Begüm Akkaya: Sanat yapmak işkenceye dönüşmemeli!

Tiyatro, dizi ve sinema oyuncusu Begüm Akkaya, Türkiye'deki dizilerin kalitesinin değerlendirilebilmesi için önce şartların düzeltilmesi gerektiğine vurgu yapıyor. Akkaya, “İş güvenliğinin sıfır olduğu, hayat kalitesinin önemsenmediği bir çalışma ortamına maruz kalıyoruz ne yazık ki” diyor.

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Kuma filminin Ayşe’si, 72. Koğuş’un Dilsiz Suna’sı Begüm Akkaya, şimdi Ajvide Lindqvist’in çok satan romanı ve senaryosunu da kaleme aldığı kült film “Let the Right One In”in sahne uyarlaması “Bırak İçeri Gireyim” ile tiyatroseverlerin karşısında. Zorlu PSM’nin Dot işbirliği ile hayata geçirildiği oyun, gizemli çocuk cinayetlerinin gölgesinde kalmış bir banliyö mahallesinde, dehşet verici ve dokunaklı bir ilk aşk hikâyesini konu alıyor. Oyunda cinsiyetsiz vampir Elias’ı canlandıran Akkaya, performansı ile nefes kesiyor. Elias’ın birçok oyuncunun deneyimlemek istediği bir rol olduğunu belirten Akkaya, bu sayede oyunculuk skalasını büyüttüğünü söylüyor. Dekorun çelik kafeslerden oluşmasının önce kendisinde tedirginlik yarattığını söyleyen Akkaya, “Oyunun başından sonuna kadar dekorla ilişkim hiç kopmuyor ve bu Elias için bedensel bir dile dönüşüyor” diyor. Akkaya ile oyunu ve oyunculuk serüvenini konuştuk.

Bırak İçeri Gireyim’in tiyatro uyarlamasında orijinalinden farkı var mı?

Bırak İçeri Gireyim orijinal adıyla Let The Right One In, John Ajvide Lindqvistʼin büyük ilgi gören romanının sahne uyarlaması Jack Thorneʼe ait. Thorne uyarlamasına ek olarak oyunda yönetmenimizin tercihiyle romanda geçen bölümler de yer alıyor. Hikaye anlatımı filmin veya romanın ritminden bağımsız olarak tiyatro estetiğine ve imkanlarına göre şekilleniyor.

Siz bu projeye nasıl dahil oldunuz?

Sezon başında cast çalışması yapılırken rol için uygun görülen diğer bütün oyuncular gibi seçmelere girdim ve sonrasında projeye dahil oldum. Murat Daltaban, ‘Hayatımın bir yerinde mutlaka çalışmalıyım’ dediğim, Türk tiyatrosuna yön vermiş bir isim. Hem kendisiyle çalışmak hem de sahnede az rastlanan bir hikayeyle yolumun kesişmesi benim için büyük bir ayrıcalık.

Begüm Akkaya

‘ELİAS, OYUNCULUK SKALAMI BÜYÜTTÜ’

Elias oyuncuların deneyimlemek istedikleri bir rol olsa gerek. Bu rolün sizin için önemi nedir?

Elias bir oyuncunun karşısına çıkabilecek nadir rollerden biri. Fiziksel olarak nereye ‘gidebilirim’i bana gösteren, çok katmanlı bir rol. Daha önce tecrübe etmediğim bir disiplin kazandırdı bana. Bunun yanı sıra küçük kız çocuğu görünüşünün aksine güçlü ve vahşi biri Elias. Alışılmışın dışında bir karakter olduğu oyunculuk skalamı büyüttü.

Elias’ın sizi zorladığı zamanlar oldu mu?

Fiziken ve psikolojik olarak daha önce rastlamadığım bir karakter olduğu için oyun çıkana kadar çok zorlandım.

‘YÖNETMENİN KURDUĞU DÜNYAYA BAĞLI KALARAK KARAKTERİ ANLAMAYA ÇALIŞTIM’

Elias karakterine çalışırken filme bağlı kaldınız mı?

Sinemada tercih edilen seçimler sahne üzerinde işlemeyebiliyor. Biçimsel olarak birbirinden farkları var. Yönetmenin sahnede kurduğu dünyaya bağlı kalarak karakteri anlamaya çalıştım.

‘VAMPİRLİĞİNDEN ZİYADE İNSANİ DERTLERİYLE İLGİLENDİM’

Vampir rolünü olabildiğince ‘sade’ bir anlatımla seyirciye yansıtıyorsunuz. Bu sizin için bir tercih mi oldu?

Beni en etkileyen şey, hikayenin sade anlatım biçimiydi. Oyunda da bu naif dilden hiç kopmadık. Vampir olmasından öte Eliasʼın insani dertleriyle ilgilendim.

Rolünüzde doğaçlamanın yeri nedir?

Provalar esnasında sahneleri anlamak için metnin sınırları çerçevesinde doğaçlama yapmıştık. Sonrasında sahneler ve karakterler oluşmaya başladıkça, sahnenin ihtiyacı olan durumları belirlemeye başladım. Böylelikle oynadığım karakterin kendine özgü bir ritmi oluştu.

Bırak İçeri Gireyim’in afişi

‘KORKU RİSK DEĞİL AVANTAJ OLDU’

Korku tiyatroda çok alıştığımız bir tür değil. Özellikle size oyunda büyük rol düşüyor. Bunu risk olarak gördünüz mü?

Korku öğeleri taşıyan metinler, sahnede iyi bir prodüksiyon istiyor. Zorlu PSM ve Dot işbirliği ile çıkan ‘Bırak İçeri Gireyim’in tiyatroda bu türün iyi bir örneği olduğunu düşünüyorum. Yani aslında risk yerine avantaj diyebilirim, bunun sebebi de türün gereklerinin iyi yerine getirilmesi.

‘DEKOR SAHNEDE OYUNCU HALİNE GELDİ’

Sahne dekoru alışılmışın dışında. Oyun, asimetrik ve simetrik şekilde dizayn edilmiş çelik kafeslerde geçiyor. Bu deneyimi bizimle paylaşır mısınız?

Oblique Land’i ilk gördüğümde bu dekorda nasıl oynayacağız diye biraz tedirgin olmuştum. Öyle ki dekor sahnede oyuncu kişisi haline geldi. Oyunun başından sonuna kadar dekorla ilişkim hiç kopmuyor ve bu Elias için bedensel bir dile dönüşüyor.

‘BENİ DÖNÜŞTÜREN HER İŞ ÖDÜL’

Bugüne kadar oyunculuk kariyerinize birçok ödül eklediniz. Bu ödüllerin sizin için önemi nedir?

Ödül almak ‘çalışmaya devam et, bırakma’ motivasyonunun somut bir temsili benim için. Elbette bunun için bir heykelciğe ihtiyacınız yok. Sevdiğim işi yapıyor olmak ve içinde yer almaktan gurur duyduğum, beni dönüştüren her işe ödül olarak da bakabilirim.

‘İNSAN SADECE KENDİSİYLE YARIŞMALI’

Sanatta yarışma fikrine nasıl bakıyorsunuz?

Bana göre insan sadece kendisiyle yarışmalı ve başka iyi oyunculardan ilham almalıdır. Bu şekilde zaten özgün dilinize kavuşup, farklı bir oyuncu olursunuz.

Sizin için dizi, sinema ve tiyatro nasıl bir hiyerarşi içinde sıralanır?

Tiyatro sinema ve diziyi sıralamaktan çok hepsinde ilgilendiğim şey oynadığım karakterler ve işlerin kalitesi. Üçünün de birbirinden ayrı koşulları ve tatmin edici yönleri var.

‘KALİTEDEN ÖNCE ŞARTLAR İYİLEŞTİRİLMELİ’

Şu anki televizyon dizilerinin kalitesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dizilerin kalitesini değerlendirebilmek için önce çalışma şartlarının insani boyuta getirilmesi gerekiyor.

Oyuncular sıkça dizi sektöründeki zor şartları dile getiriyor. Bu konuda siz neler söylemek istersiniz?

İş güvenliğinin sıfır olduğu, hayat kalitesinin önemsenmediği bir çalışma ortamına maruz kalıyoruz ne yazık ki. Daha yeni bir set kazasıyla emekçi arkadaşımız hayatını kaybetti. Bunlarla ilgili yaptırımların uygulanması gerekiyor. Maalesef sektörde buna önem veren çok az işveren var.

Dizilerdeki oyuncuların fiziksel algıya göre şekillenmesi göz ardı edilemez hale geldi. Siz eğitimli bir oyuncu olarak bunu nasıl karşılıyorsunuz? Bu durum sizi nasıl etkiliyor?

Televizyon popüler bir vitrin olduğu için genellikle seçimler dayatılan güzellik algısına göre yapılıyor. Ancak günümüzde artık bu normları yıkan işlere rastlamak az da olsa mümkün.

Kariyer planlarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Özgün bir oyuncu olmayı ve kendime dünyanın her yerinde oyun alanı yaratabilmeyi istiyorum. Bunlar için çalışıp kendimi güncel tutmaya odaklıyorum.