Selen Uçer: 'Güle Güle Diva' tüm kadınların acısını taşıyor

Oyuncu, yazar ve yönetmen Selen Uçer'in yeni oyunu "Güle Güle Diva", geçtiğimiz günlerde DasDas’ın Ataşehir Metropol İstanbul’da açılan yeni yerinde sahnelendi. Sohbet ettiğimiz Uçer, oyunu, “Güle Güle Diva”nın tapılan, yüceltilen hayali şeylere veda etmek, kendi hayatınla yüzleşmek gibi bir önerisi var benim algımda. Bütün kadınların acısını ve komedisini, masum hallerini ve aynı anda bencilliklerini, çaresizliklerini ve bahanelerini tartışıyor bu metin" sözleriyle anlattı.
Selen Uçer

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – Tiyatroda, sinemada ve televizyon ekranlarda sıkça gördüğümüz, Afife Jale, İsmet Küntay, Direklerarası, Sadri Alışık, Adana Altın Koza Film Festivali ve Ankara Uluslararası Film Festivali’nde ödüller kazanmış, deneyimli oyuncu, yazar ve yönetmen Selen Uçer, geçtiğimiz günlerde DasDas’ın Ataşehir Metropol İstanbul’da açılan yeni yerinde, “Güle Güle Diva” oyunuyla izleyici ile buluştu. Firuze Engin’in yazıp yönettiği bu tek kişilik oyunda Uçer, rolden role bürünüyor, bir hikâyeden öbürüne ustaca geçiş yapıyor.

Bin Bir Gece Masalları’na selam çakan, yer yer dramatik, yer yer eğlenceli oyunda Uçer, kadının odağına alarak çağdaş meselelere dair ufak soru işaretleri bırakıyor, izleyicinin zihninde. Uçer’le, oyun ve yaşam üzerine keyifli bir söyleşi yaptık.

Oyuncu için en kısa tanımlamayı, hikâye anlatan kişi olarak yaparsak, “Güle Güle Diva”da pek çok karaktere bürünüp, şarkılar söyleyip, hikâyeler anlattığınızı ve bütünün parçalarını –tek başınıza oynadığınız için- bir başına inşa ettiğinizi söyleyebiliriz. Böylesine kapsamlı ve yorucu bir oyunda oynamayı kabul etmenizin sebebi nedir?

Kabul etmek değil zaten, biz bu oyunu beraber oluşturduk. Beraber düşündük, ben doğaçladım. Firuze (Engin) çeşitli metinler getirdi, oyunda sizin görmediğiniz ama çıkış noktasında bizle olan. Üzerinden karakterler denedik. Bunlardan biri Şehrazat mesela, o Günseli karakterinin en kilit noktası oldu. Yaklaşık bir yıl kadar bir süre üzerine çalıştığımız bir oyun bu. O dönemde benim ailemde hastalar vardı. Oyunun yazarı Firuze de aynı dönemde kendi sağlık problemleriyle uğraşıyordu. Bir gün ben hastane koridorundayım ve onunla mesajlaşıyoruz. Birden bana “Orada gördüğün her şeyi yaz” dedi. Ben gördüklerimi not aldım. O sonra o notları hikâyeleştirdi. Fikri birlikte geliştirdik, sonra o oturdu yazdı ve ortaya “Güle Güle Diva” çıktı.

Valla ben hayatta tek kişilik bir oyun yapacağımı hiç düşünmezdim. Başta gayet gözü kara bir şekilde “Yaparım” demiş bulundum, ama sonrasında provaya başlayınca korktum tabii ama artık kaçışım yoktu.

Belirli bir andan sonra sahnede canlandırdığınız karakter sayısını saymayı bıraktım. Toplamda kaç farklı kişiye can veriyorsunuz?

Günseli, Serpil, Zuhal hemşire, Refiye, Ayşegül, Başhekim Sevilay, Başhemşire, Hediye ve Diva. Arada girip çıkan ablalar, abiler de var onları saymıyorum. (gülüyor)

Şarkıların sözlerini kim yazdı, besteleri kim yaptı? Seslendirme sürecinden biraz bahseder misiniz? Bir de sizin müzikle başka bir ilişkiniz olduğunu, sahneye çıktığınızı da biliyorum. Nasıl gidiyor o süreç?

Oyun afişi.

Firuze Engin yazdı. Ozan Tekin besteledi. Almanya’da yaşadığı için Skype üzerinden demolar gitti geldi. Sonra geldi stüdyoda kayıt yaptık. Şarkılar Diva’nın şarkıları, bütün bu kadınların hayatında bir yeri olan şarkılar. Dolayısıyla kullanımları da öyle. Canlı söylenmiyor, şarkıları dinleyen Aysegül’ü, Refiye’yi, Başhemşire’yi ve tabii ki Günseli’yi ve şarkıların onlara etkisini, hatırasını izliyoruz.

Eser, alt metinde Bin Bir Gece Masalları’na yaslanan yapısıyla, ki oyunun tamamını düşündüğümüzde “hikaye anlatanın ölmeyeceğini” söylüyorsunuz, klasik olana selam çakarken, çağdaş olanı sahneye taşıyor. Anlatıcı olmayı, kişisel olarak hayatta kalmak için mi tercih ediyorsunuz, duranı, kıpırdamayanı harekete geçirmek için mi?

Evet aynen böyle. Anlat ki duyulsun, birilerini anla, birileri seni anlasın, birbirlerini anlasın ve bir yerde bir gün birileri harekete geçsin. Aynen, anlatıcı olmak, biraz hayatta kalma yöntemi benim için. Oyunda Bin Bir Gece Masalları’ndan şu söz var ya “Ölüm korkusundan anlatının üstatlığı doğdu”, işte hastanede ölümle hastalıklarla uğraşırken bu oyun doğdu, bize şifa oldu. İzleyen herkese de öyle olmasını umuyoruz.

Hayatı algılama biçimlerine bir öneri var aslında. Oyunun en sevdiğim cümlesiyle, anlatmaya çalışayım: “Korkularımız, öfkelerimiz hepsi manasız, boş, kuru, sert şeyler, kaya gibi kaya. Ama hayat, öyle elle tutulur, şekli şemali sert bir şey değil” gibi…

Oyun, bir kadının ilk gençliğinden yaşamının son günlerine değin ilerleyen hikâyesinde, bir aşk hikâyesi anlatıyor gibi görünse de, kadın meselesini odağına alıyor. Toplumun kadına biçtiği rol, varoluş kaygısı ve itiraz. Bu toplumun, devletin kadınla derdi ne?

Oyunda ana karakter Günseli. Orta sınıftan, evli çocuklu, üniversiteye gidememiş sonra da sekreter olarak bir yerde işe girmiş bir kadın. Oyundan Diva dışında bütün kadınların derinine girmeye çalıştık. Kadınların kendi merkezlerini kaybedip, başkalarının odak ve seçimleri ile yaşadıklarının altı çiziliyor. Ve oyunun kara komik hikâyesinin içinde de bütün kadınlar kendi dertlerini unutup, hastaneye düşen Diva’ya yardım ediyorlar. “Güle Güle Diva”nın tapılan, yüceltilen hayali şeylere veda etmek, kendi hayatınla yüzleşmek gibi bir önerisi var benim algımda.

Bütün kadınların acısını ve komedisini, masum hallerini ve aynı anda bencilliklerini, çaresizliklerini ve bahanelerini tartışıyor bu metin. Çok da eğlenerek, eğlendirerek yapıyor bunu. Erkeklere de taraflı bakmıyor bence. Bu toplumdaki öğretisi böyle erkeğin gibi ifade ediyor bence metin, yargılamadan. Kızamıyorsun kimseye. ‘Ne yapalım’ repliği mesela her kadın karakterde bir çıkmazda geçiyor. Kabulleniş ve oradan derdini anlatmak…

“Güle Güle Diva”nın dışında metnini sizin yazdığınız “Tutsana Ellerimi” isimli, İncinur Sevimli, Ayfer Tokatlı ve Fırat Doğruloğlu’nun oynadığı oyun da izleyiciyle buluşuyor. O oyun neyi anlatıyor?

“Tutsana ellerimi, benim başıma gelmeseydi, komik bir hikâye olurdu!” oyununu Elit Andaç Çam ve Semih Varol yönetti. Müzikleri Burak Erkul ve Arzu Alsan düzenledi. Ben, “Güle Güle Diva” provasında olduğum için ancak arada danışmanlık yaptım onlara. Oyun, Yeşilçam filmlerinin buluşamayan, olamayan aşklarını, bugünün değer yargıları ile sorgulayan bir melodram taşlaması. Feleğin çemberinden geçmiş̧ şarkıcı Süreyya ve Emniyet müdürü Halil, yıllar sonra “zorunlu” olarak karşılaşırlar. 40 yıllık hikâyelerini, oraya sahne almak için gelen ve bu kara- komik hikâyenin içinde kalan, sosyal medya fenomeni genç̧ ikon-şarkıcı Sibel ile birlikte izleriz. 1980-2016 yılları arası Türkiye’si, dönemin pop müziğinin melankolisi eşliğinde bir film şeridi gibi akar. Bu coğrafyanın oluşturduğu korku ve yetersizlik hisleri ile kendini baltalayan, yan yana durmayı, el ele vermeyi, güç̧ dengeleri içinde gerçekten sevmeyi bilemeyenlerin birbirleriyle yüzleşebilmeleri mümkün müdür? Bir “kırık” aşkın hikâyesi bu… Hepimizin kendi hayatlarımızda ‘Tutsana Ellerimi’ dediklerimize belki de…

“Güle Güle Diva”yı ne zaman, nerede oynuyorsunuz?

Öncelikle DasDas’ta oynamaya devam edeceğim. Sonra Avrupa yakasındaki sahnelerde de olacak. Ulaşabildiğimiz her yere, seneye yurtdışına da belki… DasDas’ta 30 Ocak, 9 ve 28 Şubat’ta Güle Güle Diva ile sahnede olacağım.

Yeni bir proje var mı? Günleriniz nasıl geçiyor?

Var yeni bir film ve yeni projeler ama sürpriz!


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.