Karınca deliğindeki miras: Kyme...

'1930'larda bir köylü tarlasında harman dövüyor. O sırada bir delikle karşılaşıyor. Karıncalar bu delikten buğday aşırıyor. Köylü merak edip bir kova suyu deliğe boşaltıyor sonra neden böyle akıyor bu su diye toprağı eşeleyince küpeleri, bilezikleri, yüzükleri, tacıyla bir iskelet karşısına çıkıyor. Hepsini toplayıp evine götürüp karısına takıyor. Karısı takıp takıştırıp dışarı çıkınca jandarmaya yakalanıyor.'

Nuray Pehlivan  npehlivan@gazeteduvar.com.tr

İZMİR – Aliağa ilçe olarak yaklaşık 40 yıllık bir yerleşime sahip olmasına karşın sekiz bin yıllık bir tarih ve geçmişin birikimine sahip. Aliağa’da bulunan Kyme Antik Kenti M.Ö. 5. yüzyıldan başlayarak Ege dünyasının en önemli kuyumculuk ve mücevher merkezlerinden biri haline gelirken, Kyme’yi de döneminin en önemli kentlerinden biri olma statüsüne taşıyor.

Kyme yaklaşık 20 yıldan beri arkeologlar tarafından gün ışığına çıkarılmaya çalışılıyor. Son yıllarda yapılan kurtarma kazıları ile Kyme Antik Kenti’nin nekropolis (mezarlık) alanları ile kuşatılmış bir kent olduğunu anlıyoruz. 2007- 2010 yılları arasında İzmir Arkeoloji Müzesi tarafından yapılan kurtarma kazılarında ortaya çıkan iskeletlerin antropolojik incelemeleri Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi, Arkeoloji Bölümü Araştırma Görevlisi Dr. Simge Dinçarslan tarafından yapılmıştı. Dinçarslan ile geçtiğimiz günlerde yaptığımız söyleşinin ardından Aliağa’nın tarihi üzerine önemli yayınları bulunan Prof. Dr. Ersin Doğer ile bu çalışmanın sonuçlarını ve Kymelileri konuştuk.

Prof. Dr. Ersin Doğer ile Kymelileri konuştuk…

‘KYMELİLER İÇİN MEZARIN BİR ÖNEMİ YOK’

Kyme’de ele geçen iskeletlerin analiz sonuçları yaşam koşullarının oldukça iyi olduğunu, iyi beslendiklerini ve barışçıl bir toplum olduklarını gösteriyor. Sizce arkeolojik veriler bu sonuçları ne kadar destekliyor?

Antropolojik verilerden Kymelilerin rahat, iyi beslenen bir toplum olduklarını anlıyoruz. Yani kemikler bize toplumun refahını gösteriyor. Bu veriler bin yıllık bir dönemde hangi döneme tekabül ediyor bu ayrı bir konu ama önemli olan burada ele geçen kemikler, antik dönem yazarlarının Kymelilerin refah düzeyine ilişkin verdikleri bilgileri teyit ediyor. Yemeyi, içmeyi, eğlenceyi seven bir toplumdan söz ediyoruz.

İzmir Müzesi’nin Kyme nekropollerinin ne kadarını kazdığını bilmiyorum ama Kymeliler için her ne olursa olsun mezarın bir önemi yok. Mezarlar her zaman basit ve içindeki insanların küpeleri, bilezikleri altın. Büyük mezar yapıları görmüyoruz. Basit taş mezarların içinden çok zengin buluntular çıkıyor.

Kymeliler altına çok meraklı. Buraya yerleşmiş bir mücevheratçılar loncasının varlığını biliyoruz. Yani bugünün kuyumcuları gibi düşünün. Talep olmasa gelmezlerdi. Bütün Helenistik dönem boyunca karakteristik takıları sıklıkla görüyoruz. Kuşkusuz öbür dünya kavramı olmasa bütün bunlar olmaz. Öbür dünya kavramı var ama mezar yapısına önem vermiyorlar. Böyle bir gelenek var.

‘MEZAR YAŞAYANLAR İÇİN YAPILIR, ÖLENLER İÇİN DEĞİL’

Sizce bu durum mezar hırsızlığına karşı bir önlem olabilir mi?

Ben bunun hırsızlığa karşı bir önlem olacağını düşünmüyorum. Hırsıza karşı daha zor ulaşılabilecek mezarlar yaparsınız. 30-40 cm aşağıya koymazsınız. Bu durum Kymelilerin psikolojisi veya ceplerindeki parayla ilişkili bir şey.

Mezarlar, geride kalanlar, yaşayanlar için yapılır; ölenler için değil! Yani mezar, yaşayanları etkilemek için yapılır, ölüyü etkilemek için değil… Ama Kymelilerde dışarıdan bakıldığında ölenin statüsünü anlayacak hiçbir şey göremezsiniz. Bazen mezarın üstünü bile doğru düzgün kapatmıyorlar, belki tümsek bile olmuyor. Ama öbür tarafa altınları ile gidiyorlar. Öbür dünya kavramı olmasa Kymeliler neden altınlarıyla gitsinler? Kymeliler rahatı, mücevheri seviyor, onları da beraberlerinde götürüyorlar. Belki ölen vasiyet ediyor, böyle bir gelenek var. Bunu bilmiyoruz ama bildiğimiz şu ki mezarlar mümkün olduğu kadar basit profil veriyor, yani mütevazı mezarlar.

1930’larda bir köylü tarlasında harman dövüyor. O sırada bir delikle karşılaşıyor. Karıncalar bu delikten buğday aşırıyor. Köylü merak edip bir kova suyu deliğe boşaltıyor sonra neden böyle akıyor bu su diye toprağı eşeleyince küpeleri, bilezikleri, yüzükleri, tacıyla bir iskelet karşısına çıkıyor. Hepsini toplayıp evine götürüp karısına takıyor. Karısı takıp takıştırıp dışarı çıkınca jandarmaya yakalanıyor. Yani düşünün basit bir mezarın içinden çıkan şeyler bunlar, mezarın kapağı bile yok!

‘KYMELİLERİN ENİŞTESİ MİDAS’

Analiz sonuçları eski Anadolu toplumlarında ağır iş yükü göstergesi sayılan patolojik bulguların Kyme’de oldukça az sayıda olduğunu gösteriyor. Siz bu durumu neye bağlıyorsunuz?

Kyme kurulduğundan itibaren bazı bilgiler bize çok fazla at kullandıklarını gösteriyor. Örneğin M.Ö 7. yüzyılda iki yöneticinin birlikte yaptığı bir düzenlemeyi biliyoruz. Bu düzenlemeye göre bir atı besleyebilecek gücü olanlar vatandaş olabiliyor. Yani atla Kymelilerin ilişkisi çok güçlü bir ilişki. İşlerini atlara yaptırıyorlar. Dolayısıyla bu kadar çok atı olan bir toplumun ağır iş yapması, ağır kaldırması mümkün değil. O yüzden Kyme ve at ilişkisi önemli bir ilişki.

Antik kaynaklar Kymelilerin tarımla uğraşan, hayvancılık yapan varlıklı bir toplum olduğunu söylüyor. Kyme M.Ö. 7. yüzyılda çok önemli bir kent. Öyle ki Kyme tiranı Agamemnon’un kızı Demodike’nin Frig Kralı Midas’a gelin gittiği söylenir. Demodike’nin bu bölgede ilk parayı kullanan, icat eden kişi olduğu da biliniyor. Daha da enteresanı Kymelilerin eniştesinin Midas olduğuna dair çok güçlü veriler var.

Aliağa’da yaptığınız çalışmalarda bu söylediğinizi destekleyen herhangi bir veriyle karşılaştınız mı?

Biz bundan 20 sene önce Aiolis bölgesinde yaptığımız bir yüzey araştırmasında çok enteresan büyük blok taşlardan yapılmış piramidal bir anıt mezar bulduk. Defineciler mezarı tahrip ettikleri için bulduğumuzda 30-35 metrelik bir yığın halindeydi.

Herodot ‘Homeros’un Hayatı’ adlı eserinde Homeros’un annesinin Kymeli olduğundan bahsederek Smyrna’dan yola çıkıp Kyme’ye geleceğini söylüyor. Homeros, Larissa üzerinden Kyme’ye geçiyor. Yazar Pseudo Herodot diyor ki; “Larissa ile Kyme arasında büyük bir mezar var. Söylendiğine göre o mezar Frig Kralı Midas’ın mezarıdır.”

20 yıl sonra ne fark ettim biliyor musunuz? Yıllar önce bulduğumuz ve anlam veremediğimiz bu ihtişamlı mezar belki de Midas’ın mezarıydı!

‘KYMELİLER BU KADAR APTAL OLAMAZLAR’

Arkeolojik veriler ve antik kaynaklar Kymelilerin uzun bir zaman dilimine yayılan zengin ve refah yaşamını ortaya koyuyor. Peki, Kyme’nin ekonomik olarak yoksullaştığı bir dönemi biliyor muyuz?

Kymelilerin yalnızca 1. yüzyılda biraz yoksullaştığını tahmin ediyoruz. Biz 1980 yılında Arhippe isimli bir kadının yazıtını bulduk. Ünlü, varlıklı, yardımsever bir kadın olan Arhippe’nin Kyme’nin yoksullaştığı dönemde birçok binayı para verip tamir ettirdiğini biliyoruz. Demek ki o tarihlerde bölgede ekonomik anlamda bir sorun var. Arhippe hastalandığında ise Kyme halkı ona iyilikler diliyor. Hatta altından bir heykelini dikiyorlar.

Aynı yüzyıl Roma’nın iç savaş yıllarına da denk geliyor. Bütün komutanlar ordularını beslemek için Batı Anadolu’yu yağmalıyorlar. Yoksullaşmanın bütün bunlarla bir bağlantısı olabilir.

Kymelilerin dikkat çeken varsıllığını liman kenti olmalarına da bağlayabilir miyiz? Antik dönem yazarları bu konuya dair bilgiler veriyor mu?

Kymelilerden en çok söz eden Strabon diyor ki; “Kymeliler kurulduktan sonra 400 yıl boyunca limanlarından vergi almayı akıl edememişler.” Ben de daha değişik yorumluyorum doğrusu. Kymeliler bu kadar aptal olamazlar.

Akdeniz’den Karadeniz’e giden rota kümenin 20-30 m. açığından geçiyor. Kyme Körfezi içeride. Yani bir şey olması lazım ki bu kuzey-güney doğrultusunda tekneler Kyme’ye uğrasın. Onun için gümrük muafiyeti yapmış olabilirler. Çünkü Kymelilerin alacak ve satacak şeylerinin olması lazım diye düşünüyorum. Bir de şöyle bir durum var. Helenistik dönemin sonundan itibaren Kyme dahil olmak üzere Aiolis, Romalıların eline geçince Romalı valiler Efes’le Bergama arasındaki yolu ıslah ederek taş döşemeli bir yol yapıyorlar. Karayollarına ağırlık verilince deniz yolunun önemi kalmamış dolayısıyla gemilerin uğraması için böyle bir yöntem bulunmuş olabilir.

Epheros’da yazdığı Dünya Tarihi kitabında Peleppones savaşlarını anlatırken, “O sırada Kymeliler de hiçbir şey yapmadan oturuyorlardı” diyor. Yani Kymelileri de anlattığı savaşların hikayesine katacak ama nasıl katsın? Onlardan da böyle pasif bir şekilde oturuyorlar diye bahsediyor.

‘FIKRALARA KONU OLMUŞLAR’

Kymelilerin saflıkları konusunda da bir şöhretleri var…

Evet, Kymeliler antik dönemde biraz saf olarak tanınmaktaydı. Hatta bu konuda bir fikir birliği var. Bu bir anti propaganda mı yoksa gerçekten Kymeliler böyle saf mı bunu bilemiyoruz. Ama Karadenizlilerin, Belçikalıların saflıkları gibi fıkralara konu olmuşlar. Kyme halkının günlük davranışları, olaylara karşı verdikleri tepkiler zaman içinde onlar hakkında uydurulmuş fıkralara dönüşmüş. ‘Kahkahasever’ olarak da tercüme edilen antik çağda derlenmiş fıkralar kitabı Philogelos’da diğer kentlere ve halklara ait fıkraların yanında Kymeliler için derlenmiş 29 adet fıkra anlatılıyor.

O halde sohbetimizi Kymeliler için yazılan bir fıkra ile bitirelim mi?

Kymeli arkadaşını görmeye gitmiştir. Arkadaşının evinin önünde durup ona bağırır. O sırada birisi ‘daha yüksek sesle çağır, seni öyle duyar’ der. Kymeli bu kez “Daha yüksek sesle, daha yüksek sesle” diye bağırır.