Ozbi: Biz alıştık ama tüm bunları tarih kaldırmayacak

Ozbi, yeni albümü 'Serserilik ve Şiir' ile müzikseverlerin karşısında. Albümde 'Sonunda Delirdik' isimli parçasıyla baskı düzeninin delirttiğini anlatan müzisyen “...Olan bitene bakınca 'Cidden delirdik de yoksa farkında mı değiliz biz?' diye sorası geliyor insanın. Bu kadar yalan, dalavere, pespayelik ve ikiyüzlülük... Biz kaldırabiliyoruz şimdilik alıştık ama tarih kaldıramayacak bu durumları” diye konuştu.
Rapçi Ozbi

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Rap müzisyeni Ozbi’yi Gezi eylemleri sırasında çıkardığı ‘Asi’ isimli parçasıyla hatırlarız. Yazım biçimi ve lirik anlayışıyla rap’i bir şiir türü olarak yansıtan müzisyen, ‘Altın çağında’ dediği bu müzik türüne kendi rengini katıyor. Müziğini kendine has tiyatral üslubu ile dinleyiciye sunan Ozbi, Halk Edebiyatı ve Rakılı Live Serileri’ne yeni albümü ‘Serserilik ve Şiir’i ekledi. Sert kalemini ve sivri dilini toplumcu gerçekçiliğin etkisinde bireysel ve dışavurumcu bir anlatım biçimiyle birleştiren Ozbi bu albümle hiciv ve alaycılığı aşkın yarattığı yaşam tutkusuyla beraber işliyor. 10 parçalık albümde tek konuk sanatçı, yıllardır birlikte rap yaptığı Frank Somay. Ozbi ile çocukluğundan günümüze ulaşan serüvenini konuştuk.

Nurtepe’de doğup büyümenizden kaynaklı “Politik olmadım, politik doğdum” diyorsunuz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Nurtepe, sosyalist örgütlerin kurtarılmış bölge olarak niteledikleri bir yer. Okmeydanı, Gazi Mahallesi, Armutlu gibi. Bu tarz bir yerde doğup büyüyenlerin ilk kanıksadığı şey duvar yazıları olur mesela. Sokaklarda oyun oynarken duvardaki yazıyı artık kanıksamış oluyorsun. Ardından eylemler, protesto yürüyüşleri oluyor ve sen arkadaşınla beraber eğlenmeye gider gibi o yürüyüşlere katılıyorsun. Genelde eylemlerde suratına en çok gülümseme yakışan ağbiler ablalar oluyor. Megafonla bağıran ve ona eşlik eden komşun, bakkal, kasap, manav, esnaf ve yine yaşam devam ederken tanıdığın insanlar. Onların yavaş yavaş yok oluşları, kavgalar, silahlı kavgalar, bıçaklı kavgalar, polis sirenleri, kovalanan, saklanan insanların öldürülmesi, hapse atılması, yurt dışına kaçması ve ailelerin sürekli bir koruma içgüdüsü ile hareket ederek devlet politikalarına karşı tavır alması ve hiç bitmeyen bir direnç…

Her şeyden önce bir şeyin, bir şeylerin içinde ve kalabalık hissetmek bu. Bunların içinde büyümek politik bir tutumu kanıksama haline dönüşüyor. Bu yüzden de bu tür mahallelerde doğanlar özellikle 80’ler ve 90’ların başında doğanların bir çoğu politik bir tavrın içine doğmuş olduğundan öyle bir şey söyledim.

Ama temelde “Ben bunları yarı yarıya yaşadım” diyebiliriz. Çünkü olaylar en çok yazın yaşanıyordu ve annem biz olaylara karışmayalım diye yazları dedemin Silivri’deki yazlığına kaçırıyordu bizi. Bütün çocukluğum boyunca kışın Nurtepe varoşlarında, yazları da Silivri’deki küçük burjuva yazlığında geçirdim. Kültürler hemen hemen benzese de birbirinden farklı iki dünya vardı hayatımda. Fakir ve zengin arasındaki farkları yaşayarak keşfetme imkanım oldu. 17 yaşıma kadar böyle geçti. Sonra bir yaz bilgisayar almak için Bodrum’da çalıştım ve sonrasında da hep müzik için, sadece kendi müziğimin hayali için çalıştım.

Eğer annem bu şekilde müdahale etmeseydi ve ben hayattaki önemli olma ihtiyacımı müzikte bulmasaydım büyük ihtimalle ya hapiste, ya mezarda ya da yurt dışına kaçırılmış olabilirdim…

.

Gezi eylemleri sırasında yayınlanan ‘Asi’ isimli parçanızla geniş kitlelere ulaştınız. Bu parçanın sizi ve müziğinizi doğru yansıttığını düşünüyor musunuz?

Doğru yansıtıyor da sadece tek başına asi değilim ben. Onu yazan, tasarlayan, müzikal tavrını ve rap’leri sanki bir metnin tiradına yaklaşıyormuş kaydedip nasıl oynayacağını belirleyen kişiyim de. Sonrasında çıkardığım Halk Edebiyatı albümünde Asi’nin altını doldurma fırsatı buldum. Bir çok şey yazdım, çizdim, söyledim ama geç kaldık biraz ve en çok Asi kaldı akılda haliyle. İlk günlerden kalan bir çok dinleyicim var fakat farklı bir sürü şey yapacağımı, yapabileceğimi fark ettiremedim o sıralar. Ama sonrasında az da olsa güçlü bir kitlenin desteği ile Rakılı Live serilerini yaptık ve yavaş yavaş bir sanatçı kimliği oturmaya başladı. Ve üretmeye devam ederek dinleyenlerin, izleyenlerin gözünde bir yerden başka bir yere taşındık.

Albüme “Serserilik ve Şiir” demişsiniz. Serserilik ile şiirin buluşması albümde nasıl hayat buluyor?

Şarkıları ikiye ayırabilirseniz bunun sonucuna varabilirsiniz aslında: Popüler Fetiş, Kafan Güzel Mi Öyle, Sonunda Delirdik, Doymayanlar, Bugün Ölmem Serserilik. Sonra da: Yağmurla Düştüm, Ayin, Bana Yol Söyle, Gökyüzüne Uzan, Ölmezsem Ben Şiir.

Yani aslında kapak tasarımına ve klip çekimlerine kadar her şeyi ile bunu belirgin hale getirecektik ama albümün çıkışı gecikecekti. İmkanlar el vermiyordu ve böyle belirsiz sunmaya karar verdik. Zaten dinleyiciler çok merak ediyordu o nedenle albümü, artık çıkarmamız gerekiyordu. Biz de dinleyicinin kendi algısına bırakmayı seçtik.

Serseri aslında toplumsal baskının beni getirebileceği noktayı, pervasız ve fütursuz bir hale gelen marjinalliğimi betimliyor, şair ise yaşamı nasıl kucakladığımı ve yaşadığımı.

Albüm hazırlık aşamanızdan bahseder misiniz?

Albümü kendi ev stüdyomda aynı sahneyi paylaştığım Enver Muhamedi (Bass) , Cihan Tanrıverdi (Gitar), Barış Mert Peker (Klavye) ile beraber tasarladım. Canlı davul yerine elektronik davul ve elektronik sesler kullanarak biraz daha dijital, ambiyansı güçlü şarkılar oluşturmaya çalıştım. Düzenlemeleri sözlerle aynı kompozisyona sığabilmesi açısından ben tasarladım. Elimizde ne varsa, imkanlarımız neye yetiyorsa o şekilde bir albüm yarattık. Mix ve Mastering konusunda Barış Mert’in desteği ile bir yerden bir yere taşıdığımız bir sound çıktı ortaya. 5 aylık bir dönemde elimizdekiler bunlardı, biz de fazlasını aramadık. Sözleri yazarken de ne geldiyse onu çıkardım. Kendi kafamı yaşadım diyebiliriz…

‘HEDEF TAHTAMDA FEODALLER VE TABULARI VAR’

Popüler Fetiş isimli şarkınızda “Ben bir serseri mayın! / Dokunanı yakar, sakınana batar, okuyana kadar…” diyorsunuz. “Şehrin serseri çocuğu” tanımlamanızın bir nevi açıklaması olmuş bu sözler. Bu cümlelere, tabuların kırılması gerektiğine dair hayata karşı duruşunuzun açıklaması diyebilir miyiz?

Diyebiliriz tabii ki ama bu sözlerden çok genel olarak benim hayattaki tavrım onu daha bir ortaya seriyor. Feodal kültürün yarattığı tabular ve onun içine sıkışmış hayatları yaşıyoruz bir çoğumuz. Bu tabuların açtığı yaraları anlatırken de bazen direkt, bazen de dolaylı olarak eleştirdiğimi anlıyor insanlar. Sistemin birçok çarkına parmak atıyorum ama çoğu zaman hedef tahtamda feodaller ve tabularının olduğu belirgin bir gerçeklik. Sanırım bireysel olarak çilesini çok çekmiş olmam yansıyor…

Rap müzik ile şiir arasında nasıl bir bağ var?

İngilizce sözlüklerinde ağır eleştiri, saldırmak gibi anlamları olan bir kelime. Hani biz ilk öğrendiğimizde sadece müziğe bırakmıştık kendimizi ama sonradan bakınca Rytmik African / Amerikan Poem’in kısaltılması çıkmıştı karşımıza. Olur mu olur tabii ki ama sosyolojik bir bakış açısıyla bakarsak aslında; büyük ihtimalle Amerika varoşlarındaki djlerin plakları tekrarlatarak buldukları yöntemle dansı başka bir noktaya taşıması ve sonrasında bir MC ile insanları coşturması esnasında kimse rap demiyordu ismine. Sanırım ne zaman ki sokaktaki dertler anlatılmaya başlandı o zaman ismine rap yapmak ağır eleştiri yapmak dediler. Buradan doğmuş olabilir belki.

Önce hiphop kültürü DJ müziği ve break dance ile doğdu. Sonra MC’ler eklendi ve görevleri dans edenleri coşturmaktı. Sonra bu yayılmaya başladı ve bir rekabet oluşmaya başladı ve MC’ler ne kadar iyi ise o kadar insan çekiyorlardı. Ve bunun da alternatifleri oluşmaya başladı. Bazıları sokaklardaki problemlerden bahsetmeye ve bunları eleştirmeye başlayınca basit bir mantıkla ismine rap demiş olabilirler. Hatta birbirlerini bile eleştirenler var olmuş olabilir. Çok emin değilim tabii ki bunun üzerine iyi bir araştırma yapmak lazım ama Netflix’in Get Down dizisi beni çok etkilemişti. Masalsı bir dille rap müziğin doğuşunu anlatıyor. Bugüne kadar ki bildiklerime o dizi de eklenince ve kelimenin kökünde ağır eleştiri anlamı yatınca basit bir mantıkla kafam buraya çıkıyor. Ama tabii aslında neye dayanırsa dayansın temelde rap her türlü bir şiir türüdür…

‘HAYATTA BİR DERDİN YOKSA YAPTIĞIN RAP OLMUYOR’

Her iyi rap şarkı sözü yazarı aynı zamanda iyi bir şair midir?

Şiir biraz çetrefilli bir meziyet. Ama rap müzik temelde hiphop kültürüne dayanan ağır eleştiri müziği ise mantığa göre rap yazan biri de eleştiri yapan bir şairdir. Ve hayatta bir derdin yoksa yaptığın temelde rap olmuyor maalesef. Yani derdi sadece dans ettirmek olan rapçiler var ama rapçi tanımı buna uygun düşmüyor. “MC’yim” diyebilirler. Ve bu tanıma uygun bir şekilde bakarsak rapçi temelde şairdir ama yaşamsal bir derdi yoksa ki: Bir sanatçının, bir derdi gerçekliğe dayanarak estetize etmek gibi bir kaygısı yoksa o zaman tüketim toplumunun bir metası haline dönüşebilir. Bu da onu ne rapçi yapar, ne de bir sanatçı. Tabii burada kelimeler ve anlamlar çok mühim değil aslında. Hiç bir şey olduğu gibi kalmıyor, sürekli bir devinim halindeyiz. Bir kelimenin değişip dönüşmesi kısıtlamak gereksiz geliyor bana. Sadece tanımları açtım. Rap yapmanın, yani ağır eleştiri yapmanın ritmik şiire dönüşmesi, buraya varması çok yadırganacak bir şey değil…

‘BİZ ALIŞTIK AMA TARİH KALDIRMAYACAK…’

‘Sonunda Delirdik’ isimli parçada bulunduğumuz baskı düzeninin artık bizi delirtmeye başladığını anlatıyorsunuz. Sahiden de delirdik mi?

Sonunda delirdik aslında içinde bulunduğumuz durumun hiciv ile abartılı bir betimlemesi. Ama yani olan bitene bakınca “Cidden delirdik de yoksa farkında mı değiliz biz?” diye sorası geliyor insanın. Bu kadar yalan, bu kadar dalavere, bu kadar pespayelik ve ikiyüzlülük yani bilmiyorum biz kaldırabiliyoruz şimdilik alıştık ama tarih kaldıramayacak bu durumları.

Rap müziğin bugün geldiği yeri nasıl anlatırsınız?

Altın çağını yaşıyor diyebiliriz…

“Hızlı rap iyidir” düşüncesinin değiştiği artık esnekliğin arttığı bir süreçte olduğumuz düşüncesine nasıl bakarsınız?

Sormaya çalıştığın şeyin neyi kastettiğini anlayabiliyorum. Ezhel ile bir esneme gelmiş gibi duruyor ama o esneklik değil aslında daha çok müzikal bir yapı eklendi olayın içine. Ezhel vokalini bir enstrüman gibi kullanabildiğinden ve armonik bir yapı ile şarkı söyleyebildiğinden öyle hissettiriyor. Esneklik tam karşılamıyor bu durumu. Rap’in müzikal bir bütünlüğe taşınması aslında. “Hızlı rap’ten armonik rap’e mi geçtik?” diye sorsan daha doğru olur. Bu hızlı rapin değiştiği anlamına da gelmiyor. Bu sefer müzikal bir değer taşıyan hızlı rap’ler yapılmaya başlandı. Yeni nesil rapçiler bunu çok iyi yapıyor ki Ceza bunu yıllarca çok iyi yapmıştı. Şimdi sahnede daha bir başka halini yapıyor. Ama tabii melodik yapının daha ön plana çıktığı bir dönemde olduğumuz da bir gerçek. Bu durum şunu hatırlatıyor bana. Eskiden ritim tutamayan rapçiler eleniyordu şimdi ise ritim tutabilen ama kulağı akor ve melodi duymayan, entonasyon problemi yaşayan rapçiler elenecek gibi. Bilmem hep beraber göreceğiz.

Müziğinizde son dönemde birçok rap müzisyeninde olduğu gibi diss yok. Artık birlik olma zamanı mı ne dersiniz?

Benim müzikal tavrımda ağır eleştiri, ciddi sistem eleştirisi var ama diss atmak bana göre bir şey değil. Gençken çok yaptık. Kavgalara karıştık falan ama hepsi manasızdı. Daha mühim şeyler var ve cidden birlik olmak bu aralar her şeyden daha önemli. Bazı musibetler de bunu sağlıyor. Bazı çatlaklar yaşanıyor ama umarım hep birlik olunur ve mücadele ruhu herkese yansır…

Dizilerde rap müziğin fazlaca kullanımı halkla buluştuğunun bir kanıtı mıdır?

Aslında Gezi olayları ile başlayan bir süreç var. Olaylar esnasında en çok rapçiler eserler sundu, şarkılar yaptı ve olayları iyi betimleyen işler çıkardı ortaya. Ceza’nın yarattığını bir adım öteye taşıdık. Rap dünyasının dışındaki insanların, avukatların, doktorların, mühendislerin, müzisyenlerin, siyasilerin bu müziği daha da ciddiye almasını sağlayan bir süreç yaşadık. Sonrasında internet kullanımının artması ile rapçilerin devri başladı aslında. Çünkü rapçilerin en iyi bildiği yer diğerleri gelene kadar internetti. Tek mecraları internetti. Bunu da bambaşka bir yere taşıdılar. Temelde internet kullanımının yaygınlaşması aslında bir yerden bir yere taşısa da Dizilerin içinde kullanılması tabii ki daha da fazla yayılmasını ve yaygınlaşmasını sağladı diyebiliriz..

Bugün birçok sanatçı ve sanat dalı engelleniyor. Durduğunuz noktadan bakışınız Nazım Hikmet’in “Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” dizelerini akıllara getiriyor…

Bilmemiz,görmemiz, duymamız istenmiyor. Ben ise hepsini yapabildiğim bir hayatı şartlar zorlasa da yaşamaya ve bunu müziğime yansıtmaya çalışıyorum. Yeni yeni yaptığım müzikle geçinmeye başladığım bir döneme geçiyorum. İnsanlar benim müziğimi, sözlerimi yaşattıkça ben de bu tavrı yaşatmaya devam edeceğim.

Oyunculuk eğitimi aldığınızı biliyoruz. Bu alanda şu an ne noktadasınız?

Şu an son albümde bu durumu çok iyi yerlere taşıdığımı düşünüyorum. Benim için şarkıların kaydını yaparkenki tavır ve söyleyiş biçemi bir çeşit oyunculuk gösterisi gibi. Rap’lere tirad mantığı ile yaklaşıyor ve müzikli söyleyiş biçimleri buluyorum. Öğrendiğim, anladığım şeylerin bana kattıklarıyla ortaya güzel şeyler çıkardığımı ve ileride daha başka bir çok şey yapacağımı düşünüyorum. Sinema ve müzikal gibi birçok şey yapabileceğime inandığım bir dönemdeyim. Bakalım kafamda olan ile önümdeki yol birleşirse yapmayı planladığım bir çok şey var.