben siyasi tarihi anlatmıyorum, o sadece fonda kalan bir şey. Tabii ki yaşadığı acılar katlanmış. Çünkü siyasi olaylar tüm çekirdek hayatını,aşklarını,dostlarını kaybetmesine neden olmuş. Aşk, insanı ayakta tutan duygudur her duruma karşı. Diyor ya “Yalnızlıktan hoşlanan ya vahşi bir hayvan ya da Tanrıdır”…

‘Yalnızlık’ size ne hissettiriyor?

Burak Demir: O kadar korkarım ki yıllardır yalnız kalmaktan. Allah’tan 2 tane evladım oldu. Kızım yeni doğdu. Oğlum Kuzey’in artık hayatı boyunca yalnız kalmayacağı bir yoldaşı oldu. Yalnızlık gerçekten Allah’a mahsus. Yalnız olmamalı ve olamayız. “Yalnızlığı seviyorum ben” deyip “Yalnızım ben lanet olsun”a dönen bir sürü insan var. Ferit Rıza’da yaşadığı en temel içgüdüsel duygu olan aşkı hayatının her döneminde yaşıyor. Cem gerçekten naifçe kaleme almış. Siyasetin çekirdek ailede ya da bir insanın duygularındaki etkisi ne olur? Neyi ne kadar bozabilir ya da ne kadar güçlendirebilir? Bunu anlatıyoruz biz.

‘SANATÇININ GÖRÜŞÜ SİYASET ÜSTÜDÜR’

“Sanatçı bir taraf, bir renk olmamalı” diye bir açıklamanız var. 

Burak Demir: Sanatçının görüşü siyaset üstüdür. Sanat bu yüzden vardır. Bu kimi zaman muhalefete yapılabilecek bir hiciv kimi zaman iktidara yapılabilecek bir göndermedir. Sanatçı hayata 360 derece bakar. Sanatçının görevi eleştirmek ,fark ettirmektir. Ebedi Barış’ta da kuvvetli bir metindi. Eleştiren ve irdeleyen… Biz o prömiyeri yaptığımızda Kadıköy’de bomba ihbarı vardı. Benim bir tarafım varsa ben hümanistim. Çünkü yaptığım işin bunu gerektirdiğine inanıyorum. Oyunun bunu anlatması da çok güzel denk geldi.

.

‘UZUN SÜREDİR AYNI SUYLA YIKANIYORUZ’

Türkiye’nin siyasi ve toplumsal olaylarına değinen bir oyun şu dönemde tesadüf mü oldu yoksa tercih mi?

Cem Kenar: ‘Güzel Bir Gün’ 1955 yılından başlayıp bugüne gelen bir oyun… Ben ‘Güzel Bir Gün’ü 2014 yılında yazdım. Galiba uzun bir süredir aynı suyla defalarca yıkanıyoruz. Aslında su kirli ama biz o suyun kirli olduğunu ya kabul etmiyoruz ya da görmemezlikten geliyoruz. Olayları ve zamanları çabuk unutuyoruz. Bir tek anma günlerinde hatırlıyoruz. Bütün acı olayların anımsanması ile ilişkilerdeki ‘Sevgililer Günü’nün arasında aslında fark yok. Acıları ve mutlulukları yılda bir gün yaşıyoruz. Döneme gönderme gibi görünen olaylar aslında kendi döneminde yaşanmış olaylar. Dediğim gibi kirlenmiş suda yıkanıp duruyoruz. Ama farkında değiliz.

‘GELİN SAKLAMBAÇ OYNAYALIM’I ANLATIYORUM’

Bu kadar kutuplaşmanın olduğu bir dönemde çıktı ve siz hassas davrandınız mı oyunu yaparken?

Burak Demir: Tabii ki. Olmak gerekiyor. Mesele birilerini kırmak veya yaftalamak olmamalı. Benim anlattığım şey gelin mahallede toplanalım, saklambaç oynayalım. Gelin yine kadınlarımıza sahip çıkalım, hak ettiği değeri gösterelim. Aşkımızı sahiplenelim… Daha insani olsun. Anne babayı, aile kavramını bilelim. Tabii ki hayat değişiyor. Teknoloji ilerliyor. Her şey daha hızlı. Artık her şey hızlı tüketiliyor. Ama yine de ne mutlu ki bunu farkına vararak yaşayan dünya kadar insan var.

Ferit Rıza’nın annesi, babası ve sevgilisi karton kutudan oluşuyor. 

Burak Demir: Bu adam yaşadığı zorluklardan kaynaklı başka bir boyutta yaşıyor kafa olarak. Bir hayalete dönüşmüş . Aslında toplum tarafından dönüştürülmüş. Anne babayı aşklarını yani hayatını paylaştığı herkesi her yere çiziyor, tüm duvarlara. Baktığı her yerde onları görüyor. Onları yaşamak ve yaşatmak için aklında tutmaya çalışıyor çünkü artık hayatta tutunabileceği hiçbir şey yok. Ve “Benim hayatım pipomun dumanında gizli” diyor. Cem bu adamı görmüş. Biri bir eleştiri yazmış “Bir kağıt toplayıcısı neden böyle giyiniyor?” diye. Bu adam Galatasaray Hamamı’nın önünde görülmüş bir fotoğraf. Elinde piposu, fularıyla. Hatta yıllar önce Savaş Ay’ın programına çıkmış bu adam. Cem adamı merak etmiş. Soramamış da. Ama belli ki bir hikaye var işin içinde ve adam kağıt toplayıcısı.

‘MÜZİK, EN DİKKAT ETTİĞİM KONULARDAN BİRİ’

Oyunun müzikleri çok can alıcı. Müzikler neye göre belirlendi? Bir yönetmen olarak oyunda müziğin önemine vurgu yapar mısınız?

Cem Kenar: Oyunun müzikleri oyunun karakterini belirler benim için… Bu yüzden de oyun yazarken genellikle müziklerini belirlerim. Oyunun adı mesela; Puccini’nin Madame Buttefly operasından bir arya ‘Un bel di’. Güzel bir gün demek Türkçesi… Dramaturjik olarak doğru kullanılması gerek müzik… Doğru zamanda ve doğru yerde kullanıldığında oyun ile bütünlük sağlanır. Hem yazar, hem de yönetmen olarak en dikkat ettiğim konulardan biridir, müzik…

Işıl Çalışkan ve Burak Demir

Tiyatronun ve sanatın gücüyle ilgili neler söylersiniz?

Burak Demir: Benim bir projem vardı. Şu an bir iki dakikalık saat farkını bir yere bırakırsak saat 20:00’de ülkede binlerce salonda irili ufaklı perdeler açılıyor ve bir hikaye anlatılıyor. Yaklaşık 21:30 ve 22:00’ye kadar yarım saatlik süre boyunca bir alkış sesi kopuyor. Binlerce, on binlerce insan aynı anda yapıyor bunu. Çok büyülü bir şey. Sadece Kadıköy’de dünya kadar sahne var. Ne mutlu bize. Ve hepsi dolu. İyi bir şeyler yapıyorsanız zaten hepsi dolu. İyi oyunlara, iyi aktörlere zaten yer bulamazsınız. Yaptığım işi o yüzden çok seviyorum. Tiyatro bir güç, herkese her şeyi fark ettirebilmek için. Bir topluluğu alıyorsunuz karşınıza sadece hikaye anlatıyorsunuz.