Aslı Gökyokuş: Müzik sektörü ezberleri bozmalı

Türkçe rock müziğin güçlü kadın vokali Aslı Gökyokuş, tam 11 yıl aradan sonra yeni stüdyo albümü 'Dünya' ile yeniden dinleyici karşısında. Gazete Duvar'a konuşan Gökyokuş, “Müzik sektörü bazı doğru bildiği ezberlerden artık kurtulmak zorunda. Radyocusundan televizyoncusuna, gazetecisinden organizatörüne... Dinleyiciler ne istiyor? Yeni müzisyenler nereye doğru gidiyor? Biz ne yapabiliriz? diye düşünmeleri lazım. Çok alıştıkları düzende gidiyorlar bu da bence tüm sektörü kilitliyor” dedi.
Fotoğraflar: Fethi Karaduman

Işıl Çalışkan  esmaisilcaliskan@gmail.com

DUVAR – Rock soundu ve özgün vokali ile 2000’li yıllarda adını sıkça duyduğumuz Aslı Gökyokuş, uzun süren sessizliğini “Dünya” isimli albümüyle bozdu. Gökyokuş, merak edenler için “Bunca yıl ne yaptı?” sorusunun cevabını şarkılarıyla veriyor. Sessiz kaldığı yılların acısını çıkarmaya kararlı görünüyor. Üstelik bu kez daha da emin adımlarla… 16 parçalık albümdeki şarkıların her biri gerek soundu, gerek sözleriyle dinleyicinin zihninde demlenmeyi bekliyor.

Gökyokuş, bu albümde 11’i yeni olmak üzere, ‘Ölüm Kapımı Çalmasa da’, ‘Su Gibi’, ‘Keşf’i Alem’, ‘Tüm Şehir Ağladı’, ‘Sessizce’ gibi hit şarkılarının yepyeni versiyonlarıyla çıktı müzikseverlerin karşısına. Alen Konakoğlu ve Gökyokuş prodüktörlüğünde hazırlanan Arpej Yapım etiketiyle yayınlanan albümde düzenlemeleri Alen Konakoğlu, Selim Öztun ve Gökhan Büyükkara yaptı. Albümde modern bir türkü olarak düzenlenen ‘Kara Orman’ ile alıştığımız Aslı, tarzının dışına çıkıyor. Ancak onun altından da başarıyla kalkmış müzisyen. Ayrıca albümde kızına hediye ettiği ‘Yaz’ ile Ferman Akgül ve Nev’le birlikte seslendirdiği ‘Mış Gibi’ de sürprizler arasında.

Gökyokuş ile Dünya’yı, rock müziği ve bugünün Türkiyesi’ni konuştuk.

Aslı Gökyokuş ve Işıl Çalışkan

Bunca yıl sonra dinleyicilerin karşısındasınız. Neler hissediyorsunuz?

Çok iyi hissediyorum. Şarkıları insanlarla paylaşmayı özlemişim çünkü. Yakın zamanda konserlerle de beraber olunca daha iyi hissedeceğim. Açıkçası bu kadar süre sonra albüm yapmak ve şimdi de şarkıları insanlarla paylaşmak iyi hissettirdi.

Bu süreçte neler yaptınız? Nasıl geçti yıllar?

Nasıl bu kadar hızlı geçtiğini anlayamadığım, özel bir dönemdi… Hamileliğin son dönemine kadar konserler vermeye devam etmiştim. Yedinci ay itibariyle bıraktım çalışmayı. Doğum sonrası, benim gibi ilk kez anne oluyorsan anneliği keşfetmekle geçiyor. İlk birkaç gün hiç yapamayacağını düşündüğün bir şeyin bir hafta sonra uzmanı olmuş gibi hissediyorsun. “Alt değiştirme mi? Nasıl yapacağım? Küçücük!” derken alışman iki gün sürüyor. Başka hiçbir şeye ne halin ne vaktin oluyor. 1 buçuk sene tüm odak noktam kızımdı. 2 sene emzirdim. Annem sağ olsun çok destek oldu tabii. Sonra bir yardımcımız oldu ve ben de albüm için çalışmaya, kafa yormaya yavaş yavaş başlayabildim.

Anne olmak müziğinizi nasıl etkiledi?

Beni etkiledi ve otomatik olarak yazdığım şarkıları da etkiledi. İnsan olarak biraz daha hassaslaşıyorsun. Belki içinde hiçbir hassasiyet duygusu olmayan bir insanda aynı etkiyi yaratmayabilir bilmiyorum. Ama anneliği de açmak lazım. Her anne, anne olmuyor, olamıyor. Her doğuran kadın da anne olmayı hak etmiyor. Aynı zamanda doğurmamayı seçen ya da çeşitli sebeplerden çocuk sahibi olamamış bir sürü kadın da var. Onlar ruhen çok daha ince olabiliyorlar. Önemli olan anne olmaktan ziyade, insanın ne kadar vicdanlı olduğu, içinde başka bir varlığa verebileceği sevginin boyutu. Ben kızım sonrası oldukça anaç bir kadın oldum. Sadece kendi çocuğuma değil, her çocuğa karşı daha hassasım. Onlarla ilgili kötü hiçbir haberi bile izleyemez oldum. Tüm bu süreç ve değişim müziğe de öyle ya da böyle yansıyor elbette.

Annelikle ilgili de birçok şarkı var albümde. ‘Anneler Affetmez Sizi’ parçasının hikayesi nedir?

Bu parçanın her ne kadar benim anne olmamla doğru orantılı olduğu düşünülse de şarkının sözleri eşime ait, müziğini birlikte yaptık. Yani aslında bir erkek tarafından yazıldı sözleri. Bu anlamda da önemlidir bence. Nakaratının sözleri üzerinde beraber çok fazla çalıştık. Anne olmak elbette çok fazla şeyi değiştiriyor. Aslında dünyaya ve insanlığa olan bakışı da değiştiriyor. Ancak daha önce de söylediğim gibi hayatta her şey çocuk sahibi olmakla ilgili olmadığı gibi, her hassasiyet de sadece anne babaya özel değil. Canından can giden herkes derin bir acı yaşar.

Canından can gitmişken o canın birileri için en ufak bir önemi olmadığını görmek o acıyı daha da derinleştirir. Ölüm, doğum kadar gerçek. Her ne kadar hayatımızın çoğunu bunu inkar ederek geçirsek de, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor olsak da gerçek. Ama başkalarının kirli oyunları yüzünden kaybedilen canlar daha iç acıtır. Bunu da hiçbir anne, babaya anlatamayacağınız gibi haksızlığa karşı gelen hiçbir insana da anlatamamanız gerekir. Sebep olanların da er ya da geç cezalandırılması en azından belki vicdanları biraz hafifletebilir. Çok içten yazılmış bir şarkıdır Anneler Affetmez Sizi.

’70-80 YAŞLARINDA KADININ KELEPÇELİ HALİNİ UNUTAMIYORUM’

Bu şarkı Cumartesi Anneleri’ne yazılmış hissi veriyor. Doğru mudur?

Bu şarkı yazıldıktan sonra hatta kaydedildikten sonra o malum olay yaşandı aslında. Cumartesi Anneleri’nin toplanmaya başlaması çok eskiye dayanıyor tabii ki. Ama yakın zamanda Cumartesi Anneleri’nin yerlerde sürüklendiği, ellerinin kelepçelendiği acı bir olay yaşadık. Son derece üzücü. 70-80 yaşlarındaki bir kadının kolları arkada kelepçelenmiş fotoğrafı gözümün önünden gitmiyor açıkçası. Bunları hiçbirimiz hak etmiyoruz. Daha hassas yaklaşmamız lazım. Çocuğunu kaybetmiş annelere ve babalara karşı çok ciddi empati kurabilmemiz ve anlayış gösterebilmemiz lazım. Evladına ne olduğuna dair bir ipucuna dahi ulaşamamak ne kadar acıdır, düşünebilir misiniz? Burada görev sadece devlete, devletin memuruna değil vatandaşa da düşüyor. ‘Anneler Affetmez Sizi’ onlar için yazılmış bir şarkı değil ama acı çekmiş her anne kendinden pay çıkarabilir tabii.

Bu albüm diğerlerine göre biraz daha toplumsal meselelere ağırlık veren bir albüm olmuş. Müziğin mesaj vermesi sizin için ne kadar önemli?

Müziğimin mesaj vermesi benim için hiç önemli değil. Hatta mesaj kaygılı yapılan şeylerden de hoşlanmam aslında. Burada yapmaya çalıştığım şey mesaj vermek asla değil. Bu tamamen kişisel olarak şikayetimi dile getirdiğim, kendimce haksız olduğunu düşündüğüm şeylerin bir insan, bir kadın tarafından dışa vurumu aslında. Dünyaya baktığın zaman içinde yaşadığımız gezegene, içindeki hiçbir canlıya, birbirimize iyi bakmıyoruz. “Dünya” kesinlikle politik bir albüm değil. Düşünen bireylerin dünyayı, evreni, hayatı, insanlığı sorgulayan sözlerinden oluşuyor sadece. Aslında bu sorgulama her albümde vardı sadece zamanla dozu arttı. İlk albümümde de ‘Siz’ diye bir şarkı vardı. Şimdi bakıyorum da aslında o yaşta yazılmış ağır sözlermiş. Veya üçüncü albümdeki ‘Dünya Durulmadan’ şarkısı. Her zaman kendimce dile getirdiğim şeyler vardı ama yaşla birlikte hassasiyetler de değişiyor. 20’li yaşlarda içinde yaşadığım ülkeyle şu anki ülkenin koşulları ve şartları da aynı değil. Bundan da hepimiz kendimizce etkileniyoruz ben de ister istemez etkilendim. Üretirken ve yazarken bunlardan bahsetmemek de olmazdı.

Eski Aslı ile bugünkü Aslı arasındaki en büyük fark nedir? Kendinize dönüp baktığınızda neler görüyorsunuz?

Geçen gün internette çok eski bir röportajımı gördüm. Söylediğim şey beni çok güldürdü. ‘Dünyaca ünlü bir rock star olmak istiyorum’ demişim. Beş dakika güldüm buna. O ilk gençlik ve toyluğun verdiği enerjiyle insan o kadar çok şey yapabileceğine inanıyor ki… Şartlardan bağımsız kendine güveniyorsun güzel ama bazen böyle de konuşabiliyorsun. Ben de konuşmuşum zamanında. Bugün ne kendimle ne de gelecekle ilgili kesin ve iddialı konuşmayı seviyorum. Bu kendimi küçümsemek veya değerimin farkında olmamaktan kaynaklanmıyor ama tevazu önemlidir. Devamlı kendini öven insanlardan hoşlanmam, ben utanırım.

Gelecekle ilgili çok büyük cümleler de kurmam. Çünkü hayat bana anında bitebileceğini de gösterdi. Çok genç yaşta iki kuzenimi kaybettim. Onlar için de uzun bir hayat vardı, planları vardı. Ama bitiyor, bitebiliyor. O yüzden hayat, zaman bize birçok şey öğretiyor. Ama tabii ki dileklerim, hayallerim var. Herşeyden önce kızım için elbette uzun yaşamak istiyorum. Ve tabii ki inşallah hepimiz için de sağlıklı bir gelecek diliyorum.

‘MÜZİĞİM GÜZEL YILLARA GÖTÜRÜYOR’

Aslı bir devrin insanlarına geçmişte yaşadıklarını hatırlatıyor. Bu sizin için nasıl bir his?

Bunu görüyorum. Herhalde uzun bir süre yoktum ya ilk gençlik yıllarına götürüyorum bazı insanları. Yeni albümümün eski dostla karşılaşmışım gibi hissettirdiğini söylüyorlar. Daha küçük yaşlarda hayatla ilgili kaygılarımız da daha az ya… Öğrencisin, para kazanma kaygın yok, sorumlulukların yok, işe gidip koşturmak zorunda değilsin, evli değilsin, belki ilk aşk acını yaşamışsın… Aynı zamanda ülkenin siyasi iklimi daha sakin. 80 sonrasından bahsediyorum elbette. Her ne kadar ülke hiçbir zaman çok da sakin bir siyasi tarihe sahip olmamış olsa da biraz daha durulup yükseldiği dönemler olmuş. Son yıllarda da çok acılar yaşadık. Herhalde o güzel yıllara götürüyor şarkılar bazı insanları. İyi hissettiriyor bana.

Gençlere ulaşamama kaygınız var mı?

Ulaşamama kaygım yok. 25 yaş üstü beni daha çok dinliyor, biliyor. Ağırlıklı olarak 25-55 arası düşünebilirim genel dinleyici profilini. Aslına bakarsan geniş bir profil ama şu bir gerçek ki bir sürü genç insan beni tanımıyor. Bunu da çok doğal buluyorum. Çünkü onların kendilerini bildikleri yaşlarda ben pek yoktum. Ailelerinden ya da oradan buradan duymazlarsa keşfetmeleri de kolay değil. Umarım bu albümle birlikte onlar da dinler severler.

Sizin şarkılarınız zamansızlık hissi veriyor. Yıllar geçse de tüketilmiyor sanki. Bunun sebebini neye bağlıyorsunuz?

Öyle olmasını dileyerek yapıyorum aslında. Öyle ise ne mutlu bana. Sadece yaptığım şeyi inanarak ve özenerek yapıyorum. O süreçte hangi albümü yapıyorsam doğru bildiğim şekilde yapmaya gayret gösteriyorum. Birileri ne düşünür diye hiçbir zaman müzik yapmadım, hep içimden geldiği gibi yazdım, çizdim. Yazmış olmak için yazmadım, hissetmeden söylemedim. Hiçbir zaman bir yarışın içine girmedim. Birlikte çalıştığım arkadaşlarıma da hep bunu gösterdim. Öyle hissettiriyorsa sebebi budur.

‘BUGÜN İYİ BİR GİTAR TELİ 300 TL’DEN BAŞLIYOR’

Türkçe rock müziğin 90’lardan bu yana yaşadıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu dönemde biraz düşüşte ya da duraklama döneminde olduğunu düşünüyorum. Bunun çok çeşitli sebepleri var. Bizim jenerasyonla beraber 90’ların sonu 2000’lerin başında çok ciddi bir çıkışı oldu. Bizler de o anlamda güzel bir gençlik yaşadık ve o dönemde yer almak da hoş bir duyguydu açıkçası. Birbirimizin çocukluğunu bildiğimiz bir sürü isim var. Her biri ayrı, önemli bir yere geldi. 2000’lerin ortalarından sonra tüm koşullar değişti. İnternet hayatımıza çok ciddi girdiği için dijital satışlar arttı. CD satışları neredeyse bitmeye başladı. Hal böyle olunca geçiş döneminde plak şirketleri çok zorlanmaya başladı ve sanatçılara yatırım yapamadılar. Özellikle gençler bundan nasibini aldı. Ailelerinden imkanları yoksa kendi işlerine yatırım yapamamaya başladılar.

Bugün müzik markette kendine iyi bir tel alacaksan bile 300-400 liradan aşağı çıkamazsın oradan. En basit şeyden bahsediyorum. Gitaristin pedalından, gitarından bahsetmiyorum, tel almasından bahsediyorum düşünün! Artık müzik yapabilmek için her türlü zorluğa göğüs gerip bu işe azmetmek lazım. Şu an bir plak şirketinin kapısını çaldığında, eğer her şeyin hazırsa tamam gel ben basayım diyor. Dijital olarak eğer albümünü ya da şarkısını sunabilirse dinleyiciye ve bir de şansı yaver giderse o şekilde ulaşabiliyor. Böylece de plak şirketine ihtiyacı kalmıyor. Bu işin hem avantajı hem de dezavantajı oluyor aslında. Ama bu ister istemez bazı dengeleri oynattı yerinden. Bizim jenerasyon aslında şu an öğrenme sürecinde. Gençler zaten bunu böyle gördükleri için onlar için çok fazla bir değişiklik yok. Onlar aslında yeni gerçeklikleri beraberinde getiriyorlar. Herkese de öğretiyorlar.

Müzik sektörü bazı doğru bildiği ezberlerden artık kurtulmak zorunda. Radyocusundan televizyoncusuna, gazetecisinden organizatörüne… Dinleyiciler ne istiyor?, Yeni müzisyenler nereye doğru gidiyor? Biz ne yapabiliriz? diye düşünmeleri lazım. Çok alıştıkları düzende gidiyorlar bu da bence tüm sektörü kilitliyor. Spotify’da en çok dinlenenler listesine baktığınızda dinleyicinin beklentisi ile piyasanınki neredeyse hiçbir şekilde bağdaşmadığını görebilirsiniz.

Ölüm Kapımı Çalmasa da, Tüm Şehir Ağladı… Bunlar aslında sizin çok sevilen şarkılarınız. Bu albümde yeni versiyonlarıyla yayınladınız. Her zaman yeni versiyonları biraz riskli değil mi?

Sen nasıl düşünüyorsun?

Benim favorim Ölüm Kapımı Çalmasa da. Bence orijinalinden daha güzel olmuş. Şarkı kendi içinde daha da yükselmiş.

Böyle düşünmen ne güzel! Ben de öyle düşünüyorum. Ölüm Kapımı Çalmasa da’yı biz de çok severek yaptık. Dediğin gibi bu bir risk. Ama bir başkasının şarkısını yapmak daha büyük risk. Geçmişte Hümeyra’nın çok değerli şarkısı Kördüğüm’ü yaptığımda da riskti. Ama yeni nesil o parçayı hiç bilmiyordu. Belli bir yaşın üstündekiler biliyordu ve çoğu insan Kördüğüm’ü benim şarkım zannetti. Ve genç insanlar tarafından çok sevildi. Mesela Gökyüzünde Yalnız Gezen Yıldızlar parçasını yaptığımda o daha büyük bir riskti. Kült olmuş bir Türk Sanat Müziği şarkısını ben bambaşka bir formatta yayınladım. Nitekim çok fazla insan yadırgadı. Kendi şarkını yapmak daha farklı. Onun o versiyonunu da sen yapmışsın, sahibi de sensin. Kendi şarkınla istediğin gibi oynayabilme lüksüne de zaten sahip olabilmelisin diye düşünüyorum. Bu bir versiyon.

Asıl halleri her zaman özel olarak orada kalacak ve dinleyiciler istediği zaman ona ulaşabilirler. Ama 2018 yılında daha modern bir soundla, benim bugünkü halimle yorumlayabilmek iyi hissettirdi bana. Zaten ben senelerdir bu şarkıları farklı versiyonlarıyla konserlerimde söylüyorum. Ölüm Kapımı Çalmasa da parçasının sonundaki yükseldiğimiz kısım bizim sahnede hep yaptığımız şeyler. Beni konserlerde takip edenler için çok farklı değil aslında. Orijinalinden en farklı olanı Sessizce oldu. Ben eski şarkılarımı yeniden dinliyor oldum. Albüm yaparsın, bir süre sonra artık doğal olarak o şarkıları dinlememeye başlarsın. Ben de bu albüm vasıtasıyla çok sevdiğim şarkılarımı tekrar dinlemeye başladım. Dinleyici için de öyle olursa ne güzel.

‘DENİZ GEZMİŞ VE ARKADAŞLARI İÇİN YAPTIĞIM ŞARKIYI BİLEREK DUYURMADIM’

2015 yılında Deniz Gezmiş ve arkadaşları anısına “Üç Cemre” isimli bir single çıkardınız. Bu parça çok duyulmadı ve duyurulmadı aslında. Bunun da hikayesini dinlemek isteriz.

Onun aslında konuşulmamasının bir sebebi de benim. Şarkıyı çok az duyurduk. Ben Üç Cemre’ye bir single olarak da bakmıyorum. Çünkü hiçbir ticari kaygı taşımadan yapıldı o şarkı. Dijital olarak yayınlandı ama ben Üç Cemre’den hiçbir kazanç elde etmeyeceğimi baştan belirttim. Çünkü özel bir şarkıydı bizim için. Sözlerini ve müziğini eşim yazdı. Aslında 2015’ten daha önce yazılmış bir şarkıydı. Fakat hep 6 Mayıs’ta Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının ölüm yıl dönümünde yayınlamak gibi bir isteğimiz vardı. 2015’te yapalım dedik. Sadece sosyal medya hesaplarımdan paylaştım.

Bir hafta şarkıyı paylaştıktan sonra belki de gereğinden fazla bir hassasiyet göstererek aslında çok güzel bir şarkının daha fazla duyulmamasına vesile olmuş olabilirim. Çünkü insanlar her şeyde kötü niyet aramaya çok meraklılar. Bu kadar hassas olunan insanlar üzerinden ne bir prim yapıyor gibi ne de o isimlerden nemalanmaya çalışıyor gibi görünmek benim en son isteyeceğim şey. Ama benim için çok özel bir yerde duran çok güzel bir şarkı.

Eşinizle çalışıyorsunuz. Zorlukları oluyor mu?

İlk kez biri böyle söyleyince ilginç geldi. Eşimle çalışıyor muyum? Biz hiç böyle düşünmemiştik. Benim eşim aslında Vehbi Koç Vakfı’nın Genel Müdürü. Dolayısıyla profesyonel olarak çok farklı bir iş yapıyor. Kendi alanında da önemli bir isim. Aynı zamanda Yönetim Kurulları ve Vakıflarla ilgili iki kitap da yazdı. Ama bir taraftan da içinde çok ciddi bir müzik aşkı var. 30 senedir gitar çalıyor, şarkı yapıyor.

Biz ilk beraber olmaya başladığımızda da şarkıları vardı. Seneler içinde çok daha fazlalaşmaya başladı. Birlikte üretmeye başladık. Benim müzisyen olmam onu daha da tetikledi. Elbette çok zevkli. Biz hayata çok ortak noktalardan bakıyoruz. Hassasiyetlerimiz, adalet kavramımız, hayata, ölüme yaklaşımımız çok benzer. Ama birlikte ürettiğimizde ama o ürettiğinde, sadece kendim yazmış gibi söyleyebiliyorum. O da büyük bir avantaj tabii. Erdal yıllar içerisinde çok ilerlemiş oldu bu alanda. Ben de onun bu kadar iyi bir şarkı yazarı ve söz yazarı olmuş olmasından mutlu oluyorum.