Yasmin Levy: İkinci evime gelmekten mutluyum

'Acıyı güzelleştiren kadın' olarak bilinen Yasmin Levy, yeniden İstanbul'daki sevenleriyle buluşmaya hazırlanıyor. "İkinci evim" dediği Türkiye'ye gelmekten mutlu ve heyecanlı olduğunu belirten Levy, "Dinleyicilerimin sevdiği tüm şarkıları söyleyeceğim" dedi.
Yasmin Levy

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Naci en Alamo, Hasta Siempre Amor, La Alegria, Me Voy şarkılarıyla milyonların kalbini çalan Ladino müziğinin tutkulu sesi Yasmin Levy, 20 Aralık’ta Volkswagen Arena’ya geliyor. Latin ve Sefarad müziğinden İspanyol flamenkosuna, Arjantin tangosundan, Portekiz fadosuna kadar dünyanın farklı coğrafyalarında müzikleri harmanlayan müzisyen, “Dünyanın çok farklı yerlerinden, farklı inançlardan, farklı geleneklerden insanlar benim müziğimin kendi müzikleri olduğunu hissettiklerinde, bu benim için heyecan verici oluyor” diyor.

Müzisyen bir ailenin çocuğu olan Levy, piyano ile 5 yaşında tanıştı. 21 yaşında ilk kez sahne alan Levy, WOMEX 2002’de ilk kez uluslararası arenada dinleyici karşısına çıktı. İlk albümü Romance&Yasmin’de kilise korosu şefliği yapan babası Yitzhak Levy’nin ve Türk müziğinin büyük etkisi olduğunu belirtiyor. Türk yaylı çalgılarının zengin tonları ile flamenko gitarının tutkulu sesini buluşturan Levy, viyolonsel, piyano gibi batı müziği enstrümanlarıyla doğunun ritimlerini harmanlayarak benzersiz tarzını oluşturuyor.

Türkiye’de geniş ve tutkulu bir dinleyici kitlesine sahip olan Levy, Türk ezgileriyle de dinleyicilerini farklı bir müzikal yolculuğa davet ediyor. Konser öncesi Levy ile konuştuk.

Müzisyen bir ailede büyüdünüz. Nasıl bir çocukluk geçirdiniz?

Çocukluğum sevgi ve müzikle doluydu. Öyle hatırlıyorum. Birçok farklı müzik türünü dinleyerek büyüdüm. Ladino, Türk, İran, klasik, Flamenko, Latin, Arap, caz ve daha fazlası. Kız kardeşim, iki erkek kardeşim ve ben 5 yaşında piyano öğrenmeye başladık. Torunlar da bu yaşta başladı. Bu bizim aile geleneğimiz.

Babanıza olan hayranlığınızı nasıl ifade edersiniz?

Onun kişiliği her zaman bizim hayatlarımızda çok canlıydı ve hala öyle. Onun büyük bir şarkıcı oluşu aslında benim için şarkı söylemeye başlamayı çok zorlaştırdı. Çünkü, uzun yıllardır hayatta olmamasına rağmen ondan çok utanıyordum. Kendime onun ölü olduğunu ve şarkı söyleyebileceğimi izah etmem gerekti. Kendime şarkı söylemek için müsaade etmem yıllarımı aldı.

Müziğinizi ortaya çıkarırken nelerden besleniyorsunuz?

Yaşamdan. Kendi yaşamım ve başkalarının yaşamlarından. Genellikle hepimizin hüzün ve acılarından. Kendimle baş başa şarkı bestelerken, sanki sahnedeymişim gibi gözlerin beni izlediğini görüyorum ve o gözler ağlıyor.

Aşk müziğinizde sıkça değindiğiniz bir tema. Herkesin ifade ediş şekli farklı olan aşkın sizdeki karşılığı nedir?

Benim için aşk, kendinizi bütünüyle vermek ve bütün mahremiyetinizden vazgeçebileceğinizi hissetmektir.

‘RUHUMUZ DOĞASI GEREĞİ ÜZGÜN’

Dinleyici melankoliyi neden seviyor sizce?

Bence ruhumuz doğası gereği üzgündür. İnsanlarla birlikte olduğumuzda bile yalnızız; çünkü ruh yalnız bir sözcüktür. Ve bütün maskeleri çıkardığınızda, kendinizi savunduğunuz şeyleri bir kenara bıraktığınızda, ruh bizim içimizde yaratıldığı biçimiyle üzgün olmakta özgürdür. Hüzünlü müzik ruha dokunduğunda bundan kaçış yoktur.

Latin ve Sefarad müziği, İspanyol flamenkosu, Arjantin tangosu, Portekiz fadosu gibi dünyanın farklı coğrafyalarından farklı işler ortaya çıkarıyorsunuz. Bu müzikal farklılıklar dinleyicide nasıl bir kültür ortaya koyuyor?

Müzik yaptığım zaman asla düşünmem, yalnızca hissederim. Kalbimle dinlerim. Kendime karşı çok dürüstüm. Yani hissettiğim ve sevdiğim şeyleri yapıyorum. Ve dünyanın çok farklı yerlerinden, farklı inançlardan, farklı geleneklerden insanlar bana yazdığında, benim müziğimin kendi müzikleri olduğunu hissettiklerinde, bu benim için en heyecan verici şey oluyor.

Bugüne kadar müzisyen kimliğinize dair aldığınız en ilginç yorum ne oldu?

Şarkı söylemeye yeni başladığımda ve bunu yaşam biçimi haline getirecek kadar cesur olup olmadığımdan şüphe duyduğumda, yaşlı bir adam bana “Yasmin, eğer şarkı söylememeyi seçersen, Tanrı’ya karşı en büyük günahı işlemiş olursun” demişti.

‘ŞİMDİ ÖLECEK OLSAM, KARİYERİMDEN MUTLU OLURDUM’

Kendi kariyerinizi, geldiğiniz noktada nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kariyerim için şunu ya da bunu nasıl yapıyorum diye düşünmüyorum. Şimdi ölecek olsam, bu güzel kariyerin bana verdikleriyle mutlu olurdum.

Pişmanlıklarınız var mı?

Hayatımın hiçbir alanında hiçbir pişmanlığım yok. Yaptığım hataları bile beni şimdi olduğum insan yaptığına ve kariyerimi bu hale getirdiğine inanıyorum.

Yakın zamanda yeni albüm çalışmanız olacak mı?

Tabii ki. Yakın gelecekte iki albüm yapmayı planlıyorum. Biri benim İspanyol tarafımda, diğeri daha Türk tınılarıyla dolu olacak. Bunlar kendi bestelerim olacak.

Bu sahne performansınızda İstanbul dinleyicisini neler bekliyor?

İkinci evime gelmekten dolayı her zaman olduğu gibi mutlu ve heyecanlıyım. Dinleyicilerimin sevdiği bütün şarkıları söyleyeceğim.

Türkiye’deki dinleyici ile aranızdaki bağı nasıl açıklarsınız?

Ben Türk’üm. Türk hüznüyle büyüdüm. Paylaştığımız şey bu…