Gizem Erman Soysaldı: Dişil enerjiyle dönüşüm başlayacak

Sanatçı Gizem Erman Soysaldı ile Asi Film Atölyeleri’nden, tiyatro ve sinema oyunculuğu arasındaki ilişkiden ve gelecekteki projelerinden konuştuk. Soysaldı, "Bütün kadınların içlerindeki yaratıcı, dönüştüren ve iyileştirici dişil enerjiyi bulup çıkardıklarında gerçek dönüşümün başlayacağına inanıyorum. Aynı zamanda erkeklerinde içlerindeki eril ve dişi enerjiyi keşfettiklerinde ve doğru kullandıklarında aynı dönüşümün daha da güçleneceğini biliyorum" dedi.

Soner Sert  soner_sert17@hotmail.com

DUVAR – 25. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde İçerdekiler filmi ile Yardımcı Rolde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan, son günlerde tiyatro sahnesinde yönetmenliğini Yusuf Demirkol’un üstlendiği, başrollerinde Nilay Erdönmez ve Ahmet Varlı ile oynadığı Julie’de seyirci ile buluşan Gizem Erman Soysaldı ile devirdiğimiz 2018’i ve üretimlerini konuştuk. Soysaldı, Asi Film Atölyeleri’nden, tiyatro ve sinema oyunculuğu arasındaki ilişkiden ve gelecekteki projelerinden söz etti.

Bu sene sizin için bereketli geçti, gibi gözüküyor. Önce İçerdekiler filmi, sonra da Julie oyunu… 2018 nasıl geçti?

2018 unutmayacağım bir yıldı. Senenin ilk yarısında Fransızca öğrenmeye başladım. Aynı dönem Julie ekibine dâhil oldum, provalar başladı. Oyun provaları yoğundu, iki oyun çıktı arka arkaya. Julie ve İstanbul Tiyatro Festivali’nde prömiyerini yaptığımız Ruhiye. Aynı anda İçerdekiler’in festival yolculuğu devam etti. Adana’ya, Malatya’ya gittik. Aynı anda Asi Film’de atölyeler başladı: Film Okuma, Yazarlık, Sinema Bize İyi Gelecek, Film Geliştirme, Kamera Önü Oyunculuk. İçerdekiler ile ilk katıldığımız festivalde iki ödül aldık. Yönetmenimiz Hüseyin Karabey, Jüri Özel Ödülü aldı. Ben, Oyuncu ödülü aldım.

‘SAHNEDE ÇIPLAKSIN’

Al Pacino, tiyatro ve sinemada oyunculuk arasındaki ayrımı şu sözlerle dile getiriyor: İkisinde de ip üzerinde yürürsünüz ama sinemada ip yerdedir. İşin riski ve ortaya çıkan hazzı bir yana, sahnenin ve perdenin oyuncuya vaat ettiği duyguları nasıl tanımlarsınız?

Usta ne güzel söylemiş, çok doğru söylemiş. Perdede olmak da, sahnede olmak da müthiş. Birinin süreci şahane, diğerinin de sonucu. Öncelikle böyle bir fark var. Tiyatro için aylarca, belki yıllarca (biz Hareket Atölyesi olarak bir oyunu 4 yılda çıkarıyoruz) çalışıyorsun. Süreçte öğreniyorsun, yaratıyorsun, zevk alıyorsun, zorlanıyorsun. Filmde ise ön hazırlıkta tek başınasın ve sette de bazen sonucu anlayamayabiliyorsun. Filmde iyi bir oyunculuğu, iyi bir yönetmen iyi bir kurgucu daha da parlatıyor. Hatta olduğundan daha iyi gösterebiliyor. Kurgunun sihirli değneği, ses, renk, müzik hepsi oyuncu için şahane destekler. İşte bu noktada bir fark daha devreye giriyor. Sahnede çıplaksın. Gerçek olandan, andan koptuğun anda hemen fark edilirsin. Çıplaksın, ormandasın, silahsızsın ve karşında tek bir yanlışını kollayan bir aslan var. Seni avlamaya hazır. İşte sahne bu yüzden de çok tekinsiz. Her an her şey olabilir, hazırlıklı olman lazım. Oyundan sonra oyuncular zor uyur, hastaysa sahnede iyileşir. Hep adrenalinden işte!

2016 yılında Remzi Kitabevi etiketiyle yayımlanan Tel Dolap isimli yemek kitabınızda, insanın doğaya döndüğünde sağlıklı ve ham olana ulaşabileceğinin, bireyin özünün tabiatta bulunduğunun sık sık altını çiziyordunuz. Yiyeceklerden yola çıkarak oluşan bu bakış açısının oyunculuğa ne tür bir etki yaptığını merak ediyorum. Pek çok farklı metot olmasına rağmen, oyuncuların tamamının ham olana ulaşmaya çalıştığını biliyorum. Bir karakteri içselleştirirken nasıl çalışıyorsunuz?

Evet doğru. Hatta oyunculuk eğitiminde eğitmen oyuncuyu çocukluk dönemine çağırır. Çocukken oynadığı gibi oynaması için uğraşır. Çünkü çocuklar anda olma konusunda eşsizler. Mesela Taylan (çocuğum) oyun oynarken tutkuyla ve büyük bir hazla oynayıp, sonra bir anda bize dönüp “Çişim geldi” diyor. “Koş” diyoruz. Gidip geliyor tuvalete ve tekrar aynı heyecanla kaldığı yerden oyununa devam ediyor. Oyun oynarken hiçbir şeye takılmıyor. Nasıl göründüğünü, iyi oynayıp oynamadığını, şarkı söylüyorsa sesinin nasıl çıktığını önemsemiyor. Oyuna girip çıkma anları son derece hızlı ve sorunsuz oluyor. Geçmişe takılmıyor, geleceğe yönelik de bir kaygı duymuyor. Nasıl ama, ütopik değil mi? Üstelik bütün çocuklar böyle. İşte ulaşmaya çalıştığım şey tam olarak bu. Bunun dışında da her karaktere çalışırken farklı yöntemler işe yarıyor.

‘GEZEGENİ SÖMÜRÜYORUZ, HAYVANLARI KATLEDİYORUZ’

Rol aldığınız İçerdekiler ile Adana Altın Koza Film Festivali’nde Yardımcı Rolde En İyi Kadın Oyuncu Ödülü aldınız. İçerdekiler, içinde pek çok mesele olmasının yanında “köle ve efendi” ilişkisine değinen ve erkek karakterin kadın karakter üzerinde tahakküm kurması sürecini ustalıkla anlatıyor. Bin yıllardır süren erkek sömürüsüne karşı, Türkiye’deki Kadın Hareketi’nin en güçlü olduğu dönemlerden birini yaşıyoruz, diye düşünüyorum. Kadın ve oyuncu olarak bu süreci nasıl tanımlarsınız?

Bu konu benim şah damarım. Toplayıcı avcı toplumdan tarım toplumuna geçtiğimizden beri var olmuş bütün erkeklerden nefret etmemek için ciddi bir çaba harcıyorum! Daha doğrusu ataerkillikle ilgili… Aslında erkeklerin de büyük baskı altında olduğu sistemle ilgili. En kötüsü, ataerk modernizm ve kapitalizmle birleşince daha da yıkıcı oldu. Gezegeni sömürüyoruz, hayvanları katlediyor, sütlerini almak için yavruları annelerinden zorla alıyor, derilerini söküp çanta yapıyor, onlara sistematik olarak işkence ediyoruz, sürekli ve gereksizce tüketiyoruz. Ekolojik dengenin yerle bir olduğunu da ancak kendi ırkımızın sağlığı bozulunca fark ettik.

Bütün kadınların içlerindeki yaratıcı, dönüştüren ve iyileştirici dişil enerjiyi bulup çıkardıklarında gerçek dönüşümün başlayacağına inanıyorum. Aynı zamanda erkeklerinde içlerindeki eril ve dişi enerjiyi keşfettiklerinde ve doğru kullandıklarında aynı dönüşümün daha da güçleneceğini biliyorum.

Hüseyin Karacabey ve Gizem Erman Soysaldı

Eşiniz, yönetmen Hüseyin Karabey’le F Tipi Film’den sonra ilk kez beraber çalıştınız. Süreç nasıl geçti? Bir daha çalışmak ister misiniz?

Evet Hüseyin’le ilk F Tipi Film’de çalıştık, 2012’de. Oyuncu- yönetmen olarak ikinci projemiz de İçerdekiler oldu. Oyuncu olarak Hüseyin Karabey ile çalışmak çok keyifli. Ne istediğini çok iyi biliyor, dünyasını çok güzel anlatıyor, çok doğru bir ekip kuruyor, herkese saygı duyuyor ve katkı sunmasını bekliyor. Oyuncuya güveniyor ve alan açıyor. Bu iki film de oyunculuk kariyerimde en önemli noktalar oldu. Tabii ki tekrar tekrar çalışmak isterim. Ama biz Hüseyin’le başka projelerde de beraber çalışıyoruz.

Mesela 2012 yazında Van’da Sesime Gel’i çekerken ben çocuk oyuncuya koçluk yaptım, yani aslında sadece setteki sürecine destek oldum. Bende yeri çok ayrıdır. Sesime Gel’in setinde Van’da yaşadıklarımı, orada hissettiklerimi unutamıyorum. Sonrasında Tel Dolap programını tasarladığımda, kanalla anlaştıktan sonra Hüseyin ekibi kurdu ve 2 yıl boyunca programın genel yönetmenliğini yaptı. İki yıl önce de Asi Film Atölyeleri’ni beraber kurduk, içerikleri tasarladık ve birlikte yürütüyoruz. Birlikte hayal kuruyoruz, üretiyoruz. Ama tabii ayrı ayrı da çok iş yapıyoruz. Ama sonuç olarak onunla çalışmak çok keyifli, çalışma sürecindeki reflekslerimiz, çalışma biçimimiz arasında uçurumlar olsa da çok keyifli.

İçerdekiler’i ve Julie’yi nerelerde, ne zaman izleyebiliriz? Program belli mi?

İçerdekiler’i büyük ihtimalle 2019 ilkbaharında sinemada izleyebileceğiz. Festival yolculuğu daha yeni, ekim ayında Adana’da başladı. İlk festivalden iki ödülle dönmek de hepimize çok iyi geldi. Jülie’yi de 19 Ocak’ta CKM’de oynayacağız. Sezon boyu da farklı sahnelerde oynamaya devam edeceğiz.

Bu aralar hazırlandığınız yeni bir proje var mı?

Yeni bir projeye dâhil oldum; BKM’nin Güzelliğin Portresi filmi. Çok heyecanlıyım. Yeni yılın ilk günlerinde sette olacağım.


Soner Sert kimdir?

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema - TV bölümünden mezun oldu. Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Film Tasarımı bölümünde yüksek lisans yapıyor. "Köprü", "Baba" ve "Ses" gibi ödüllü kısa filmlerin yazarlığını ve yönetmenliğini yaptı. İnsan hakları, ezilenlerin sinemadaki yeri, işçi sınıfının sinemadaki temsili konuları üzerine makaleler kaleme alıyor. Sinemacılığın ve gazeteciliğin ortak noktasının "hakikate ulaşmak" olduğunu düşünüyor ve yanılmamak için elinden geleni yapıyor.