Almanya'da literatüre geçen Karagöz ustası

Almanya'nın Grevenbroich kasabasında yaşayan Ali Köken, ülkenin tek Karagöz ustası. Üstelik Köken, Almanya Tiyatrolar Birliği'nin de "Karagöz Ustası" olarak referans aldığı ve literatüre geçen birisi. 25 yıldır hem Türkçe hem de Almanca olarak Karagöz oynatan Köken, "Oyunlarımızın ilk düsturu önce insan olmak. Oyunlarımızda hiçbir şekilde milliyetçilik, din ayrımcılığı ya da belli bir siyasi görüşü öne çıkarmak gibi şeyler olmuyor," diyor.
Fotoğraflar: Adem Erkoçak

Adem Erkoçak  aerkocak@gazeteduvar.com.tr

KÖLN – Soğuk bir Almanya akşamı. Bir yandan sağanak yağmur, bir yandan kuvvetli rüzgar. Küçücük bir otomobilin içinde Grevenbroich adlı kasabaya doğru ilerliyoruz. Köln’den başlayan yolculuğumuz giderek ıssızlaşan, aydınlatması ya da herhangi bir işareti olmayan yollara düşüyor. Rüzgar öyle şiddetli ki, içinde bulunduğumuz o küçük otomobili sağa sola savuruyor. Birden o karanlık, kasvetli akşamın içinden devasa ve ürkütücü bir yapı beliriyor uzaktan. Etraftaki tek ışık kaynağı bu yapı ve bu nedenle olduğundan daha da ürkütücü görünüyor.

Gözümü alamadığım bu yapıya doğru ilerlerken içimden “Umarım bunun yanından geçmeyiz” diyorum. Ama geçiyoruz. “RWE Power Kraftwerk Neurath” adında, Almanya’nın en büyük enerji şirketinin sahip olduğu bir termik santralmiş. Santrali geride bıraktıktan kısa bir süre sonra yerleşimler başlıyor ve rahatlıyoruz.

Fotoğraf: Josef Laus

Ulaşmak istediğimiz kişi Hayali Ali Köken. Hayali, “Karagöz-Hacivat oynatan usta” demek. Ali Köken, Almanya’da aralıksız olarak 25 yıldır Karagöz oynatıyor. İlk 10 senesinde sadece Türkçe sergilediği oyunlarını son 15 yıldır Almanca olarak da sunmakta. Ali Köken, Almanya sınırları içerisindeki tek Karagöz ustası. Ancak usta sözünü sonuna kadar hak eden bir isim. Kendini ve Karagöz’ü sürekli geliştiren, derinleştiren bir isim. Üstelik, UNESCO onun 2005 yılında yayınladığı bir DVD sayesinde binlerce yıllık geçmişi olan bu oyunu literatüre “Türk Gölge Oyunu” diye tescilliyor.

Aslında Ali köken de birçok Türkiyeli gibi Almanya diyarına işçi olarak geliyor. Henüz 22 yaşında yaptığı bir evlilikle adımı attığı ülkede sadece işçilikle yetinmiyor ve Mönchengladbach’ta olan tiyatro akademisini bitiriyor. 1967 Afyon doğumlu Köken, “Türkiye’de Karagöz ustası Mustafa Mert’in talebesiydim. 1983 yılında Karagöz’ün perdesini ilk kez gördüğümde çok büyülü geldi bana,” diyerek başlıyor söze.

‘Hayali’ Ali Köken

“Benim ilk gidişim folklor oynamak içindi. Aynı zamanda folklor hocasıydı ustamız,” diyen Köken kurstaki ilk haftasında hocasının onu ortama kaynaştırma adına yaptığı bir teklifle Karagöz dünyasının içine giriyor: “Hocam bana dedi ki ‘Bu hafta sonu bir gösterim olacak, orada tef çalacak biri lazım.’ Ben de ritme yatkındım, tef de çalardım, darbuka da. ‘Nerede çalacağım?’ diye sordum. O da ‘Bir perde açıyorum, Karagöz-Hacivat oynatıyorum, biliyor musun?’ dedi. ‘Biliyorum’ dedim ama canlı olarak görmemiştim daha. Üstelik 80’li yıllar Karagöz’ün yasaklandığı yıllardı. O yıllarda birçok Karagözcü perdesini gömmüş. Çünkü askeri yönetimdesiniz, her kelimeniz dikkatlice dinleniyor, seyircinin arasında mutlaka birileri oluyor. Dolayısıyla korkarak yapılan bir şey. Mustafa Mert de o yıllarda bu nedenle bir müddet içeride kalmış bir insan. Tabii çıktıktan sonra suya sabuna dokunmayan bir Karagöz oynatıyor.”

Aslında Karagöz oyunu ilk olarak 1972 darbesiyle zedeleniyor. Darbe yönetimi, oyunun çocuklara yönelik olmasını istiyor ve politik hiciv kısmını törpülüyor. “1980 darbesi ise bütün kültür sanat hayatının üzerinden geçti zaten,” diyor Köken ve perdeyle ilk buluşmasını anlatmaya devam ediyor: “Eski bir perde açtı hocam, bu perdenin arkasında bir ışık yaktı. Ben de Karagöz-Hacivat’ın birbirlerine vurmaları esnasında, sahneye girişlerinde filan tef çalacağım. Provalar yaptık ve gösterilere çıkmaya başladım. O güne kadar televizyonda perde önünü gördüğüm Karagöz’ü ilk kez hem canlı olarak, hem de perde arkasından seyrettim. O gösteriler esnasında ses nasıl kullanılır, nasıl oynatılır gibi şeyleri öğrendim.”

Almanya günlerinde buradaki Türklerle buluşup “kültürel faaliyetlerde” bulunan Ali Köken’e eşi bir gün “Kültürel faaliyet diyorsunuz ama ne yapıyorsunuz? Mesela bir çocuklara yönelik bir tiyatro yapsanıza” diyor. Ali köken’in aklına yatıyor bu düşünce fakat “Çocuklarla bir şey yapacağız ama bana bir şeyler soracaklar, ben de onlara anlatmak zorunda kalacağım” diye düşünüyor ve tiyatro akademisine gitmeye o zaman karar veriyor.

Türkiye’de de tiyatro geçmişi olan Köken, “Türkiye’de genelde orta oyunu oynamıştım. Burada da orta oyunları yazdım. Karagöz de orta oyunlarının perdeye çıkmış hali. Bunu temel sayarsak, üstüne de 5 yıllık araştırmam oldu, köylerde nelerin oynandığını araştırdım ve hepsinin birikimiyle bir şey yapmak istedim. Araştırırken önüme çok güzel bir şey çıktı. 1899’da Karagöz’le ilgili Almanca bir kitap buldum. Dr. Georg Jacob yazmış. Bu Karagöz’le ilgili yazılmış ilk kitap. Hazine gibiydi. Hem Karagöz’ü tanıtıyor hem de Kayık Oyunu diye bir oyun var içinde,” diye anlatıyor.

Türkiye’de ise ilk Karagöz kitabı 1936’da Rahmi Balaban yazıyor. Ancak kitabın akıbeti toplatılıp yakılmak oluyor. Gerekçesini Ali köken’den dinleyelim: “Rahmi Balaban kendi imkânlarıyla çıkardığı kitabı bin adet bastırmış. Kitapta yer alan domuz tasviri çok tepki çekmiş. ‘Anadolu’da hayaliler domuz tasviri kullanmaz, bunun adı hınzırdır. Böyle bir şey kabul edilemez’ denilmiş. Kitap toplatılarak yakılmış. Sonra 1944 yılında yine Rahmi Balaban suya sabuna dokunmayan bir kitap çıkartmış.”

Kitap yaktıran domuz figürü… (Fotoğraf: Hakan Aytaş – DHA)

Sonra başka kitapların da olduğunu öğrenen Köken Prof. Dr. Hellmut Ritter’in 1924 yılında yayımlanan ve 15 yıl Karagözcülerin peşinde dolaşarak yazdığı 3 cilttlik eserini duyuyor. Üstelik bu eserin 3’üncü cildi dünyada sadece Ali Köken’de bulunuyor! Ali Köken’in Türkiye’deki Karagözcüleri en çok eleştirdiği nokta da bu, “Okumuyorlar, kendilerini geliştirmiyorlar, nereden çıkardılarsa ‘vıy vıy vıy, bır bır bır’. Hep aynı oyunları dönüp dönüp oynuyorlar” diyor.

“Halbuki,” diye devam ediyor Köken, “Tek başına Karagöz oynatılmaz. Karagözcü tek başına oynatır. Karagöz, Hacivat’ı eline alır, oynatır. Hacivat gider, Laz gelir. Laz gider, Arnavut gelir. Arnavut gider, Kürt gelir. Kürt gider, Acem gelir. Acem gider, Egeli gelir ama Karagöz hep durur. Çünkü Karagöz baş roldür. Bunların şivelerini bilmeniz gerek, girişlerini bilmeniz gerek, her girişin kendine has bir müziği, türküsü vardır, tasvirinde folklorik giysisi belli olmalıdır. Ama Türkiye’de eline öylesine Karagöz Hacivat tasviri alan biri kırk yıllık oyunları ısıtıp ısıtıp oynatıyor. Gelişme yok, kitap okuma yok. Sadece bir perde açayım, 3 kuruş cebe atayım var.”

“Bir usta 20-25 tane karakteri canlandırabilmeli. Güncellik ve hazır cevaplığın yanında tarihi, kültürü, sanatın ne olduğunu iyi bilmeniz gerekiyor,” diyen Köken’e göre, “Karagöz oyununu sadece Karagözcüler yazabilir.” “Çünkü,” diyor “seslendirme olsun, hareket verme olsun bir insan kendi sınırlarını bilir. Aziz Nesin’in 1977’de yazdığı ve ödül de almış bir kitabı var: Üç Karagöz Oyunu. Ama bunu kimse oynatamadı. Ben de denedim ama olmadı. Çünkü karakterler, konuşmalar perdeye taşıdığınızda Karagöz’ün ritmine uymuyor. Oyun çok güzel ama oynatılmıyor maalesef. Çok da sevdiğim bir yazar aslında.”

Ama Almanya’ya gelip de Karagöz oynatmak istediği zaman Köken’in elinde ne perde varmış ne de bir oyun. “En önemlisi tasvirim yoktu. Üstelik burada Karagöz’ü tanıyan insan sayısı çok az,” diyen Köken devam ediyor: “Sonra dedim ki kendim Karagöz Hacivat çizeyim, plastikten bunları yapayım, bir perde bulup değneklerle oynatayım. Bir iki denedikten sonra ‘bunu seyirci karşısında yapmak gerek’ dedim. Tabii buraya göre bir oyun yazmak gerek. Buradaki Türklerin farklı bir Türkçesi var. Ona göre bir şey yazdım. Burada bir cami var, oraya gittim derdimi anlattım. Hoca bir pazar günü anons etti ve ben yaklaşık 120 kişi önünde ilk gösterimi yaptım. Açıkçası o kadar güzel bir tepki beklemiyordum, sonuçta acemiyim. O tepkiyi görünce bu işin olacağını anladım. Fakat nasıl geliştirmek gerekecek, hummalı bir araştırmaya başladım.”

Araştırma faaliyetlerinden yukarıda bahsettiğimiz Köken, “O dönem Türkiye’deki Karagöz ustalarına yazdım, aradım. Tasvir yapmak için deri lazım çünkü ve bunun bulmak çok zor. Türkiye’deki ustalardan ‘Ben sana niye vereyim’ ya da ‘Sen bana bir turne ayarla ben oynatırken gör’ gibi yanıtlar alıyorum. Yahu benim sıkıntım oynatmak değil ki, materyal,” diyor.

“Baktım olmayacak, soğuk suya atlayıp yüzmeyi öğrendim. Perdeleri değiştirdim, yeni tasvirler, yeni oyunlar ekledim,” diye anlatan Köken, “1999’a kadar bu şekilde hep Türkçe gösteriler yaptım. O yıl beni yine bir gösteriye çağırmışlardı fakat salona girdiğimde en ön sırada Almanların olduğunu gördüm. Belediye başkanından papaza mülki erkân gelmiş. Oyunlarımız doğaçlamaya dayalıdır aslında. Mesela dört sayfa oyun yazarız ama onu bir saat oynarız. Fakat orada birden Almancaya dönemedim. Türkçe olarak yaptım gösteriyi. Ama o gösteriden sonra Karagöz’ü Almanca da oynatmayı düşündüm,” diye devam ediyor.

“Alman seyirci, tiyatro kültürü olarak gelişmiş bir seyirci. Artı, Almanlar değişik kültürlere karşı da açıklar. Türk sanatı, şu sanatı, bu sanatı demiyorlar. Öncelikle bir sanat yapıtı diye bakıyorlar ona,” diyor Ali Köken: “Oyunda verdiğimiz mesajlar zaten evrensel, tüm insanlara hitap ediyor. Zaten oyunlarımızın ilk düsturu önce insan olmak. Oyunlarımızda hiçbir şekilde milliyetçilik, din ayrımcılığı ya da belli bir siyasi görüşü öne çıkarmak gibi şeyler olmuyor. Bunlarla ilgili bir oyun oynamıyoruz. Bu tutumumuz dikkat çekti. Derken Almanlarla birlikte bir turne ayarladık. Sonra yurt dışı turnelerine başladım. İlk olarak Hollanda’ya gittim. Sonra Fransa, İsviçre, Avusturya, Belçika gibi ülkelerde gösteri yaptım.”

Adem Erkoçak ve Ali Köken (Fotoğraf: Fatma Yağmur)

Köken, Karagöz’ü sadece Türk kültürüyle oynatmadığını söylüyor: “Mesela, operacı bir kadın ekledim, bir piyanist ekledim, balerin ekledim, herkes hem gülsün hem anlasın hem de unutmasın diye şişman bir balerin yaptım. Herkes ondan balerin olmayacağını düşünürken bale yapmaya başlıyor. Türk müziğinin yanında Avrupa müziğini ekledim. Birçok hayvan figürü ekledim. Türkiye’de nesli tükenen Anadolu flamingosunu perdeye taşıdım. Yine nesli tükenen gök yılanı perdeye taşıdım. Tarım ilaçları yüzünden nesli tükenmiş ve zararsız bir hayvan. Sadece onları değil onlarla bir hikâye de taşıyorum perdeye.”

Gök yılan ve Anadolu flamingosu

Türkçe Karagöz oynatmakla, Almanca oynatmak arasında ufak farklılıklar oluyormuş: “Dünkü oyunum, 45 dakika Almanca, 45 dakika Türkçe’ydi. Yar bana bir eğlence’yi Almanca söyleyemiyorsunuz mesela. Ya da Almanca oynarken Karagöz’ü direkt sahneye indiriyorsunuz ama Türkçe oyunca yavaş yavaş, önce kafasını gösterip çıkarıyorsunuz.”

“Oyunlarda dört coğrafi bölgeye ait şeyleri kullanıyordum. Bir oyunumda dediler ki ‘halay niye yok?’ Ki halay Karagöz’de çok zordur, tutması, figürlerin sayısı… Ama ‘söz’ dedim, ‘yapacağım’ ve yaptım da. Bu tip yenilikleri oyuna katmayı seviyorum ama maalesef tasvirlerim Türkiye’deki Karagözcüler tarafından hep kopya edildi. Usta ustadan esinlenir ama onlarınki hazıra konmak. Karagöz’ün doğum günü diye bir oyun yazdım 2014 yılında. 2015’te İyi ki doğdun Karagöz diye Türkiye’de bir Karagöz ustasının ‘ben yazdım’ diye bire bir aynı, sadece ismini değiştirerek oyunu oynattığını gördüm.”

Şişman balerin ve opera sanatçısı

“Almanya’da 19 tane müzede Karagöz tasvirleri var. Çok eski tasvirler bunlar. Ve bunlar, hiçbirisi Türkiye’de olmayan tasvirler. Köln Üniversitesi Tiyatro Bilimleri Müzesi’nde 200 tane tasvir var. Bunlar saray Karagözcülerinden sokak göstericilerine kadar çeşitlilik gösteriyor. Hatta sokakta yapanlar deri bulamamışlar, köpek derisinden yapmışlar tasvirleri,” diye anlatan Ali Köken ise tasvirlerini evde yapıyor.

“İyi bir tasvirin yapımı 15 gün sürüyor,” diyen Köken “Boyayı kendim çıkarıyorum, deriyi kendim kesiyorum, çizimler bana ait. Kök boyasıyla yapıyoruz. Deri tasvir evladiyelik,” diyor ve ekliyor: “Karagöz’ün boyu standart, 23 santim. Bütün Karagözleri 23 santim yapmışlar, yani bir karış. Ama benim Karagözlerim 2 boy, 46 santim. Çünkü büyük bir salonda küçük bir perdede en arkadaki seyirci nasıl görecek? Ama oynatması zor çünkü figürler ağır oluyor, yorucuymuş. Bunu yaşayınca ‘demek ki bu yüzden büyük yapmıyorlarmış’ dedim.”

Ali Köken, kendisine yapılanın tersine telefonla, sosyal medyadan kendisine ulaşanlara bildiklerini anlatıyor. Bu sayede Türkiye’de Karagözcüler yetiştiren Köken, Almanya Tiyatrolar Birliği’nin de “Karagöz Ustası” olarak referans aldığı birisi. Ali Köken, ayrıca Alman Devlet Tiyatrosu’nda da workshop’lar yapıyor. “Herkes Türkiye’den hediyelik eşya ya da yiyecek getirir ama ben hep kitaplarla geldim,” diyen Ali Köken hiç durmadan kendini yenilemeye, geliştirmeye devam ediyor. Ona “neden bu kadar uğraşıyorsun” diye sorduğumda “Babama bu işi yapacağımı anlattığımda ‘İyi yapın o zaman, layıkıyla yapın,’ dedi. ‘Bırak bu işleri’ de diyebilirdi. O benim için büyük bir destekti. Onun söylediğini yerine getirmek için,” diye yanıtlıyor.

Eşi ve ikisi de üniversitede okuyan oğullarıyla birlikte, atölyeye çevirdikleri evlerinde Karagöz’ün uzun tarihini günümüzle birleştirmeyi başarmış ve literatüre geçen bir ustayla tanıştığım için şanslı sayıyorum. Her ne kadar dönüş yolunda da o korkunç termik santralin yanından yine geçecek olsak da!

Not: Bana Ali Köken’den bahseden, bahsetmekle kalmayıp o fırtınalı akşamda aracıyla eşlik etme inceliğini de gösteren Fatma Yağmur’a sonsuz teşekkürler…